İleriye dönük edilen ve tutulmayan yeminler kefaret gerektirir. Bir müslümanın yemin ediyorum demesi yemin için yeterlidir. Allah, kuran çarpsın denilen yeminle, yemin ediyorum denilerek edilen yemin arasında bir fark yoktur. Yani siz bunları demeseniz de yemin kendi başına büyük bir eylemdir. Yerli, yersiz kullanılmamalıdır. "Yemin" sözcüğünün anlamı "Kutsal olan üzerine söz verdirmek, söz almaktır."
Kişi ileriye dönük verdiği yeminin kefaretini verse bile günahının Allah katında affolması için bol bol istiğfar etmesi gerekiyor. Anlayacağınız, yemin alana da, verene de yüktür eğer ki gereksiz yereyse.
Kabe, kutsal bir anıttır, mezarlıktır. Sizi çarpmaz. Allah (c.c.) yaratıcıdır, sizi çarpmaz. Bu kutsal mekanı ve isimleri fuzuli işlerimize karıştırmamak gerek. Ne demiştik, sadece yemin ediyorum demek bile kutsalın üzerine yemin etmektir. Yani Allah'ı ve meleklerini şahit tutmak, kutsal olan tüm değerlerimizin üzerine, Kuran'ın, Kabe'nin üzerine yemin koyarak, şahitliğe dahil etmek, Bu durumda, yemin ediyorum cümlesinden sonra eğer yemini tutmazsam ahvalimin ne olacağını da ben belirlerim, Allah beni çarpsın, şu şöyle olsun, bu böyle olsun demek. Şirk koşmaya doğru koşmaktır. Hem onu gereksiz bir mevzuda şahit tutuyorsun, hem de bu mevzuyu yerine getiremezsen ahvalinin ne olacağını belirliyorsun. Eğer ki bunca şeye rağmen Allah tutup seni çarparsa zaten ellerini açıp şükretmen gerekir, hesabını bu dünyada gördüğü için.
Neden gereksiz yere yemin der dururum; Allah, uysakta uyamasakta, bizlere görücü usulü dışında, evlilik dışında kadınlarla münasebeti yasaklamıştır. Yani yaşadığımız bu ilişkiler gayr-i meşrudur. Hepimiz günahkarız, ben de öyle, buradaki herkeste öyle. Herkesin günahı kadar da tövbesi vardır, ne günahlarını ne sevaplarını bilebiliriz. Ama aklın yolu birdir. Allah'ın buyruğunu yerine getirmiyor gayr-i meşru ilişki yaşıyorsun, bunun için af dileyip, Allah'tan bu kusuru amel defterimizden silmesi için yalvarmak yerine, bir de Allah'ı bu gayr-i meşru ilişkinin ayrılığına şahit tutuyorsun, yetmiyor, yeminimden dönersem, şahitliğini boşa çıkarırsam bana şu cezayı ver diye, kendince büyük olan bir ceza belirleyip, Allah'a seni neyle cezalandırması gerektiğini buyuruyorsun.
Şahsi tavsiyem; kıza dönmekten falan korkmana gerek yok. Asıl korkun ettiğin yeminin affı olsun. Ama ümitsizliğe de düşme, tövbe kapısı açıktır. Belli ki yaşça küçük bir kardeşimizsin ya da hepimiz aciziz, şaşar beşer bir hataya girmişsin. Af dile.
Kıza gelince, hiç kimse hiç kimseyi anında unutamaz. Unutmaya da gerek yoktur. İnsanlar bir araya gelir, anlaşamaz, ayrılırlar. Ayrıldınız diye her şeyi unutacaksın anlamına gelmiyor. Eğer bir ilişkide bu arkadaşlık, dostluk, sevgililik, evlilik fark etmez. Karşıdaki kişi size zarar veriyorsa, ondan uzaklaşmak gerekir. Bunu yaşanan şeyleri silip, atmak, unutmak yerine onlarında değerini bilip, koruyarak, oradan bizim hissemize düşen kıssayı çıkartarak yola devam etmek gerekir.
Hayatın yaşadıklarından sana vermeye çalıştığı kıssaları bul çıkart, hiç kimseyi gönlünde, gönlünü bu kadar kör edecek kadar, Allah'ın önüne koyma. Koyma ki o senin imtihanın oluvermesin. Başına gelen her kötü şeyi de Şeytan'dan bilme, Allah çarpmaz dedik ama cezasız bırakmaz demedik. Bu dünyada başına bir şey geldiğinde şükret, şükret ki bir günahımın daha hesabını Rabbim bu dünyada kapatıyor diyesin.
https://www.youtube.com/watch?v=ROODrQ8aXTk