Tam olarak yazının tamamını kapsayan bir başlık bulamadım. Özellikle, yazılım ürünleri dışında da telefon, parfüm, tornavida vs vs gibi ürünlerin satıcıları, bu ürünlerin alıcıları çok dikkatli okusunlar. Ticaret diyoruz, alıcı, satıcı, aracı,taşıyıcı gibi birbirinden farklı ögeler var. Bu ögelerin de kendilerince hukuku var. Dolaysıyla bunu örneklendirmek için algıda seçiçilik, bütünden parçayı görmekle alakalı, bizzat müşteriye kendi yazdığım WhatsApp yazışmasını ve söz konusu olan ürün açıklamasını vehametin boyutunu aktarmak için ekliyorum ve başka biri varmış, okuyan, dinleyen gibi yorum yapıyorum.
- satıcı vigo satıyor, bu satılan vigo da ilanda hangi fön makinelerine uyumlu olduğunu, uyumlu olmadığını yazmış. yine de müşteriler açıklamaları okumadan sipariş veriyor. satıcı da ne yapsın, ürün satacak 5 lira kazanacak, müşteri okumadan sipariş verdiği için fönüne uymayacak, iade edecek. Satıcı, bu ticaretten (!) 8.53 gidiş kargosu, iade de 4.27 * ödeyecek. Yani para kazanmadan 12. 80 cebinden ödeyecek. Bu zararı etmemek için, müşterisi ile iletişime geçiyor, fön makinesinin markasını, modelini istiyor. Müşteri Arçelik diyor, Arçelik uyumlu olmayan markalar arasında yer almayıpalıp uyumlu markalar arasında yer almıyor. Satıcı, kaç merhaheleden geçtikten sonra Arçelik markasına uyumlu olmadığını belirtince, kalesinde Puskas'tan roveşeta yiyor. İçiklimelerde Arçelik yiziyirdi.
Okumuyoruz, bilmiyoruz, anlatılıyor yine anlamıyoruz. Çok detaya, konu birliğine gitmeyeceğim, aklını kullanan, okuyan, analitik düşünen zaten algılayacaktır. R10 da bile silver, gold paylaşım neden var. Ama şunu da unutmayın ki o müşteri gibi o kadar açıklamaları, açık yerlere yazıyoruz, anlaşılmıyor, özel yerlere öz deyişler halinde yazıyoruz. Leb yeterli, Çorum tarihçesi anlatılıyor.
Şimdi, bir ticaretin seyrini anlatayım. Ben bir firmadan eti puf aldım. Şimdikiler için bir şey ifade etmez ama çocukluğumuzun atıştırmalarından. Mağaza bana oduğu gibi kargo poşetine koymuş, ya da uygun bir koymuş olsun. (Bunu gıda olarak düşünmeyin, acıktığım için aklıma geldi. Mause olarak düşünün) Ben de bir de devlet dairesindesiyim, veya hosting firmasındayım, fiyatını uygun gördüm bakkalıma aldım vs vs vs. Kargocu getirdi teslim etti. O sırada elimde iş vardı, komşuma bıraktı imza aldı, site görevlisine bıraktı, karıma teslim etti vs vs vs. Ben, kutuyu, kargo poşetini açtım, baktım, eti pufun ambalajının patladığını gördüm. Yesem mi yemesem mi, düşünerek iade etmeye karar verdim. Girdim siteye, kodu aldım, ürünü geldiği gittim şubeye teslim ettim.
- bir e ticaret alışverişinde tam da olması gerekenler. adan baktı ürün hasarlı, aklına yatmadı, vaz geçti, sevemedi, iade en doğal hakkı. Ne var bunda?
Kargocu hemen sosyal mesafe kurallari gereği bir süre dışarıda beklettiği müşteriyi içeriye aldı, müşteriden gelen iadeyi, iade kodunu keserek yeni kargo poşetine koyup ya da kargo bandı ile kutuyu kapatıp çıkan barkodu da yapıştırıp poşete koliye, iade işlemini başlattı. Yetmedi, dedi ki, bir de barkodun resmini çekin.
