Adamın biri trafik kazası geçirmiş, ayağında ciddi bir kırık. elinde ise basit bir sıyrık. Ambulans gelir, hemşire ayağa müdahale yapar. Kazazede öfkelenir. "Ayakla ne işin var, elimdeki yarayı görmüyor musun?"

Biz ne ara ahmaklaştık, ne ara bencilleştik bilmiyorum. Ama hikayedeki kazazededen pek bir farkımız kalmadı.

Adam 2500 tlye kitap satıyor, geliriyle çocuklara kitap dağıtacakmış. Ulan dingil hani millet et yiyemiyordu, hani çocukların paltosu yoktu?

Sömürmeye gelince her türlü insani duyguyu kullanıp sahte hümanizm yapanlarla doldu çevremiz.

Afrika asya bizim ayağımızdır. Ayaklarımız kırık.

Anadolu , türkiye bizim elimizdir. Elimizde en fazla küçük bir sıyrık var. Onu da öteki elimiz görse iyi olmaz mı?

Hac umre parasına göz koyanlar yunanistan avrupa tatiline gidip sosyal medyada caka satıyor.
Kurban -parasına göz koyanlar içtiği rakıdan şaraptan kısayım demiyor. 2500 tlye kitap satıp kitap alıyor.

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!


O ayaklardan biri pakistan, osmanlı yıkılırken para altın toplayıp bize gönderiyor. Biz o parayla iş bankasını kuruyoruz. Neredeyse bir asırdır içimizden birileri iş bankası sayesinde semiriyor da semiriyor.

Şimdi o pakistan ayak oldu. ayak kırık. Biz rakı keyfimizi bozmadan 2500 tllik kitabımızla vatansevercilik oynarken, birkaç kişi de o kırık ayaklara müdahale ediyor.

Yurtdışına yardım yapan vakıfların derneklerin çoğu (belki de hepsi) dini kesime ait. Rezidans koleksiyonu villa koleksiyonu araba koleksiyonu yapanların çoğu ise BAŞKA BİR İNANCA SAHİP sanıyorum...