hyperiahd adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
2 Adet İslam dini ile ilgili sorum var fakat sorduğum kimseden tatmin edici cevap alamadım. Bir çok ayet var kafamı kurcalayan okuduğumda bunlar Allahın kelamı olamaz dediğim ama bunları buradan paylaşmak yerine daha evrensel 2 soruyu Buradan sormak istiyorum belki cevaplayabilen çıkar.


Şimdi 1. Soru; Allahın varlığına en büyük delil olarak canlıları örnek gösterir tüm din alimleri. Sahiden de bir Arı'yı, bir kelebeği yada dünyanın hareketlerinin ne kadar ince hesaplandığını düşünecek olur isek bunların şans eseri olduğunu söylemek zor. Fakat Madem şans eseri böyle bir varlık oluşamaz o zaman Allah Nasıl var oldu ?

Kuran da ve diğer 2 semavi din de Allahın doğmadığı, doğrulmadığı söyleniyor. Yani siz oldukça fonksiyonlu bir arının çalışmalarına bakıp onun şans eseri olmadığını söylüyorsunuz fakat onu hesaplayan varlığın şans eseri olduğunu düşünüyorsunuz.

2. Soru; İnsanlık tarihi boyunca şuanda dahil olmak üzere sonsuz din çıktı. Her birinin ferdi aynı şuanki radikal islamcılar dinine olduğu gibi sonsuz bağlı ve dininden emin. Hiç acaba yanlış tarafta olan benim ihtimali aklınıza gelmiyor mu ?

Yani soru şu şekilde; Dünyada 100 den fazla din mevcut ve her birinin fertleri tam olarak kendi dinlerinden emin. Buna ister Hristiyanların, Yahudilerin, Hinduların gözünden bakın ister diğer adını bile bilmediğimiz 100 üstü din mensubunun gözünden bakın. Ya onların cenneti doğru ise ve siz cehenneme giderseniz ?

1.sorunun cevabı:

Evvela, Allah’ın varlığı kendindendir, başka bir varlığa dayanmaz. Ya da varlığının öncesi ve sonrası yoktur. Onun varlığı ezeli ve ebedi olup, başlangıç ve sondan münezzeh ve mukaddestir.
İkincisi, olmak tabiri, varlık ile yokluk arasında duran bir şeyin, ezeli bir irade ile varlık alemine çıkmasıdır. Allah ezelde var olduğuna göre, olmak tabirini Allah hakkında kullanmak mantık ve akıl açısından mümkün değildir. Yani varlığının başlangıcı olmayan bir Zat'a, olmuş tabiri kullanılmaz. Zira olmak tabirinin içinde başlangıç manası vardır. Bir şey olmuş ise, mutlaka bu oluşumun bir başlangıcı vardır ki, Allah bundan pak ve temizdir.
Üçüncüsü, oluşumun ve mümkinatın içine hapsolmuş bir zihin, vacip ve oluşumdan münezzeh olan bir Zatın varlık boyutunu anlamakta zorlanır ve kendisine benzeterek mutlaka ona bir başlangıç manasını dayatmaya çalışır. Yani benim bir başlangıcım varsa, onun da bir başlangıcı vardır, diye batıl bir önermeye kendini mecbur hisseder.
Bu gibi hissiyatlardan kurtulmanın yolu İslam’ın tenzih usulünü iyi işlettirmektir. Namazın her tarafında "Sübhanallah" dememiz bu yüzdendir. İnsanın en büyük yanılgısı, hiçbir cihetle kendisine benzemesi mümkün olmayan Allah’ı kendisine kıyas edip benzetmesidir. Halbuki Allah sübhandır, asla mevcudata benzemez ve onların vasıfları ile vasıflanmaz.
Dördüncüsü, teselsül, bazı şeylerin zincirleme olarak birbiri ardınca dizilmeleri; eşya ve olayların birbirine dayanarak arka arkaya gelmeleridir. Mümkün olan eşya ve olayların husûle gelmede birbirlerinin müessiri olarak, yani birbirlerine sebep müsebbeb (illet ve ma'lûl) olarak mazi yönünde bir noktada durmaksızın, sonsuza doğru devam etmesine teselsül deniliyor.
Yani o sebep bu sebepten, bu sebep şu sebepten diyerek sonsuza giden bir sebep sonuç zinciri kabul etmek demektir ki, bu da aklın kabul etmeyeceği imkansızlar sınıfındandır. Teselsülün batıl bir fikir olduğunu kelam alimleri arşi ve süllemi denilen on iki delille çürütmüşlerdir. Hal böyle olunca, bütün kainatı yoktan ve hiçten yaratıp, varlığı kendinden olan bir Zata ihtiyaç vardır ki, bu Zat ezeli ve ebedi olan Allah’tır. Yani olmaktan müberra ve münezzeh olan bir varlığa vacip derecesinde bir ihtiyaç vardır. Yoksa batıl olan teselsülü kabul etmek durumunda kalırız ki, bu akıl ve mantığa savaş açmak demektir.
Beşincisi, "Allah’ı -haşa- başka bir Allah yarattı." dersek, bu defa, "O Allah’ı kim yarattı?" sorusu devreye girer ki, bu sorunun ardı arkası kesilmez. Öyle ise yaratılmaktan, oluşumdan, hudustan mukaddes ve münezzeh, varlığı ezeli olan bir İlah olmalı ki, bu mantıksız soru zinciri son bulsun.
Altıncısı, bir trenin en son vagonunu bir önceki vagon çeker, onu ise bir önceki çeker ve hakeza. Bütün vagonları ise en baştaki lokomotif çeker ki, bu lokomotifi çeken başka bir vagon yoktur ve onun gücü kendindendir denilir. Şayet öyle olmamış olsa idi, sayısız ve sonsuz vagonları tasavvur etmek gerekirdi ki, bunun yanlışlığı ve batıllığı zahirdir. İşte her şeyi Allah yaratmıştır, ama Allah’ı kimse yaratamaz ve Onun varlığı ve gücü kendindendir, esası muhkem bir esastır. Bunun dışındaki tasavvur ve düşünceler batıl ve hurafedir.
Özet olarak, hep var olmuş, hiçbir zaman yokluk yüzü görmemiş ve görmesi de mümkün olmayan bir Zat-ı Akdes için; "Ne zaman var olmuştur?" sorusunu sormak, tutarsız ve kendi ile çelişen bir ifadedir.

Kaynak: https://sorularlarisale.com/yanlis-o...risalelerde-bu

2.sorunun cevabı:

Kuşkusuz Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki hak tanımazlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah’ın âyetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah’ın hesabı çok çabuktur.
Tefsir ve kaynak:
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/...9-ayet-tefsiri