1.ci sorunun cevabı, zaten Din denilen kavram oluyor, İnsan olarak yartılan bir bedenin kavrayamadığı tek kavram ezel ve ebeddir. Ezeli ve ebedi bir varlığı, ezeli ve ebedinin ne olduğunu tatmamış ve tatmayacak olan bir varlık önsezemez, empati yapamaz. O yüzden bu imandır, Allah'ın ezelden ebede var olduğuna ve var olacağına inanmak imandır, buna inanmıyor, inanmak istemiyorsanız zaten müslüman olamazsınız, eğer herşey kolay olsa, herkes müslüman olurdu. Ayrıca biz Allah'ın şans eseri var olduğunu düşünmüyoruz, hep vardı diyoruz. Dediğim gibi tek şey bunu kavrayamamamız.

2. Sorunun cevabına gelirsek; bu konuda ben kendi yorumumu yapmak istiyorum. Her insan hayatında belki bir kere de olsa bunu düşünmüş olabilir. Ancak doğru düşünen bir insan şunu düşünecektir. Her dinin ortak noktası bir tanrıya, bir yaratıcıya çıkar.
Biz Kur'ana ve semavi dinlere göre, 1 tek vücuttan, hz.Adem'den geliyoruz. Yani en büyük atamız, Allah'ın bizzat yarattığı, konuştuğu ve emrettiği bir varlık. İçgüdülerimiz, nasıl ki doğaya ve atmosfere ayak uyduruyor, genden gene bilgi ve içgüdü geçiriyorsa, Hz. Adem'den kalan Rabbimizin izleri, fırtatımıza(benliğimize ve ruhumuza) işliyor, bu sebeple her varlık, bir tanrı kavramıyla bir adada tek başına kalsa bile başbaşa kalıyor, istese de istemese de.
Fakat, coğrafya, ayrılıklar, farklılıklar ve gruplaşmalar, devletler, milletler, ırklar, birçok ayrılık, Hz. Adem'den sonra çocuklarının dünyaya dağılması gibi, dağılıyor.
Nasıl ki dedenizin hafızasındaki bir hatıra, siz torununa az bir miktar geçiyor, belki geçmiyorsa. Hz.Ademden sonraki nesilleri, babalarından kalan mirası ya unutuyorlar, ya hatırladıkları kadarıyla değiştiriyor ve kendilerince bir tanrı inancı sunuyorlar.
Bir oğul tanrının bir madde olması, bir cisme sıkıştırılması gerektiğini düşünüp putperest oluyor(misal veriyorum), bir oğul ise babasından tanrıyı öğrenemeyip, tanrı diye duyduğu şeyin güneş ay gibi cisimler olabileceğini düşünüyor, yada ateş olabilir diyor ve mecusi oluyor.
Bu, tarihin her anında devam ediyor.
Sonra ilk peygamber geliyor ve Allah, insanlara aslında ne olduğunu, unuttukları şeyi hatırlatıyor.
İnsanlar hatırlamayı reddediyorlar, çünkü kendileri bir din oluşturdular çoktan kafalarında.
Daha sonra üzerlerine azab hak oluyor.
Daha sonra inanıyorlar ve yeniden unutuyorlar, sapıtıyorlar, para karşılığında ayetleri değişiyorlar (örn. faize helal diyorlar yada cumartesi yasağını çiğniyorlar)
Daha sonra Allah bir daha elçi gönderip, tekrar hatırlatıyor.
Sonra tekrar.
Ta ki Hz. Muhammed s.a.v'e kadar.
Allah, gönderdiği dinlerde, "öncekileri tastikleyici olarak" "öncekileri doğrulayıcı olarak" "benden başka taptıklarınızı reddetmeniz için" der.
Yani Allah, sonradan bir din göndermiyor.
İnsanlık xxxx yaşına gelince, Allah: "tamam bunlara artık bir din göndereyim" demiyor. İnsanı yaratırken, ne yapması, ibadet etme şekli, ibadet gibi şeyleri zaten hz.Adem ile birlikte gönderiyor.
Sadece bizler unutuyoruz, Allah da hatırlatıcılar gönderiyor.
İşte din budur.
Din aslında tek bir şeydir. Sadece insanlar unutarak farklı yorumlayıp sapıtmışlardır.
Bize göre de doğru olan, hak din İslam, son peygamber Hz.Muhammed'in sünneti, ve elçisi Cebrail ile ulaştırdığı kuran'ı kerimdir.
Biz seçimimiz bu yönde yaptık, Allah'ın kuranda sunduğu kanıtlara inandık, geçmiş ümmetlerden ders aldık ve aklımızla hareket ederek inandık.
Hiçbir peygamberi de ayrı tutmuyoruz, sadece Allah'ın gönderdiği "son hatırlatamada" sabit kalıp, bundan sonra unutmamaya çalışyıoruz.
Umuyoruz ki dünya üzerindeki xxx tane din dediğiniz dinler de hatırlarlar.
Herkesin kendi inancı, inanc dediğimiz kavramın temelinde bu yatar, inanmak bize verilmiş bir seçimdir, inanmazsak olacaklar ise sonuç.