Nikola teslanin buluşlarim kitabını 14 ve 15inci sayfasinda belirtigi gibi.

Kısa sürede fark ettim ki en büyük rahatlamayı görselliğimde gittikçe daha ileriye gidip yeni görüntüler elde ettiğimde yaşıyordum. Bu yüzden zihnimde seyahat etmeye başladım. Her gece (bazen de gündüzleri), yalnız olduğumda, yolculuklarıma başlıyordum; yeni yerler, şehirler ve ülkeler görüyor, oralarda yaşayıp yeni insanlarla tanışıyor, arkadaşlıklar ve tanışlıklar kuruyordum ve her ne kadar inanılmaz görünse de benim için bunlar tıpkı gerçek hayattakiler kadar değerliydi ve görüntüleri de bir o kadar kuvvetliydi. Bunu neredeyse on yedi yaşıma gelene, düşüncelerim ciddi biçimde icatlara dönene kadar sürekli yaptım. Sonra büyük bir keyifle fark ettim ki gözümde canlandırma işlemini son derece kolaylıkla gerçekleştirebiliyordum. Modele, çizime ya da deneye ihtiyacım yoktu. Her şeyi kafamda sanki gerçekmiş gibi canlandırabiliyordum. Böylece farkında olmadan, buluşsal kavramları ve fikirleri somutlaştırmanın bana göre yeni bir yolunu geliştirmeye başlamaktaydım ki bu radikal bir şekilde salt deneyselliğe zıttı ve bana göre çok daha hızlı ve etkiliydi. Biri denenıneye hazır bir alet yaptığı anda, kendini kaçınılmaz bir biçimde aracın detayları ve hataları ile büyülenmek gibi ilkel bir ruh hali içinde bulur. Aracı geliştirirken ve yeniden tasarlarken, konsantrasyonu azalır ve temeldeki en önemli ilkeden uzaklaşır. Belli sonuçlara ulaşılabilir ancak bu her zaman kaliteden ödün verilmesi pahasınadır. Benim metodum ise farklı. Asıl işe girişrnek için acele etmiyorum. Aklıma yeni bir fikir geldiğinde, işe öncelikle onu kafamda inşa etmekle başlıyorum.

Şuanki adi mind place gecen bu olayi yanliş anlarayak farkli yorumlar katarak geldigine inaniyorum bu metod zihin geliştirmek icin zihin sarayi denmis ama sonradan bir cok sacma isimler almiş.