Alışıyor insan, aldatılmalara, gitmelere, beklemelere.
Bir gün alışmak zorunda bırakıldığı her şeye, istemeye istemeye alışıyor inan.
Verdiğin değerin ve harcadığın onca emeğin bir önemi kalmıyor.
İleriye dair ne bir umut bırakıyorlar içinde ne bir heyecan.
Hiç bir şeye ilgi duyamayacak bir hal alıyorsun çaresizce.
Hiç kimseye güvenmiyor, hiç kimseden bir şey beklemiyor ve hiç kimseyi umursamaz oluyorsun.
Üzgünüm;
Senin için güzel cümleler kurabilir,
sana “Üzülme ben senin yanındayım” hissi verebilirdim ama gerçekleri duymalısın.
Çünkü beni de benzer bir durumun içerisine itip,
alışmak zorunda kaldığım şeylerle bıraktığın da, herkes beni,
üzülme geçer diyerek teselli etmeye çalışmıştı.
Hiç biri geçmemişti ama her yaraya kanaya kanaya alışmıştım,
iyi kötü yaşamam gereken bir hayatı askıya alıp,
ruh gibi ortalarda dolaşarak, çaresizce alışmak zorunda kalmıştım.
Özlemekten delirdiğim anlarda, ben o güzel gülüşünün hayalini kurarken,
senin başkasına gülüyor olman gerçeğini aklımdan kalbimden atamadım,
canının acısını kat kat katlayan böyle talihsiz hatıralarla alışıyor insan, aldatılmalara.
Kimi zaman da şimdi onunla el ele, kol kola bir yerlerde ne yapıyor acaba,
düşüncesi ile dalıp gitmişliğim olmuştu acının derinliklerine.
Neyse.
Alışırsın sakın üzülme.
Bilmeni isterim ki aşk iyi bir şey değil,
bunu aldatıldığında ve ayrıldığında daha iyi anlarsın.
Ben bu aşk yüzünden, gülmem gereken yerde ağladım,
ağlamam gereken yerde güldüm ve kendimi asla yapmam dediğim şeyleri yaparken gördüm,
kendimi hiç yakıştırmadığım şeylerin içerisinde buldum.
Aşk beni benden alan pis bir şeydi,
dikkat et sen kendini kaybetme.
Ne diyelim, alışırsın üzülme.
Çünkü hayat böyledir, aşka inanırsan hayatını kaybedersin.
Mehmet Çağrı Taş