Bende bir cümlenize asla katılmadığımı belirterek başlamak istiyorum. Yanlış anlamayın, kusura bakmayın ama oy kullanmayan bir vatandaşın bana konuşmaya hakkı yokmuş gibi geliyor. Kötü bir düzen varsa, memnuniyetsiz isek en azından 10 dakika zaman ayırıp bir zarfı şeffaf bir kutunun içine atabilmeliyiz ve oy kullanmamayı elitlik olarak görmemeliyiz, oy kullanmamak bildiğiniz suya sabuna dokunmadan bir şeylerin düzelmesini beklemektir. Benden 9 yaş büyükmüşsünüz ama oy konusunda dediğim gibi görüşünüze üzülerek katılamıyorum. Ben x bir partinin 600 küsür bin nüfuslu ilçesinin delegesi ve bilişim sorumlusu olarak tek kuruş almadan yıllardır emek veriyorum, bir şeylerin düzelmesi için yeri geldi 10 saat ayakta parti ismi bile vermeden aşure dağıttım, yeri geldi sokak sokak broşür dağıttım, yeri geldi kutlama pankartları astım, yeri geldi esnaf ziyaretleri yaptım ve seçim günleri okullarda bilişim sorumlusu olarak görev yaptım. Son seçimde sabah 5 gibi uyanıp 6da okul önünde diğer görevliler ile buluşup 36 sandıklı okulda 85+ kişi görev yaptık ve gece 1 gibi son sandık çetelesini genel merkeze bildirip işimi bitirdim, tam 20 SAAT boyunca ve çoğunlukla ayakta, 5 katlı okulun en üst katına kaç kere inip çıktığımı, kaç kere su ve 3 kuruşluk yarısı boş sandviç meyve suyu sade poğaça taşıdığımı hatırlamıyorum, 5 kuruş almadan, diğer zengin birkaç parti görevlilerine yoğurtlu iskenderli menüler ve sınırsız çay getirilip götürüldü ve toplantıya bile katılsalar para alıyorlar, biz cebimizden para harcadık, su yetmedi bakkaldan alıp 36 sandık görevlisi ve 36 yedeğine, kat sorumlusu ve okul başkanlarına dağıttık, yaşça büyük sandık görevlilerinin yerine baktık onlar ihtiyaç giderirken, 20 saat eziyetin en büyüğünü çektik ve en azından bu böyle gitmez diyebildik, bir şeyler yapabildik. Bizim elimizden bu kadarı geldi, keşke daha fazlası gelebilseydi. En zor günlerim seçmen listeleri asıldığında kar yağarken dondurucu soğukta dışarıda saatlerce ayakta ayazda beklemekti ama her saniyesi helali hoş olsun, gönül rahatlığı ile ben bu ülke için elimden geleni yaptım diyebiliyorum, kendimle gurur duyabiliyorum ve herkesin kendisine en mantıklı gelen görüş için elinden geleni yapması gerektiğine inanıyorum.
Belediye seçimlerinde sadece maaş olarak düşünmeyin, partilerin ilçe başkanları genellikle maaş almazlar en azından bizim başkan maaş almıyor, aksine cebinden tonla para harcıyor. Burada ünvanın önemi büyüktür, sırf o ünvan için mesela iç mimarsınız ve iç mimar ihtiyacı olan partili ilk sizi bulur, size iş yaptırmak ister, dayanışma vardır. Belirli bir yere geldiğiniz zaman ve ünvan kazandığınızda işleriniz açılır, her belediye başkanı hır.sız derseniz yanlış yapmış olursunuz. 10 Milyon TL harcayan aday gördü bu gözler tek seçim için, aday olmak için üzerine para alanları da gördüm.
Üniversite mezunu insanlara asgari ücret teklif edilmesi en büyük küfürdür, hadsizliktir, terbiyesizliktir. Ülkemizde maalesef bu normal karşılandığı için çoğu kişi bu küfürlere muhatap olmak zorunda kalıyor. Rahmetli Levent Kırca'nın müthiş bir skeci vardı, 2 aileden biri çocuklarını tüm paralarını harcayarak okutup öğretmen yapıyor, diğer aile tarlada çalıştırıyor, hayvancılık yaptırıyor ve ailece çalışıp bir arsa alıp bina yaptırıyorlar okutacakları paraya. Öğretmen işsiz, atanamıyor, ırgat gibi çalışıp bina diktiren bir dairede oturup 10 küsür daireden kira geliri topluyordu. İşte hayat böyle adaletsiz, acımasız maalesef. Okumanın hiç değeri kalmadı, çoğu kişi boşuna okuyor. Öğretmen ihtiyacı 10 bin ise ne diye 200 bin öğretmen mezun edersiniz? Kim yapıyor bunun planlamasını? Bazı şeylerde mantık aramıyorum artık.