Yazacaklarım kendi yaşam biçimimi yansıtıyor.
Konuya diyecek bir şeyim yok, ama hayat için bir amaç seçmek onu boş yapmaz. Aslında boşluktan kasıtı bilmek gerekir önce.
Bir dükkan hayal edelim, eğer bu dükkanın müşterisi yada çalışanı değilseniz hergün o dükkana gidip gelmeniz 'boş'tur. Ama ne zaman ki öğle yemeğinizi orda yemeye başladınız yada orada çalışmaya başladınız, oraya attığınız her adım bir amaç için olur..
Hayat da böyle, bir amaç olmadığında etraftaki hayvanlar gibi oluruz, bir kedinin gayesi nedir? Doğar, büyür ardından ölene kadar o gün akşam etmek için rızkını arar. Boş değildir yaptıkları ama başta da dedim ya, boşun anlamını bilmek lazım.
O dükkana her gün gidip geldiğimizde bize bir şey vermezler ama orada çalışan yada müşteri olduğumuzda ya para verirler yada yiyecek. Attığımız adımlar bize bir şey getirmiş olur. Ve hayatımız dolar.
Aksi taktirde hergün boşuna gitmiş oluruz. Bu 'boşuna' kelimesi de oradan gelir.
O halde hayatı dolu dolu yaşamak için attığın adımın dahi bir amaç için olması gerekir. İşten çıktın, evde hiçbir işin yok, uykun da yok, aç da değilsin, yürüyorsun, bu adımlar ne için peki? eve gitsen ne olacak gitmesen ne olacak? ne fark edecek? hiçbir şey mi? boşuna yürüyorsun ozaman.
Bütün bu boşluğu doldurmak için benim hayata bakışım inanç üzerine. İnandığım değer bana inanmak için yaratıldığımı söylediğinde buna inanıyorum ve düşünüyorum.
Şöyle bir düşünüyorum, var sayıyorum ki ben dünyaya inanmak için gönderildim, yıl bilmem kaç, ilk insanım, hiçbir benzerim eşim yada dünyada benimle etkileşim kuran hiçbir obje yok. Varlar ama beni ilakadar etmiyorlar. (Evet insanlıkla ve hayatla ilgili şeyler düşünürken kendimi hep Hz. Adem yerine koyup düşünürüm ve bu çok etkili bir yöntem ticaretten eğlenceye herşeyi bu yöntemle anlayabiliyorum)
Neyse diz çökmüş ibadet ediyorum, sonra birden bir guruldama oluyor, karnım acıkmış biliyorum, ibadetime ara verip bir yiyecek buluyorum, amacım ibadetimin bölünmesini engellemek. Yemeği yiyip hemen geri dönüyorum, daha sonra tuvaletim geliyor, tekrar onu yapıyorum, daha sonra gözlerim ağrıyor, uyuyorum uyanıyorum tekrar devam ediyorum, daha sonra vücudum üşümeye başlıyor, kendime giysi yapıyorum ki ibadet ederken üşümeyim. Daha sonra ibadetime devam ederken etraftan tuhaf yaratıklar geliyor, korkuyorum, ev yapıyorum ki ibadetim daha rahat olsun vs.vs.vs.
Tüm bunları bir amaca bağladığımda yediğim yemekte bir amaca, yaptığım ev de bir amaca, uyuduğum uyku da bir amaca bağlı oluyor.
Sonra yüzyıllar geçiyor, telefon çıkıyor, bilgisayar çıkıyor, tarım, ticaret, sanayi, ulaşım, sosyal statü ve tonlarca şey çıkıyor. Sonra bir bakıyorum, asıl yaptığım şeyi unutmuş ve diğer şeylere dalmışım, sonra etrafıma bir bakıyorum, ben nereden başlamıştım? benim amacım neydi? ben ne yapıyordum? İşte tam oradayım. Eğer burada amacımdan saparsam, amacım ölmek olur ve ölene kadar tek amacım hayatta kalmak olur, peki ne için hayatta kalıyorum?
İşte tüm bu sorunları aşmak için, hayat gayemi inanmak, amacımı da ibadet yapıyorum. En başta gittiğim o dükkandan, her adımımın karşılığını da öldüğümde almak için bekliyorum. O dükkana gitmediğim her günün karşılığını da maaşımdan eksilerek yada karnım aç kalarak ödeyeceğimi biliyorum. Böylece hayatımı dolu dolu yaşamaya çalışıyorum.
Tabi bunlar benim,benden bana kalan düşüncelerim, sizin de buna benzer bir hayat gayeniz olursa, umuyorum bir gün boşluktan kurtulursunuz.