Geçmiş olsun. Yazı güzel, konu güzel; ama konunun tek bir bakış açısı var. İkincisini ben yapayım müsadenizle:
İlişkide insanların birbirine anlatması gereken şeylerle anlatmaması gereken şeyler arasında ince bir çizgi vardır. Siz ikincisini fazla tercih etmişsiniz, adına da fedâkârlık demişsiniz (bence değil - daha doğrusu "fazla" olduğu için fedâkârlık tipik bir davranışa dönüşmüş). Hayatınızın kritik süreçlerini özel duygular beslediğiniz ve hayatınızdaki en önemli insanlar arasında yer alan birisiyle paylaşmayacaksanız, o kişi neden hayatınızdaki? Sade güzelliği herkes paylaşır; derdi paylaşıp ilişkide ayakta kalmanın güzelliğini paylaşmak ise daha başkadır. Bence kaçırdığınız nokta bu olmuş.
Neler yaşandı, neler konuşuldu sizden başka kimse bilemez. Ama yazdıklarınıza bakılırsa, karşı taraf sizin bu davranışınıza karşı yanınızda durarak ve gerektiğinde sizi toplayarak daha fazla fedâkârlık etmiş gibi görünüyor.
Ayrıca fedâkârlığın bir sınırı olması gerek. Sevginin ve iyi niyetin temellerinden biri olan bu "ödün" çok kolay yıpratılabiliyor. Yıpranmadan ve yıpratmadan zamanı geldiğinde fedâkârlıktan vazgeçerek bazı şeyleri değiştirmek gerekir hayatta.
Çok teşekkür ederim. Benim ilişkimdeki fedakarlık onu sürekli bunlarla boğmamaktı. Ben ruhsal ve yapı olarak fazla dengesizim. Bir gün iyiysem sonraki gün iyi olamayabiliyorum ne yazık ki. Ben her gün bu sıkıntıları anlatırsam karşımdaki kişi ister annem olsun bir gün sonra artık sıkılacaktır "off bitmedi seninde şu dertlerin" gibi demesede içinden geçirecek. Ben böyle düşündüm ne yazık ki. Ama yaşadığım her ilişkiye saygım var, acı çekmiyorum ama yazı gereği paylaşmak istedim.