O iade, aktarma merkezlerini geçtikten sonra, satıcının mağazasına, deposuna geldi. Kapıda, depocu, dur hemşehrim, ne getirdin bana der. Bir adet iade. Hele kutuyu aç bir bakalım, belki adam içine hıyar, taş koymuştur der. Kargocunun yanında poşet, kutu açılır, eti pufun o zor açılan ince folyosu açık, yırtık olduğunu görünce depocu, bu ürünü biz bu şekilde göndermedik ki bu şekilde alalım der.
-Sen olursan, kabul eder misin? Göndermediğin şekildeki bir ürünü, farklı gönderilen bir şekilde hasarlı teslim almak? İster kargo suçu, ister alıcı suçu? *
Ürün yeniden, kargoyu gönderen ama ürünü alana geri gönderilir. O ürün yeniden satıcıya iade etmek için kargolanamaz. Depocu öyle dedi çünkü... *
- O zaman ihale kimde kaldı. Alıcı gönderici oldu, gönderici alıcı. İkisi de mağdur. * Ürün bedeli satıcıya, komisyon ve kargodan da kar pazar yerine, taşıma ücreti kargoya, ürün de ürünü ilk alana. Gökten yağmış elma misali.
Ön bilgilendirme formları, tüketici kanunu, karrgo taşımacılığu yönetmeliği hepsi olayın farklı tarafında. 6102 'ye haklı olduğunu düşünüyorsun, ona göre hareket ediyorsun, ama ticaretin başka bir ayağının hukukuna göre göre haksız davranıyorsun. Kaç yanlış kaç doğruyu götürecek, ya da trafikteki gibi bir yanlış bütün doğruları mı götürecek?
- daha da yorum yapmıyorum. Yoruldum artık..
Mahalle esnafından, yahut internette 100 liraya bir ürünün iadesindeki prosedürü düşünün, bir de 25 kuruşluk bir ürünü ulusal marka olmuş firmalara iadesini düşünün. Ceza yer düşüncesiyle mahalle bakkalına poşeti iade edersin, bazı platforlarmda olduğu gibimüşteri memnuniyet uygulaması sonucu bakkaldan 10 liralık bitter çikolatayı da götürürsün ama sıkıysa 100 liralık ürün yanında aldığın ürünlerin 25 kuruşluk poşetin iadesi için ulusal markaya müracaat et. Adamın ağzına kürekle vururlar Şamil...
Açık ayıp, gizli ayıp, suistimal, iade edilmesi mümkün, na mümkün ürünler vs vs. Açıp bakın mevzuata, hatta hüküm verilmiş yargı kararlarına.
Laptop aldın, klavyeside üretim hatası var. Hiç dokunmasan bile, iade etmen mümkün bile olmayabilir. Ama o laptopta, ekrana hatan sonucu hasar versen de iade edebilirsin.
Vesselam, aramalar, işler araya girince, bütünlük içinde sıralama dağılabiliyor. O açıdan sondan şunu ifade edeyim. Google olmazsa, emin olun, facebook'a giremeyecek olanlar var. Forumda, aynı konu ikinci defa açılınca, ergenlerin, neden aramayı kullanadın diye mesajlarını görüyoruz. Bazen gülüyoruz, bazen de kızıyoruz, bazen de dallamalık yapılıyor. Şimdi, iş ticaret olunca, para kazanmak, paramızın boşa gitmesini önlemek, hakkımızı, hukumuzu bilmem adına neden google'u kullanmıyoruz. Satıcı, alıcı, gönderici, Kargocu vs vs olarak neden yükümlülüklerimizi öğrenmiyoruz. Ya da bir cümleye, bir kelimeye dikkat edip, kendi menfaatimiz konusunda hareket ediyoruz. İşin hakem heyetine gidişleri, olur olmaz yere meşgul edilmeleri, onların da beşer şaşar olacaklarından bilgi dahilinde hangi mahkemeye gideceği, temyizi yahut itiraz mercilerini, bu mercilerin hangi emsal kararların aldığını neden araştırmıyoruz, okumuyoruz? Haklı olduğumuzu düşünürken (!) imi irçilik yiziyordu misali, son noktada hukuk önünde suçlu düşebileceğimizi neden öğrenmiyoruz?
