Bilgi: Öncelikle, uzun bir makale olduğu için şimdiden Okuyucular kusura bakmasın. Anlamlı gördüğüm için paylaşmak istedim. Lütfen karşılıklı tartışmaya girmeden yorum yapıp, konuyu kilitlettirmeyelim.
2023 yılının herhangi bir ayının, herhangi bir gününün bir vaktinde; Türkiyenin herhangi bir yerinde dört kişinin tartışma sebebi, Türkiyenin kaç yaşında olduğu. Aktaran, kulak misafiri oluyor.
Konu, birinci kişinin, dile kolay, acısıyla tatlısıyla yüz yıllık bir ülkeyiz demesiyle başlıyor. 1919 yılında yeniden doğuş gerçekleşti. Bu yeniden doğuşun adı da 1923 yılında konuldu: Türkiye Cumhuriyeti. Hasta adam, ölü adamderken, bütün dünya beklenmedik bir direnişle karşılaştı ve bu durum birçok ülke için de emsal teşkil etti. Ardından yeniden bir süreç inşa edildi. Ülke yeni dinamikler üzerine kuruldu. Tarih dikey eksende yeni bir başlangıç yaşadı ve biz de içerisinde bulunduğumuz dönemde bu başlangıcın yüzüncü yıl dönümünü yaşıyoruz.
İkinci itiraz ediyor: Hasta adam da dense ölü adam da dense, bugünkü Türkiyenin doğuşu Karlofça ve Pasarofçalara dayanır. Senin dediğinden yola çıkarsak, bu ülkenin geçmişini inkâr etmiş oluruz. Bu ülke senin dediğin gibi dikey eksende kurulmuş gibi görünse de, aslında yatay olarak belli bir süreci takip ederek oluşturulmuştur. Yani, 1923ü yeni bir eser olarak değil, aynı eserin yeni bir sayfası olarak düşünmeliyiz. III. Selimden II. Mahmuda ve Cumhuriyetin ilanına kadar uzanan bir modernleşme ve Batı(lı)laşma silsileden bahsediyoruz. Cumhuriyet, bu silsilenin tabii bir neticesidir. Ayrıca, mademki yüz yaşındayız, o halde neden hala Osmanlının torunlarıve Osmanlı mirası/bakiyesigibi politik söylemleri kullanıyoruz? Bu ülke 2000li yılların başında çoktan yedi yüzüncü yaşını kutlamıştı zaten. Yani, yedi asırdan fazla bir yaşanmışlığın devamından söz ediyoruz ve bu yaşanmışlığın yaşananındayız şu an.
Ona bakarsan diyor üçüncü kişi, biz şu anda en az üç bininci yaşımızı kutluyoruz. O günün Türkiyesi, senin dediğin gibi Osmanlının yatay eksendeki devamıysa, Osmanlı da Orta Asya steplerinin, Metenin, Alparslanın, Büyük ve Anadolu Selçuklularının devamıdır. Unutma ki Osmanlılar Kayı boyundandır. Birinci kişinin hiddetli itirazları üzerine üçüncü devam ediyor; madem ki senin dediğin gibi o kadar geriye gitmek tarihsel bir hatadır ve hatta ütopik bir düşüncedir, o halde Cumhuriyetin, senin tabirinle yeniden doğuşun ardından ortaya atılan Güneş Dil Teorisi, Kayıp Kıta Mu teorilerini nereye koyacağız? Ülke yeniden doğdu, doğdu ama bütün bir millet de yeniden doğmadı ya? Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur sözünü hangi açıdan değerlendireceğiz o halde? Bu uzun ve tarihsel süreç, bu CumhuriyetinCumhurbaşkanlığı forsundada yerini almıştır. O yüzden biz yüz yaşındaki dünkü çocuk değiliz. Biz, binlerce yıllık engin ve derin bir tarihe sahibiz diye de sözünü tamamlıyor.
Bu tartışmayı sakince dinleyen dördüncüye soruyorlar; peki sence Türkiye kaç yaşında? Dördüncü, daha bu ülke otuz beş yaşında diyor.
Yani bir zamanlar Cahit Sıtkının dediği gibi yolun yarısındayız. Evet, haklısınız yeniden doğduk, ama dünkü çocuk da değildik. Haklısınız, maziyi inkâr etmedik, nispeten de sahiplendik, ama geçmişte de saplanıp kalmadık. Haklısınız, daha da geriye gittik, ama bugünün şartlarını da gördük. Bütün bunların paydası istikbale bakabilmekti aslında: dünün sorunlarını bugüne tekrar tekrar taşımadan; bugün, dünü unutmadan yaşarak; yarını, dünkü deneyim ve birikimlerle yeniden şekillendirerek. Ama ben diyorum ki, hala otuz beş yaşındayız. Çünkü bu ülke bugüne gelene kadar çok ciddi badireler atlattı. İç ve dış konjonktür sebebiyle bir süre tek parti ile yönetildi ve demokrasiye geçilemedi. Demokrasiye geçildi, istikrar sağlanamadı. Bu ülke, bir asırda; iki darbe, bir postmodern darbe, bir muhtıra ve bir emuhtıra ve son olarak 15 temmuz 2016 darbe girişimini gördü. SünniAlevi, SağcıSolcu, TürkKürt, LaikMuhafazakâr gibi suni ikilemler oluşturuldu.
Her dönem belli kesimler karşı karşıya geldi ya da getirildi. Evet, derin ve hatta çok derin tarihsel ve mekânsal köklere sahibiz ki o yüzden hala ayaktayız. Evet, yeniden doğduk. O yüzden maalesef, acı deneyim ve tecrübelerle bağışıklıkkazanma evrelerini geçirmek zorunda kaldık. Ayrıca da bu acı tecrübeler bizi geriye götürdüğü için değil, dinamik dünyada statik yapılaroluşturarak yerinde durduğumuz için çok seneleri kaçırdık. Kaybımız, nerden bakarsanız bakın yarım asırdan fazladır. Bu yüzden henüz otuz beş yaşındayız. Bu işin olumsuz yönü; olumlu yönü ise, gerek sistem gerekse yapı açısından olgulaşma çağımızın zirvesindeyiz!
Sükût
Konu değişir
Esasen diyor aktaran, 2000lerin başından beri bu yıl heyecanla bekleniyor ve tartışmalara neden oluyordu. Birçok kesim, 2023e yönelik söylemler geliştiriyor ve hedefler koyuyordu. Oysa pek de değişen bir şey yok. Halen büyük bir ikilem yaşıyoruz. Aradan yıllar geçti, ama hala bu Cumhuriyeti tam olarak benimseyemedik, içselleştiremedik. Benimseyenlerin çoğu ise kuruluştan önceki dönemleri, duymak bile istemiyor. Hala günlerce tartışılsa da değiştirilemeyecek gerçekleri farklı perspektiflerden tartışmaya devam ediyoruz. Herkesin kendine göre bir doğrusu var ve hala her kesim kendi doğrusunun gerçek olarak kabul edilmesini istiyor. Oysa 2023 perspektifleri için ortak paydanın; ekonomik, siyasi ve sosyokültürel bağlamda daha güçlü bir Türkiye olduğu, bu ikilemi aşabilecek yegâne bakış açısının bu olduğu sığ perspektifler nedeniyle unutuluyor. Bu durumda da, mevcut soru yeniden karşımıza çıkıyor:
Türkiye kaç yaşında?
Kaynak: http://akademikperspektif.com/2013/12/30/yil-2023-konu-turkiye-kac-yasinda/