Konunun detayları kendisinden önemli.
Maalesef bu kadar önemli sınır belirleyen konular bizim müfredatta yer almıyor.
Çünkü resmi tarih yazımı PKK meselesinin 1980'lerin başında kurulan marksist leninist pkk ile başladığını öne sürmek istiyor.
İnkılap tarihinde de bölücü isyanlar üstü kapalı işlenir detayları hiç anlatılmaz.

1926 yılından itibaren dönemin PKK sı Irak'ta değil İran'da faaliyet gösteriyor.
İran'daki terörist aşiretler sınırı geçip Türkiye'ye saldırıyor.
O zaman iran sınırı ağrı dağından geçiyor.
Dağın doğu bölümü yani küçük ağrı iran toprağı.

Zamanın teröristleri bu bölgeden gelip Türk topraklarına saldırıyor.
Türkiye İran'a ciddi nota veriyor, sınır güvenliğinin sağlanmasını istiyor.
Ama İran da bugün Irak'ın 30 sene önce Suriye'nin yaptığı gibi teröristleri himaye ediyor sınır güvenliğini sağlamıyor.
İsmet İnönü sert tepki gösterip sınır ötesi askeri operasyonlar düzenletiyor.
Atatürk ise İran ile diplomaitk müzakereler yaparak sınır güvenliğini sağlamak istiyor.
Aralarında fikir ayrılıkları var.

En son teröristler Ağrı'ya saldırıp Türk askerlerini ve subaylarını kaçırıp İran'a götürüyorlar.
Türkiye nota verip askerlerin iadesini ve sınır güvenliğinin sağlanmasını istiyor.
Askerler iade ediliyor ama İran hiç bir adım atmıyor.
1930'da Ağrı da büyük bir kalkışma meydana geliyor ve İsmet İnönü İran içine kadar giren büyük bir operasyon yaptırıyor.
Ağrı dağının tamamı çevirip teröristleri imha ediyor.
İran Türkiye'nin kararlı tutumu yüzünden savaş riskine giremiyor.

Atatürk İran'ın başındaki Şah Rıza Pehlevi ile sınır güvenliği sorununu çözmek için toprak takası konusunda anlaşıyor.
Ağrı Dağının tamamı Türkiye bırakılırken karşılığında bazı Türk toprakları da İran'a bırakılıyor.
Bu esnada Atatürk İran Şahı ile ciddi bir dostluk kuruyor ve parasını ödeyerek Nahcivan'a açılacak 12km lik bir toprağı daha satın alıyor.
Yani hem sınır sorununu çözüyor, hem dostluk kuruyor hem de kişisel ilişkileri ile çok stratejik bir alanı satın alıyor.
Atatürk ile İran Şahının dostluk ve güven ilişkisi o kadar ilerliyor ki İran ile Afganistan arasındaki sınır anlaşmazlığında Atatürk'ü hakem olarak seçiyorlar.
İran Afganistan sınırını da Atatürk çizdiriyor.

Bu kadar önemli bir konunun devlet eli ile öğretilmemesi saklanması ne kadar acıdır.
Atatürk hem kendi devrinin büyük bir güvenlik sorununu çözüyor, hem İran ile dostluk üzerine ilişkiler kuruyor hem de Sovyet Rusya'nın yıkılmasının ardından Türk dünyasına açılacak bir kapı aralıyor.
Bir siyasetçinin Atatürk ile karşılaştırılabilmesi için sorun yaratması değil, çatışma yaratması değil, sorun çözebilmesi, çatışmaları bitirebilmesi gerekiyor.