Yaş kemale erince, insan toprakla daha içli dışlı oluyor. Döngünün bir süreci olarak son durağımız yine toprak. Kalkıp kıyamet ambarından, Soner Yalçın, Canan Kararay, İbrahim Saraçoğlu konuşmalarından bahsedecek değilim. Forumu aradım, çıkan başlık sayısı, yazılan cevaplar ortada. Yeri gelir bu durumda bile öyle ahkam keseriz ki ama eylem adına yaptığımız hiçbir şey yok. Öyle ki, bunun için gönüllü kuruluşlar, dernekler çoğu zaman radarımda. Bunların halini görünce daha bir içemiyorum ama artık umrumda değil. Tohumları da öyle ticari kaygıylar doğrultusunda aramıyorum. Tek derdim, domatesi yerken kokusunu hissetmek. 15 senedir, abartısız, adam akıllı üst üstte iki defa beni mest eden karpuz yiyemedim. Elazığ'dayım, Diyarbakır bile 2 saat. Yok. Bugday.org dernek sitesine bakacak okursanız, misyon, vizyon ne ararsan var. Dükkan kısmına bakıyorsunuz tohum baskılı tişört (: Ağızlarına kürekle vurasım geliyor. Yaşadığı dönemde edeyatımıza yeni bir soluk katan Akif Paşa :
Nakş-ı nâmık'la aceb nâmık olur mu hâtem
Var gibi bunda vücûd ehline ima-yı adem
beyitiyle noktayı koymuş. Tişörtlerde tohuma yer verince, tohum sorunumuz ortadan kalktı.
Bu konuda hassasiyeti olan arkadaşlarla beyin fırtınası yapıp çıkar bir yol bulabiliriz.
Bağ bahçe hayatı yaşamış, atadan kalma yagidar tohumları olan, tohumları düzenli olarak ekip biçen arkadaşlar yazarlarsa sevinirim. İşin maddi kısmı önemli değil. Tohum sayısı olarak 1000, 2000 adet de istemiyorum. Birer, ikişer..Bulunduğum iklim şartlarında yetişebilecek olması yeterli. Sadece tohumdan istediğim özellik düzenli olarak ekilip biçilip olması. Benim dedemin 20 yıl öncesinin tohumlarını saklamış, organik... 20 yıl ekilip biçilmeyen o tohum, şimdi ekilmiş olsa, iklime, çevre şartlarına uyum sağlayabilir mi? Bu konuda uzman olan arkadaşların da nasıl bir yoş izlenmesi gerektiğini ifade ederlerse sevinirim. Umarım, aynı paydada buluşabiliriz.