Hocam hala ekonominin temel sistemini anlamadığın için arabaya 100 devlete 350 ödüyoruz diyorsun.
O arabayı biz üretmiyoruz. O araba için verdiğin 100 lira yurtdışına gidiyor. Devlet de sana diyor ki sen yurt dışına 100 lira kaçırmak için bana 250 lira vermen lazım.
Yani cari açığı bu şekilde kontrol altına alıyor.
Çünkü Alman bir sürü araba markası var, bizim araba markamız yok.
Biz 1 passat almak için tonlarca domates ihraç etmek zorundayız.
Yani bizim bahsettiğin arabayı araba üreten ülkeler ile aynı paraya binememizin nedeni katma değer üretememiz.
Araba üretmeye de gerek yok. Biz mikroçip üretsek ne olurdu?
Biz bir kilo mikroçipe 150 ton araba alabilirdik.
Bu devlet para harcıyor.
Üniversite öğrencilerine kredi veriyor.
Bu krediyi neden veriyor?
Borcu alan okusun, katma değer üretsin ve borcunu ödesin diye.
O para öğrencilere hibe değil.
Başarılı öğrencilere zaten bir ton burs veriliyor.
Eğer burs alacak düzeyde değilseniz yeterince başarılı değilsiniz demektir.
O zaman üniversite okumak için borç alınıyor.
Sonra bu borcu ödeyebilecek bir vasıf kazandırmayan üniversiteye gidiliyor.
Sonra üniversiteden mezun olunca katma değer üretecek vasfa sahip olunmadığı için iş bulmakta zorlanılıyor ve kredi ödenemiyor.
Bugün mühendisler iş bulamıyormuş.
Ben hiç 3 dil bilen bir mühendisin işsiz kaldığını görmedim.
Benim kargo şubemde otomotiv mühendisi var.
Bu çocuğa gel maaşın kadar para vereyim 2 günde istediğim bir parçanın çizimini yap 3D yazıcıda basacağım dedim.
Parça zor bir parça da değil.
Ama yapamadı çünkü vasıfsız bir üniversitede okumuş ama kendini geliştirememiş.
Ben bilgisayar üzerine tahsil yapmadım.
Programlama, network yönetimi, seo, sem, smm, photoshop vs herşeyi kendi başıma öğrendim.
Bunların hepsini de ingilizce bildiğim için öğrenebildim.
İnternet çağında devletin kendisini eğitmesini bekleyenler daha çok bekler.
Artık bilgi devletin elinde değil, bilgi siber uzayda dolaşımda.
Elinin altındaki internetten bilgi edinmeyi bilmeyen kendini geliştirmeyen adamları devlet eliyle sınıflara kapatsan da bir şey öğrenmezler.
Son olarak maddi durum bahanelerin tamamen hikaye.
Günde 2 paket sigara içiyor senede 1 kitap almıyor o gariban yarınını göremiyor dediğin adamlar.
Ukraynalı bir sevgilim vardı. Ukrayna feci şekilde fakir bir ülke.
Kız 2 işte çalışıyordu. Ve çocuklarını kitap okumadan uyutmuyordu.
Türkiye'de kadınların %99'u çocuklarını ayaklarında sallayarak uyuturlar.
Çocuklarını kitap okuyarak uyutmayan bir milletin çocukları kitap okumaz.
Kitap okumayan insanlar aydınlanamaz devlet eliyle de aydınlatılamaz...
Çünkü anasının babasının kitap okduğunu görmeyen çocuklar da kitap okumazlar...
Yani yapılması gereken şey devleti değiştirmek değil kültürü ve halkı değiştirmek.
Ben daha çok çalışmalıyız derken 15 saat mesai yapmaktan bahsetmiyorum.
Türkler ne zaman Almanlardan daha çok kitap okur, Almanlardan daha fazla sanatla kültürle siyasetle ekonomi ve kişisel gelişim ile ilgilenir o zaman bir süre sonra Almanlardan daha iyi yaşam koşullarına sahip olurlar.
Biz şikayet etmiyoruz. Şikayet bile aktif bir eylemdir, ÖTV'den memnun olmayan adam imza toplar, gider devlete iktidara siyasi partilere başvuruda bulunur.
Biz sadece söylenen bir milletiz.
Bu forumda açılan konularda sadece söylenmektir.
Hadi dernek kuruyorum ÖTV'ye karşı mücadel ebaşlatıyorum, ya da daha önce kurulmuş bir derneğe üye oluyorum diyeni duymadık.
Yani değerli kardeşim devletin sistematik şekilde vasıfsız bir topluma vasıf kazandırıp bilinç kazandıracağını düşünmek saflıktır.
