Makalex adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Bence Çin ile diğer ülkelerin yediklerini aynı keseye koymayın. Hangi Avrupa ülkesinde, yada bildiğiniz görüp incelediğiniz hangi ülkenin her restaurantında köpek eti, fok balığı eti, sırtlan eti gördünüz? Bence sizin eleştirmeniz gereken konu, yemek kültürlerinde fanteziye kaçanlar olmalı. Bahsedilen ülkede bir dönem rahimde ölen bebekleri haşlayıp yiyorlardı. O zaman ''Eğer yaşamınızı devam ettirmek için başka canlıları öldürüm etlerini yiyorsanız. Hangi canlıyı öldürdüğünüzün ve yediğinizin ne önemi var?'' bu düşünceye göre insan eti de yiyebiliriz doğru mudur? Doğanın kanunu her canlıyı öldür ve her öldürdüğün canlıyı ye olarak yürümüyor. Bu 1960'dan önce Çin içinde geçerliydi. Her şeyi yiyen bir canlı olsaydık yeryüzünde insanoğlundan başka canlı sanırım kalmazdı. Yıllar geçtikçe evrilen insanoğlundan bahsediyoruz. Yenilecek var yenilmeyecek var. Bizim dini inançlarımıza göre yenilen ve yenilmeyen hayvanlar var. Dini inancı olan insanlar da pek tabi bu durumu yadırgayabilir.

Eti yenmeyen kuşlar:
Avını pençesiyle yakalayan ve leş yiyen, çaylak, kartal, kerkenez, kuzgun, akbaba, leş kargası, yarasa, atmaca, şahin, martı, leylek, flamingo, egret, kelaynak gibi kuşlar yenmez. Bu sadece bizim dinimizle alakalı bir olay değil. Yeryüzünde bulunup gerçekten insan olan Müslümanı, Hristiyanı, kimse bu hayvanları yemiyor. Çinde'de kimse çocuğu doğduktan sonra ''al yavrum kartal buğulama yaptım'' demiyordur herhalde. Bu ne biliyor musunuz? Merak! Bu ülke yemek konusunda yeni icatlar çıkartıyor. Bu adamların midesinin pis olduğunu sanırım bilmeyen yoktur.

Hayatında hiç bulunmadığın bir ülke hakkında çok büyük ifadeler kullanıyorsun.
Ve işi dine dayandırırsan zaten tartışmanın alemi yok.
Yamyamlığı çok iğrenç sayıyorsun ama dünyada yakın tarihte aç kalan insanların ölmemek için insan eti yedikleri pek çok defa olmuştur.
Hayatta kalmak o kadar güçlü bir duygudur ki, insanlar ölmemek için insan eti bile yerler.
Sen doğduğunda insanın çok değerli olduğu, tüm evrenin ve dünyanın Tanrı tarafından seni bir sınava sokmak için yaratıldığına inandırılıyorsun.
Sonra sana etin Tanrının sana sunduğu bir nimet olduğu hayvanların ölüp sana köfte olmak için yaratıldığı öğretiliyor.
Bir de üzerine hangi etten köftenin makbul hangi etten köftenin mundar olduğu öğretiliyor.
Ama işin özü aynı. Eğer et yemek için bir canı öldürüyorsan. Hangi türden bir canı öldürdüğünün ne önemi var?
Daha bebek olan bir kuzudan kebap yapıp televizyonda programda yayınlıyorlar.
Bir sürü adam da bir koyunun doğurduğu ve boğazı kesilene kadar tüm gün süt emen ve oyun oynayan küçücük bir kuzunun ızgara edilmiş etine ağzı sulanarak bakıyor.
Sonra bu adamlar bir tabakta yarasa görünce neyin miğde bulandırıcı olduğundan bahsetmeye başlıyorlar.

Fok balığının yenilmemesi gerektiğini söylüyorsun, ama Fok balığının hayatının bir kuzudan daha değerli olduğunu kanıtlayamazsın.
Japonlar Yunus avlıyor ve yiyorlar, Yunus memeli bir balık, tıpkı koyun gibi memeli. Tıpkı deve gibi memeli.
Bir kartal buğulama yapılmasını garipsiyorsun ama fırında tavuk senin için çok normal.
Senin normal saydığın şeylerin hepsi sen doğduktan sonra sağdan soldan sana öğretilen toplumsal fikirler.
Ve bu fikirlere o kadar bağlısın ki beni ve başkalarını inandırmak için şiddetle savunuyorsun.
Diyorsun ki et yemek için canlıları yiyelim ama erdemli olalım, hangi canlıyı nasıl öldüreceğimize babamızdan atamızdan öğrendiğimiz gibi karar verelim.
Et yemek erdemli ise hangi canlıyı nasıl öldürdüğünün çok farkı var mı?
Oltayla tuttuğun bir levreğin ağzına saplanan bir kanca ile sudan dışarı çekip boğularak ölmesini izleyip kızgın yağda kızartmak normal.
Ama bir yarasayı öldürüp çorba yapmak miğde bulandırıcı.
Babam komando, askerde yılan yediklerini anlatır hala. Tadı da güzelmiş.
Yani doğru sandığınız doğruların ne kadar doğru olduğundan şüphe etmeye başlayarak ufkunuzu genişletmeye başlayabilirsiniz.