Bir kurak yalnızlığa merhaba
Öyle sıcaksın ki, gecelerim kavruluyor. Gündüzleri kalabalaştıkça soğuyorum. Üşüyorum. Duman çıkan her yeri yalnızlığım sanıyorum artık. O kadar çok alışmışım ki sana, ne senden kopabiliyor nede seninle olabiliyorum. İhanet etmek istemiyorum fakat seninle nereye varacağız? Sen hep yanımda ben ise sadece ben ile..
Zor biliyorum kalabalığa alışmak. Yeni düzen, yeni hayat, yeni yaşamlar ve yaşanmışlıklar biriktirmek. Hepsini bir anda kaldırır mı ben?
Bu sefer sana yenik düşmek istemiyorum. İçime hapsolan seni dışarı çıkarıp bir çırpıda atmak istiyorum ve bir veda busesi olmadan bir hoşça kal demek.
Yalnızsızlığın Günleri

Yeni bir güne uyanırken bomboş odamın, birçok şeyle dolu olduğunu fark ediyorum. Mesela tavanda ki boya izi. Başucumun yanı başında gözlerini bana dikmiş bakan, üstü yeşilden kırmızıya çalan bir kurmalı saat. Tam karşımda epeydir oturmadığım çalışma masam. En son ne zaman oturup çay içmiştik hatırlamıyorum. Ya da üstünde defalarca yazıp sildiğim yazılarımı paylaşmıştım. Biraz yataktan doğrulurken Kapalı Çarşı’dan aldığım o minyatür tablo ve dahası. Benim olanları kendimden soyutlamışım meğer. Yalnızlığa koştukça onlardan uzaklaşmışım. Oysa duvarda asılı olan raftaki dergilerimi öyle çok severdim ki, sıkılmadan defalarca okuyabilirdim. Şimdi sıfırdan nasıl başlanır? En iyisi çay demlenirken buharında ısınıp hayatımı sıfırlamak ve yeni dünyaya karıştırmak şekeri..



Yazmak için blog arıyoum.