Devlet iktidar tarafından yönetilir ve iktidardakiler vatandaşın bilinçlenmesine falan değil, bir sonraki seçimde tekrar iktidara gelecekleri işlere öncelik verir.
kendin söylüyosun. aileler çocuklarını ayaklarına yatırıp uyutuyolar diye. kitap okumadan, dümdüz uyutuyolar. ailesinde kitap görmeyen çocuğun kendisi de zor kitap okur diye. ben de bu durumdan bahsediyorum zaten. 1 - aile 2 - devlet vizyon kazandırır 3 ise kendi imkanlarıyla vizyon kazanır çocuk dedim öncesinde. 3 ün olma ihtimali ise nadirdir. sen nadirsin bi başkası nadir. genele uyarladığında 2 temel sebep vardır, aile ve devlet. aileyi etkileyen en temel unsur da devletin aile kurumuna gösterdiği değer. onları hangi standartlarda yaşattığı, hangi hizmetleri yaptığıdır. alınan vergilerin halk için mi kendi cepleri ve menfaatleri için mi harcandığıdır. herkes kendini geliştirsin diyorsun ama bu bile bi vizyon meselesidir. adamın vizyonu darsa, bana aylık şu kadar ödensin yeter ben hayatıma bakarım kafasındaysa, yarını planlamıyor ve yarınları için bugün emek sarfetmiyorsa o adamı kazanman güçtür. bu vizyonun kazanılması da ya aileden gelir ya devletten ya da bireyin kendini gerçekleştirmesinden. kendini gerçekleştirmek çok zor olaydır ve öncesinde söylediğim gibi, az sayıda insanın yapabildiği bi şeydir. ama aileden ve devlet politikarıyla kazandırılan vizyon ise daha büyük ölçüde etkili olur daha çok insan kazandırır. bu sebeple eğer büyük kitlelerin iyi şekilde yönlendirilmesi isteniyorsa burada bireysel çabadan çok aile ve devlet yapısının etkisine bakılmalıdır. çocukluğundan itibaren sana kitap okuyan, senin gelişimin için mücadele veren bi ailede büyümek; sana her türlü hizmeti sağlayan ve başarılarıyla, çalışmalarıyla halkına güven veren bi ülkede dünyaya gözlerini açmak var; diğer tarafta sokağa salınmıştan farksız bi ailede, yine verdiğin vergilerin nereye gittiğinden bihaber, her sene sınav sistemi değiştirilen dandik bi eğitim sistemiyle yetişmek var. ilk seçenekte hayata gözlerini açan bireyin vizyonunun daha geniş ve gösterdiği emeğin çok daha fazla olma ihtimali çok çok yüksektir diğerine kıyasla. bu sadece devlet ve aile tarafından bakılan durum. bunun yanında toplum baskısı, örf adet gelenek, din gibi etkenler de kişilerin vizyonunu belirler. kendi vizyonunu kendi çizip kararlarını herkesten bağımsız ilerletebilen insan sayısı çok azdır aynı zamanda bu hayatı kabullenmek risklidir. bizim gibi garantici toplumlarda ise ay sonu maaşım yatsın yeter kafası hakim. vizyonsuzluktan ötürü.
ekonomiden anlamama meselesine gelince. hepsini çok iyi idrak ediyorum o konuda endişen olmasın. orada kastettiğim şeyi sen anlamadığın yahut anlamamazlıktan geldiğin için başka yere çekmeye çalışıyosun konuyu cari açık şu bu meseleleriyle. benim bahsettiğim olay; dışardan alınan mala 3 kat fiyat ekleyip burada satma gayretiyle bedava gelir kapıları kovalamak yerine rekabet ortamı yaratılmalıydı çoktan. kendi arabanı da kendi mikroçipini de burada üretebilmeliydin şimdiye kadar ve yurtdışındaki firmalar buraya araç satmak istediğinde senin araçlarınla rekabete girip fiyatı düşük tutmalıydı satış istiyorsa. ama sen onu kovalamak yerine kendi ülkende hiç bi şey üretmeyip direkt dışardan aldın. çünkü sıfır iş gücü, sıfır sermayeyle bedavadan yüklü kazanç sağlıyordu bu sistem sana. böyle güzel, ballı bi yapı varken neden üretmeye gayret edesin, istihdam oluşturmaya çalışasın, işçi yetiştirmek için çaba gösteresin di mi? hali hazırda mis gibi kazanıyosun zaten. bahsetmek istediğim detay bu. o yüzden gereksiz yerlerden laf çarpıp ekonomiden anlamadığınız bariz gibisinden laflara girmenin lüzumu yok.
hala daha bireysel gelişimden önce aile ve devlet yapısının geliştirilmeye çalışılmasını savunuyorum her zaman da savunucam. kimse bu dünyayı tek başına kurtarmak zorunda değil. madem birilerine oy veriliyor, madem birilerine vergi ödeniyor, madem bu dünyaya kendi seçimlerimiz dışında başkalarının iradeleriyle geliyoruz. o halde herkes üzerine düşeni yapıp kaliteli nesiller yetiştirmek için çaba gösterecek. sen kendini geliştirdiğini söylüyorsun 3 dil bilip üstüne şu şu programları öğrendiğini. ben de diyorum ki, öyle bi aile ve devlet yapısı oluşmalıydı ki bunca sene içerisinde; sen bu mücadeleyi tek başına değil, ailen ve devletinle beraber vermeli ve tek başına 5 yılda tamamladığın olayı bu desteklerle beraber 1 senede tamamlayabilmeliydin. eksiklik buradan doğuyor diyorum.