@delikanli53;
Değerli hocam hayatta herşeyin bir bedeli var.
Şehirlerde yaşarken bir sürü dez avantaj yaşarken aynı zamanda bir de sefa sürüyoruz.
Bir çok şeyi kendimiz yapmıyoruz. Bir çok garanti altındayız.
Küçük bir yere yerleştiğinizde bazı dezavantajlar olacak.
Öncelikle toprağa bağlı yaşamaya başladığınızda dinlenmek için o 15 günü de bulamayacaksınız )))
Köylü tatil yapamaz. Hayvanlar pislemeyi bırakmaz, bahçenin, tarlanın işi bitmez, hele bir de hazır almayıp kendi yemeğinizi yapma derdine düşerserniz, salçası, eriştesi, turşusu vesaire çok emek gider.
Kendi işimi yapıyorum ve bu sene kesintisiz 7 gün tatil yapamadım. Allaha şükür maddi sıkıntım yok ve izmir deyim.
Ama tüm yapabildiğim Cuma akşamından kaçıp hafta sonunu denizde geçirip pazartesi sabahı dönmek.
Çünkü işler ben başında durmadığım zaman yürümüyor.
Bir de bunun köy versiyonunu düşün. Bir kaç zeytin ağacının bakımı 1 hafta sürebiliyor.
Tavuklar, hayvanlar, bağ bahçe, çapa vesaire.
Eğer köyde büyümediyseniz şehirde yetişen insana bu zulüm gibi gelir bir noktadan sonra.
Evet toprağa bağlı olmak güzel, ayağının toprağa çıplak değmesi güzel.
Ama bunun bir bedeli var.
Bu bedeli karşılayabilir misiniz diye bu işe girmeden bir trial demo versiyon deneyin.
Böyle kırsal çiftlikler ve yeni mode. Para veriyorsun, gidip orada yaşayıp çalışıyorsun.
Fiziksel aktiviten artacak kiloların gidecek, ama çapa yaparken, bir şeyler taşırken, odun keserken yine kendine zarar vereceksin.
Kendini hamburger ile zehirlemeyeceksin ama kırsalda görünen bazı parazitler ve enfeksiyonlara yakalanma ihtimalin olacak.
Ben de dijital göçebeliği düşünüyorum bu arala ciddi ciddi.
Dünyanın çoğu ülkesinde ayda 1000 dolara orta sınıf bir hayat sürülebiliyor.
Bundan daha fazlasını kazanıyorum. Ve bilgisayar başında çalışıyorum.
6 ayda bir ülke değiştirip yeni bir ülke yeni bir dil yeni insanlarla yaşayabilirim.
Yani hayatta her seçimin bir bedeli var.
Seni çok iyi anlıyorum şu anda yaşadığın hayatta mutlu değilsin.
Bunun nedeni rutin. İnsanı bunaltan şey aslında bir rutin içinde döngüye girmek.
365 gün var. Ve bunun belki 360 günü aynı şekilde uyanıyor, aynı şekilde kahvaltı ediyorsun.
Yani hatırlamaya değmeyecek 360 kahvaltı var hayatında. Her gün aynı şekilde işe gidiyorsun.
Hatırlamaya değmeyecek bir birinden ayıramayacağın günlerin geçiyor. İşe git, aynı işleri yap, eve dön, aynı şeyleri yap.
Hayat hatırlayabildiğin günlrin sayısıdır.
Ama bir sahil kasabasına yerleşsen ve toprakla uğraşmaya başlarsan da hayatın süper eğlenceli olmayacak.
Bu sefer de kırsalın döngüsüne gireceksin ve bir süre sonra sıkılacaksın.
3 sene Bodrumda yaşadım. Evim denize 50 metre mesafedeydi. Ama 3. sene 3 kere denize gitmedim.
Çünkü rutin olmuştu, tatsız olmuştu...
Yani aslında rutini kırabileceğiniz bir hayat tasarlamak lazım.
Hele bizim gibi göçebe kültürlü insanlar için rutin çok ızdırap verici.
Türkler göçebe bir millet. Benim hayatımın 20 senesi Ankara'da, 3 senesi Bodrumda, 10 senesi İstanbul'da, 7 senesi İzmir'de geçti.
Rutinden hoşlanmıyorum.
Eğer yerleştiğin sahil kasabasında mutlu olacağını düşünüyorsan git.
Ama ben Bodrum'a gittim, Turgutreis'te yaşadım. ve her yaz istanbullu ve ankaralılara gıcık olmaya başlamıştım.
Çünkü cazibe merkezi bir yere gidersen, her yaz şehir sana geliyor.
Bir de bu tarz yerlerin kışları şehirde yetişenler için çok depresif oluyor.
Yola çıktığın fikir güzel.
Hayatından memnun değilsin ve değiştirmek istiyorsun.
Bunu yapacak irade ve bedelini ödeyecek azmin varsa değiştirirsin.
Sadece değiştireceğin hayatında mutlu olacağından emin olman lazım.
Çünkü geri dönmek git geller yaşamak daha fazlasını çalar hayatından.