Belki, fetvasını vermek bana düşmez ama (10 yaşından itibaren çimento, kireç, demir, inşaat, hırdavat, kozmetik, gibi sektörlerin bizzat öznesiyim, 20 yıl edebiyat öğretmenliği yaptım, 2003 'te İzmir Fen Lisesi' ni kazanıp da, kayıt yaptırmayıp açık liseseye giden, 3 yıl dersanede lise ve sınav eğitimi alan, o süre zarfında İngilizcenin (Muallim Naci Fransızca) yanına Çinçe kursuna (tarihe bakın) giden öğrencim de oldu, kirada oturan memur emekli babasına, baba okumayacağım, bana Doğukent'e minibüs hattı al, seni saratkarda yaşatacağım diyen öğrencim de oldu, 20 yıla kadar internet ve teknolojilerinin içindeyim, e ticaret, kargo vs, konularında yazdıklarım tartışılabilinir ama işini takip edenler tartışsın, zira ulemanın (alimler) ihtilafında hayr vardır düşüncesindeyim) bunlar, ilk emri oku olan dinimizle yeryüzü ve gökyüzü arasındaki kadar mesafe var.
Elazığ depremi ve ardından gelen corona, ramazan ayı, zaman olarak fırsat tanıdı, ben de nacizane eteğimdekileri dökmeye çalıştım. Yanlış biliyorsam düzeltilir ben öğrenirim, doğru biliyorsam da, körü körüne söylediklerime inanmadan, araştırıp , yanlış düşmesin ortak paydada buluşanlar.
Cümle hatası, kelime hatası olabilir, 16.20 de başladığım bu yazının 3 katını 17.20'de bitirebilirdim ama kesilmeler, aramalar, saat 21.00 'e getirdi. Bu hatalar ya da yanlış anlaşılmalar için önce pm sorup, sonrasında yorum yazalarsa sevinirim. (20 sene edebiyat hocalığı yapmışsın ama kelimeyi yanlış yazmışsın, yorumu gelirse ağzınıza kürekle vururum. Bu kapsam da herhalde R10' da zor yazarım. Ekşi yazı başına 500 lira veriyor reklam hariç (: )
* kısımların sayfalar dolusu açıklamarı mevcut.
Yazım, eklediğim ekran görütüleri dışında (WhatsApp resmi) text olarak altına R10.net Dogu_Bey olarak kaynak gösterilme de paylaşılanabilinir. Buraya özgü yazdığım için kaynak gösterilmesi R10.net tarafından zorunlu tutulsa da beni ilgilendirmiyor. Keşke de ekşi'de yazsaydım. Bir güzel de sayardım (:
Bir başka başlıkta sözün peygamberi, Faziletli anlamındaki Şair Fuzuli 'nin, sussam gönül razı değil, söylesem tesiri yok, sözünden hareketle kısa kesmek istemiş, ancak Faziletli Fuzuli, başı boş anlaşılacak diye vazgeçip Gandhi' den paylaşmıştım ki hassasiyetime karşılık menfaat için cevap gelince de yazmamıştım. E son noktada da Mevlana'yı anmamak olmaz.
"Lakin, bir lafa bakarım laf mı diye,Bir de söyleyene bakarım adam mı diye!."
Yorumlarınız bu şekilde olsun vesselam.