Aslında bazen bazı açıklanması güç yorumları önyargı olarak kolayca açıklayabilmekteyiz. Ancak öyle olmadığını da biliyoruz. Birisini ilk gördüğümüzde ne yaparsak yapalım ne kadar kültürel bakarsak bakalım sosyal şartlarımızın bize kazandırdıklarına göre o kişiyi yargılayacak ve sınıflandıracağız. Bu temel iç güdü neticesinde beynin kendini ve yaşadığı fizyolojik organizma düzenini koruması ile alakalı bir mevzu.
Gelelim bir de bu meseleye...
Takdir edilesi bir hikaye ve başarı. Nitekim benim takdirimin bile haddine olmayan büyük bir başarıdan bahsediyoruz. Ancak hikaye öncesi ben de yukarıdaki seçeneklerden birisini seçtim. Onlar olmasa bile dış görünüşüne bakarak birşey seçecektim zaten. Bu böyle olacak. Çünkü sosyal çevremde alıştığım sınıflandırma neticesinde beynim onu bir yere koymalı. Yoksa korka, ürker, çekinir ondan. Ancak ne zamanki gerçek hikayeyi öğreniyorum o zaman beynim diyor ki " ohh goddmnnit kanka yanlış anladım ya!

" Şimdi beyin kendine kızar mı? Yahut kişi kendine kızar mı?? Hayır. Kişinin sınıflandırmasını düzenler ve derki "hmm öyleymiş".
Hmm öyleymiş.
Not: Perelman'ı önceden bir kişiden daha duymuştum ancak yazı okumamıştım hiç. Gerçekten farklı bir ruh hali ile alınmış kararları var. Teşekkürler hem yazıyı yazana hem de Perelman'a.
Saygılarımla, iyi forumlar