Yaşamanın amacını kimse bilemez. Siz, yapmakla yükümlü olduğunuzu düşündüğünüz konular hakkında sadece yorum yapabilirsiniz ve hayatın amacının bu olduğunu düşünürsünüz. İnsanlığın amacı tam olarak nedir bilinmiyor.
Bana göre Tanrı var olabilir ama dinler gerçek değil. Bu perspektiften düşününce, işin ölümden sonra manevi huzur bulmak adına yaşama gibi boyutları baştan eleniyor zaten benim açımdan.
Toplumsal bazı kılınmış zorunluluklar (normlar) var. Bunlar aslında dogmatik düşüncelerden çıkmış şeyler. İlk mesajımda ülke şartlarına göre makul bir insanın yaşam level'ları baştan belirlenmiş gibi adeta. Teknoloji çağında hâlâ bilgisayar başında, internetten para kazanma olayı çoğu kişinin anlamlandıramadığı bir durum. O yüzden güvenceleri vs. bir kenara bırakıp düşünürsek iş güç sahibi olma statüsünü elde etmek için fiziki bir mesai yapman lazım. Bu sadece bir örnek, aslında çoğu kararımızı kendi istediğimiz doğrultuda almıyoruz. Ailemizin, sevgilimizin/eşimizin, çevremizin, dostlarımızın nasıl bakacağını iç dünyamızda mukayese ederek bir etki ve baskı altında yükümlülüklerimizi belirliyoruz.
Mesela yalnız kalma isteği bir kendi kendine yetebilme yetisidir. Ama bu konuda da hemen insan sosyal bir varlıktır klişesine girilip antisosyal kişilik bozukluğun varmışçasına gerçekle örtüşmeyen önyargı temelli bir muameleyle karşılaşabiliyorsun.
Bana göre insanlığın bir amacı yok. Yoktan geldik, yine yokluğa gidip hiç olacağız. İstediğin kadar birikim yap, ev araba al senden sonraki kuşaklarda o yaptıkların ne olur bilemezsin. Hayatın amacı bu olamaz. Kendi geçimini sağladıktan, kaliteli yaşayabilecek duruma gelebildikten sonra gerisi için didinmek anlamsızdır. Ha, dişini sıkıp ev alabilecek potansiyelin varsa savurganlık yapıp kirada oturmak gibi saçma bir yorum getirmiyorum elbette. Sadece ekstra ekstra mülk edinmek için zora girmek bana yanlış geliyor.
İlk mesajımda da belirttiğim üzere adımızı hatırlayan en son kişi öldüğünde biz aslında hiç doğmamış olacağız. Ancak bu gerçeği kucaklayarak tamamen salmak da akıl kârı değil, intihara kadar sürükler. Sana bakacak, yaşatacak biri varsa sığıntı gibi yaşarsın. Bu yoksa, yaşamak için çalışmak zorundasın. Yani ikisi de aynı kapıya çıkıyor. İşin parasal ve geçim boyutunu bir kenara bırakacak olursak yorumlardan birinde de denildiği üzere insan sürekli bir şeylerle uğraşmak istiyor. Doğamız bu. En içine kapanık insan bile kitaplara, filmlere vs. yöneliyor.
Bir yerden sonra bunları düşünmek de kısır döngüye sokuyor. Sonuç olarak rota ve idealler belirlemek gerekiyor ama hangi doğrultuda?
İçimde anlatamadığım tuhaf bir boşluk hissi vardı yalnızlık kimsenin olmadığı bir uzay boşluğu gibi felan filan işte onun aslında anne karnındaki o karanlık olabileceğini daha bu sene düşündüm olasılık yani daha onu çözememişken hayatın anlamını çözmem bi 40-50 senemi alır ömrüm yeterse
O boşluk bende de oluyor ama anne karnındaki sürecimizle ilişkilendirmemiştim hiç. Güzel bir varsayım teorisi.

Düşünmek güzeldir hocam.