Ben kendimi dağıtıyordum böyle zamanlarda. Çalışırken başıma beni epey depresyona sokan bir ayrılık gelmişti. İşe gidiyorum ama yürüdüğümün farkında değilim böyle. Ofise giriyorum, oturuyorum, birileri gelip bir şeyler söylüyor, dinliyor gibi yapıyorum. Sonra ışığı söndürüp kapıyı kilitleyip oturuyorum saatlerce. Bilmiyorum daha çok sosyalleşme yoluna gittim. Maaşımı bir-iki haftada bitiriyordum. Meyhane, bar. Param bitti mi tekelden iki köpeköldüren alıp geçiyordum denizin karşısına. Gerçi şimdi tekel fiyatları mekan fiyatlarından hallice oldu. Sabahın beşinde fotoğraf çekmeye çıkıyordum. Profesyonel olduğumdan değil sadece yaşama dair güzel bir şeyler yakalayabilme isteğinden. Daha çok kitap, daha çok alkol, daha çok şiir. Bir zaman sonra ten teni de unutturuyor. Kısmen. Bazen acıtmıyor ama tam olarak da geçmeyebiliyor.