Yazılacak çok şey var ama herkes işin siyasi tarafından baktığı için çekilmez oluyor her açılan mevzu çöpe gidiyor.
Amca doğru ya da yanlış bilinmez borçlanmış ve ödeyememiş, geçmiş olsun, Allah yardımcısı olsun.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunuun 93'üncü maddesi gereğince bu durum, sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, sağlık hizmeti genel sağlık sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu kurum nezdinde doğan alacakları, devir ve temlik edilemez şeklinde belirlenmiştir. Daha fazla bilgi almak için
http://www.resmigazete.gov.tr/eskile...20060616-1.htm linkini tıklayabilirsiniz.
yine 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunuun 88 maddesine göre Sosyal Güvenlik Kurumu'nun emekliden prim, Sosyal Güvenlik Destek Primi gibi alacakları varsa haciz edebilir.
Sosyal Güvenlik Kurumu alacaklarını düzenleyerek Sosyal Güvenlik Kurumu'na borcu olan ve emekli aylığı bağlanmış olanların, maaşlarının dörtte birini haczedebilir. Böyle bir durumla karşı karşıya kalındığında haczedilecek maaş miktarı emekli maaşının yüzde 25'ini geçemez.
Aynı zamanda nafaka borçları dışındaki bir nedenden dolayı emekli maaşı haczedilemiyor.
Şimdi gelelim önemli konuya:
Karı koca çalışıp eve aylık 10.000 üzeri kazanç getiren aileler var, çalışırken yemiş, içmiş, gezmiş tozmuş, 1 ev almamış.
emekliliği doldurmuş, çocuklar üniversiteye başlamış, emekli olmuş ama maaşı çocuklarının eğitimine yetmeyen.
Karı koca değil, eşlerden birisi iş sahibi, diğeri gün çalışıp gün kazanan aileler var, çalışırken ev almış, ev yaptırmış, birikim yapmış.
hiçkimsenin harcama miktarı konusunda standardı yok.
10.000 kazanan 12.000 harcıyor. çünkü genel beklentisi her ay 12.000tl kazanç yönünde.
2000 kazanan ise ya işten çıkarılırsam, ya hastalanırsam diye maximum zorunlulukta minimum harcama ile hayatına devam eder.
Kısaca herkes beklentisine göre, öngörüsüne göre yaşıyor. öngörüler şaştığında ise dünya başına yıkılıyor.
Bundan 20-30 sene önce emek ağırlıklı sektörler fazlaydı, bilek gücü ile çalışırdı genelde toplum. Bugün ise bilek gücünü makina almış, beynini geliştirenler, rakiplerine üstünlük sağlayanlar beyinleriyle çalışır olmuş, kendisini geliştiremiyenlere de iş bulmak zorlaşmıştır.
Çünkü işveren her ay 50 kişinin bilek gücü ile yapacağı işi makinaya yaptırıp, makina alımı olarak 50 kişinin 2 aylık maaşıyla bu sistemi kurmaktadır.
Devir değişmiş, dünya herkesin evine bir mause tıklamasıyla gelebilir olmuş, işgücü eskisi gibi mahalle içinde iş arayanlar arasında yarışmıyor, küresel yarış var, burada kurulu bir fabrikada çalışan bir işçi günde 10 ayakkabı üretip aylık 2000 tl alırken; çinde ayakkabı sektöründe aynı işi yapan bir işçi günde 11 ayakkabı üretip, 100 dolar maaaş alıyorsa ve bu fabrika 100 işçi çalıştırıyorsa günlük ve aylık hesabnı yaparak hangi işletmenin karlılığı daha fazla, hangi işletme ayakta kalır, hangisi batar bunlara bakmak lazım.
Bugün amerika çin telekom devi huawei markasına savaş ilan etmişse sebebi budur. amerikada çalışan hiçbir emek çinde çalışan işçiden daha az almaz, bu da amerikayı zorlayıp küresel ticaret anlaşmalarını hiçe sayma ve sadece güçlü rakip gördüğü için engelleme yoluna gitmiştir. peki ya sonuç: bekleyip göreceğiz ki her ülke çinden aşırı ithalat yapacak, büyük maaş ödeyen ülkeler batacak.
Biz mi ne yapacağız: Batan gemiyi hep beraber izleyeceğiz, sonra biz de glu glu deyip, suyun altında nefes almaya çalışacağız ama alamıyacağız.
Ne yapmalıyız? kendimizi dünya işgücüyle rekabet edebilecek kadar geliştirmeliyiz. belli oranda pahalı da olsa yerli ürünleri tercih etmeliyiz. (uçuk fiyatlıları kasdetmiyorum) işletmeler de ucuz işgücü diye çini tercih etmemesi için bu gereklidir.
polemik yok, ilk ve son mesajımdır, yazacak çok şey var ama yazmamak daha iyi