NaksYazilim adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
yerli ve milli ipimizi ürettiğimiz günlerde bugünlere Allah bu memleket için çabalayan emek harcayan bir ip dahi olsa yapan herkesten razı olsun
olaylar 1981 yılında vuku bulmuş üstad.

"Liberal dış ticaret ve sanayileşme stratejisi uygulayan Türkiye, 1953 yılında ortaya çıkan döviz darboğazı sonucunda, ithal ikamesinin araçları olan kotaları, ithal yasaklarını ve yüksek gümrük duvarlarını uygulamaya başlamıştır. Enflasyonist politikalar ve aşırı değerlenmiş kur politikası da şiddeti giderek arttırılarak, 1958 operasyonuna kadar sürdürülmüştür. (Boratav, 1988:61) Planlı dönemin başında gıda ve tekstil gibi dayanıksız tüketim mallarının ithalatı, yerli üretimle ikame edilmiş, başka bir deyişle ithal ikamesinin ilk aşaması tamamlanmıştır. Ancak, 1963-80 dönemini kapsayan ithal ikamesine dayalı sanayileşme döneminde, ikinci aşama olan ara ve yatırım malları üretimine geçilememiştir. "

yani bu devletin ekonomi politikaları sonucunda doğan ,2.dünya savaşının etkileri - demokrat partinin Atatürk devrimlerini yıkması sonucu oluşan bir durum söz konusudur.

"Özellikle 1980-1983 yılları arasında yürürlüğe konan ve IMF ile imzalanan “stand-by” anlaşması çerçevesinde belirlenen önlemlerin başlıcaları şöyleydi (Tokgöz, 2001:192-193):
ü Para arzının kısılması ve “serbest fazi”e geçilmesi,
ü Türk Lirasının yüksek oranda devalüe edilmesi,
ü Kamu harcamalarının kısılması, bütçe açığının küçültülmesi,
ü KİT ürünlerine açıklarını kapatmaları için zam yapma yetkisinin verilmesi,
ü Sübvansiyonların asgariye indirilmesi ve fiyat kontrollerinin azaltılması,
ü Esnek kur,günlük döviz kuru uygulamasına geçilmesi,
ü Yabancı sermaye girişini hızlandıracak önlemlerin alınması,
ü İhracata dayalı sanayileşmeyi özendirirken, ihracata (vergi, ucuz kredi ve döviz kullanım kolaylıkları) sürekli destek verilmesi"

bu durumlara bakıldığında bu konunun haber olması çok doğal bir konudur. Tek adam rejimleri bu yüzden her zaman sorunlu oluyor. Atatürk'e dayalı bir rejimde güzel güzel ilerlerken Türkiye, ardından Demokrat Parti gibi gerici ve Türkiye'nin sonunu hazırlayan konuları ortaya atan partiler şu an bizi bu duruma sokan şahıslar oluyor.

Özütüne girecek olursak "milli kelepçe" bi' devrim niteliği ne yazık ki taşıyamaz. Çünkü lisede elektrik-elektronik okuyan her birey bunu kendi imkanlarıyla çok rahat bir şekilde yapabilir , geliştirebilir.

Eğer hükümet bunun üretim süreçlerini , hammaddeyi nerden sağladığını ve ne kadar ihale edileceğini açıklarsa ; "Gerçekten başarılı bir şekilde yürütülmüş , kamu yararına olan bir proje diyebiliriz." Fakat deniz derya olan bir kamu varken , belediyelerin saçma sapan harcamalarını özellikle Ankara ve İstanbul'da yerel seçimler öncesi ardı ardına iptal edilmiş ihaleleri görünce kötü kokular her zaman ortaya çıkıyor. Objektif bir şekilde bu proje benim cebime & vergime ihanet edilmeden yapılıyorsa ne mutlu bana,size hepimize. (ekonomiye & şu an ki hükümetin geçmişine bakarak) güven problemi yaşıyorum. Ben içinde yaşayan bir vatandaş olarak bu sıkıntıyı çekiyorum. Sizce yabancı yatırımcı bizden daha fazla güvenebilir mi Türkiye ekonomisine ? Libya ile mi savaşacağız ? Yoksa Yunanistan'a mı saldıracağız ? 3.havalimanının (koronadan kaynaklı) yarattığı olumsuz şartlar ile mi yüzleşeceğiz ? Yoksa Osmangazi köprsünün üzerimize yüklediği gelir/gider orantısızlıklarıyla mı ?

Hiçbir şey bugün olmuyor. Ülkenin kuruluşundan itibaren atılan her adımın bugün etkileri ve eksileri hissediliyor - görülüyor. Ne yazık ki "bal tutan parmağını yalar" atasözü ülkemizdeki her insanın onayladığı bir şey olduğu için güzel dönemler bizi beklemiyor. TRY yıl bitmeden 8'i görecek. Ve önümüzdeki yıl içinde 8.5-9'u görecek. İnanın yaratacağı sorunları & kaosu aklım hayalim almıyor...

Umuyorum ki çok sıkmamışımdır. Esenle ve sevgiyle kalın!