Merhaba,
Ben ekonomiyi yönetiyor olsam;
Çıkardım, açıkça içinde bulunduğumuz durum bu "X", bu "X" durumunda çıkmak için şunları yapacağım derdim ve yapacağımdan bahsettiğim konuların hepsini ne pahasına olursa olsun yapmaya çalışırdım.
Ekonomide her şey'den önemli bir şey varsa güven...
Yerli/yabancı yatırımcı davranışından şimdiye kadar öğrendiğim bir şey varsa; durumun zorluğundan çok, yetkili kişinin duruşu, samimiyeti, konuya hakimiyeti ve olaya bakış açısına değer verildiği idi...
Herkesin gördüğünü, inkar etmek daha büyük sorunlar ortaya çıkarıyor, doğru söylendiğinde bile insanlar inanamıyor ayrıca sorunu çözmek için bir şey yapılıyor olsa bile hiç bir şey yapılmıyor izlenimi veriyor ve güven zedeliyor. Güven gidince kimse sözlere inanmıyor, insanlar biz başımızın çaresine bakalım diye düşünmeye başlıyor.
Bulun aşıyı, kurtarın dünyayı, nobel ödülü bile verirler size

Normal şartlarda değiliz. Ekonomiye güven verip yabancı sermaye mi çekmeye çalışacaksınız? Yanımızdaki şehirlere bile gitmemize izin verilmediğinin haberi onlara da gitmiştir. Durun bir şey daha ekleyeyim, Dünyanın herhangi bir yerine uçuşumuz yok! Adamlarla anlaşma falan yapsak ve iş imzaya kalsa gelemeyecekler yani. Tabi burası işin şakası. Takıldığıma bakmayın lütfen. Diğer yandan onlar da sokağa çıkamıyor!
Sözlerinizde haklısınız. "Güven", "liyakat" gerçekten önemlidir. İş, ehline verilmelidir. Diğer yandan sizin politikanız normal şartlarda uygulanabilirdi. Şimdi dünyanın beklediği şey tam olarak şu: Birilerinin virüse çözüm bulması. Durum bizi aşmış yani. Sen, ben, o yok. ABD, Almanya, Türkiye, Çin, İtalya yok. Kim çözüyorsa çözsün ve bilgiyi paylaşsın. Çözen ülke kahramanı oynasın.
Çözümü olmayan bir sorunu çözeceğim deseniz komik olmaz mı?
Elinizde 93 bilinmeyenli bir denklem olduğunu düşünelim. Oturup çözeceğim diyorsunuz. Ne yapmayı düşünüyorsunuz? Nasıl çözeceksiniz? Şöyle düşünelim. Bütün dünya biliyor, 3. dereceden denklem çözerken bile zorlandığınızı. Siz çıkıp 93 bilinmeyenli çözeceğim diyorsunuz. Çözerseniz helal olsun, koltuk sizin olsun. Son zamanlarda sevdiğim bir deyim var.
İşin içinde iş var. Yönetmek, herkesin yapabileceğini sandığı ama çok sınırlı bir kitlenin yapabileceği iştir.
Ben de Merkez Bankası Başkanı olsam basarım paraları. Herkese veririm. Herkesin parası olsun. Fakir fukara kalmasın. Hatta milyonluk basarım. Herkes milyoner olsun. Ama o iş öyle değil işte. Yani bize öyle öğrettiler. Belki de öyledir, bilemem
Beyaz önlüğü giyip koronavirüs aşısı bulup 3 gün sonra kullanılabilir biçimde piyasaya sürebilir misiniz? Muhtemelen yapamazsınız. İstediğiniz kadar yaparım deyin, samimi görünün ve ben halledeceğim deyin. Bunu da yapamayacağınızı görecekler. Çünkü, bunu zaten bütün dünya deniyor. Bizim ülkemizde de çalışmalar yürütülüyor.
Diğer yandan sağduyulu davranmak gerektiğine inanıyorum. Elbette, olabildiğince sağduyulu davranabiliriz.
Durum zor ve neresinden tutarsan tut elinde kalacak cinsten. Güzel kafa açtık. Kahvemi içip birkaç blog yazısı çıkaracağım birazdan. Size de çok teşekkür ederim. Asla kırmak amacıyla yazmadım. Sanırım uykusuzluk bir noktadan kafa açıyor. Herkese iyi günler, sağlıklı günler.
unutmayalım, işin içinde iş var.