Tarihsel açıdan bakalım;
Gelişmek için değişmek gerekir. Batı sürekli değişmiştir. Örneğin MÖ 200 ile MS 200 arasında Yunanistan'da tiranlık olmuş, demokrasi olmuş, diktatörlük olmuş ... değişmiştir. Avrupa'da 1200 lü yıllardan itibaren kilisenin savunduğu skolastik düşünceye darbeler indirilmeye başlanmıştır. Bu darbeyi indirenler de bedel ödemiştir. Yakılmıştır. Kesilmiştir. Hapsedilmiştir. Zehirlenmiştir. 1500'e gelindiğinde kiliseye karşı seküler düşünce çok güçlenmişti. Ona rakip yönetim anlayışları getirdiler. Sanat anlayışı getirdiler. Siyaset anlayışı, ticaret, tarih anlayışı getirdiler. Newton, Galile, Kepler, Russoe, Ansiklopedistler... niceleri geldi. Her biri özgür düşünceye destek olurken bedel ödedi. Fransız ihtilali oldu. Marksizim, komunizm hareketleri ortaya çıktı. Halkları hep bedel ödediler. 2 dünya savaşı yaptılar. Milyonlarcası öldü. Bedel ödediler. Değiştiler. Geliştiler.

Biz ne yaptık? Sümerden bu yana orta asya ne kadar değişti? M.Ö yaşayan Sargon diktatördü. Şimdiye geliyoruz islam ülkelerinin yönetimleri yine diktatör. Özgür düşünce yine yok. Kimse de olmasını istemiyor. Değişim yok. BEdel ödeyen yok. Şikayet eden de yok.


Ekonomik açıdan bakalım;
Avrupa yüzyıllarca birçok devleti, halkı sömürdü. Sermaye birikti. Zengin oldu. Dolayısı ile bilimsel ve kültürel yönden gelişti. Toplumsal kurumları daha erken oluşturdu. İslam ülkeleri ise ancak sömürüldü.

Dinsel açıdan bakalım;
İslam ilk çıktığında yeni bir işletim sistemi gibiydi. Zamanının en yeni sistemiydi. Kuranlar Yahudilik ve hristiyanlığı iyi biliyorlardı. O dinlerin eksik bıraktığı konularda atılım yaptılar. Arabistanda olmaları büyük şanstı. Çünkü yeni dinle rekabet edecek başka bir düşünce yoktu. Arap birliğini sağladılar. Bu sinerjiyi fetihlere kanalize ettiler. Zengin oldular.
Bundan sonra artık ellerindekilerini korumak gerekiyordu. Birbirlerine düştüler. Hadisler uydurdular. Siyasi kavgalarla parçalandılar.