Ömer küçük bir şehirde yaşıyordu.

Baba yok, amca yok, dayı yok.

Aile baskısıyla ilgisini çekmeyen bir bölümü, mantar gibi çoğalan niteliksiz bir üniversitede okudu.

Sağlık sorunları sebebiyle iş olarak devam ettiremedi.

Ömer tekrar sınava girdi, bu sefer istediği bir bölüme gitti. Ama KYK borcu ve o okulun masrafları merhaba dedi ona.

Boş durmamak adına bir dükkanda işe girdi. Ömer'in değeri yoktu, iş arayan yüzlerce insan ve bunların arasında karın tokluğuna çalışan Suriyelilerin arasında. 10 saat koşturuyordu Ömer ama bir asgari ücreti bile çok gördüler ona. '' Öyle bir çığlık atsam ki dünya çatlasa! Altı milyar insan sağır olsa!'' diye geçirdi içinden.

Mutsuzluğuna hiçbir çare aramıyor ve en büyük acının kendininkinin olduğunu düşünüyordu.

Ömer içine kapanık bir biçimde bilgisayar ile geçirdiği ergenlik dönemlerindeki kazanımlarını iş olarak yapmayı denedi. Başlangıçta komik bir kazanç grafiği çiziyordu. Sonradan sonraya açıldı aynen üniversitede dış dünyaya açıldığı gibi.

Pandemi nedeniyle birçok insanın yeni tanıştığı home office çalışma biçimi ile özgüvenini, öz saygısını geri kazanmış, ilaç kullandıracak kadar ileri giden kaygılarından ve depresifliğinden uzak kalabilmişti nihayet. Tüm bunları Coşkun abisine ve ekibine borçluydu.

Her neyse serin hikaye oldu. Ferahladık :d birşey üflemedim veya koklamadım ama Ömer'i çok yakından tanırım