Bir anımı anlatayım sizlere. Biraz da özel olacak...
Yıl 2000lerin henüz başı. Annemle babam kavga etti. Babam anneme gel dedi seni götüreceğim ana evine dedi, taksiye bindik akşam saatinde. 2 yaşındaki gül gibi baktığım köpeğimi de hiç unutmam, babam yaşam şansının olmadığı yere bıraktı. Birilerinin yemek vermesi için üst geçitten geçip (en iyi ihtimalle) 3-4 km yürüyüp İzmir turkuaz'a (cafelere) ulaşması gerekiyordu. İzmirliler bilirler o üst geçidi. Arabalar vızır vızırdır. Her neyse, annem bir şeyler uydurdu, detaya girmeyeyim, kandırdı babamı ve ayrılmamışlardı tabii. Ama sonuçta köpek kayıptı... Yaklaşık 6 yıl sonra, turkuaz'a gittik babamla. Daha önce de gittik ama o gittiğimizin öncekilerden farkı vardı. Yumoş adını koyduğumuz köpeğimiz bizi takip etmişti, ve bulmuştu kokumuzdan... Aşırı zayıflamış, tüyleri beyazken sararmış... Biz cafenin içerisindeydik, oysa ki o kapıda bekliyordu, babam yine yüz vermedi köpeğe. Aslında duygusal insandır ama sinirli de bir yanı var. Bir kez baktım şöyle, iç geçirdim, baba dedim bu bizim Yumoş baksana... 2. bakışımda o yoktu, yine kayıptı. Ama tek sevindiğim şey, o üst geçitten bir şekilde geçip hayat mücadelesinde galip gelmişti.

Şu an 11 yıldır baktığımız çıtır adında bir köpeğimiz var, ve eski anılara inat ömür boyu bakacağız, hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için!