Açılan dava ibadet ve inanç özgürlüğü gibi saçma sapan bir temele dayanıyordu.
Davayı açan tüzel kişi olduğu için ibadet özgürlüğü üzerinden dava açamayacağı için reddedilmesi de normaldir.
Ama bu gerçek kişi olsaydı da reddedilmesi gerekirdi.
100 metre karşısında Sultanahmet Camisi var. Namazını kılacak adam orada kılar, orası da tarihi cami.
Amaç üzüm yemek değil, bağcı dövmektir.
İbadet özgürlüğü, ibadetin kısıtlanması anlamına gelir.
Senin dininde namazı ayasofya'da kılacaksın diye bir hüküm var mı?
Sen namazını ayasofyada kılmayınca dinden mi çıkıyorsun? Namazın mı sakatlanıyor?
Peygamberin hadisi mi var? Camiye çevrilen kiliselerde namazın sevabı daha büyüktür diye.
Yani ibadet özgürlüğü, ve inanç özgürlüğü konusunda ayasofya ibadete açılsın diye dava açanların reddedilmesi normaldir.
Ayasofya'nın ibadete açılması tamamen siyasi islamcıların talebidir.
Ayasofya şehir fethedilince camiye çevrilmiştir, bu kendi zamanı için normal bir durumdur.
Şehri fethedenin meşruiyetini, gücünü kanıtlamak, dünyaya ispat etmek için yapılan bir uygulamadır.
Artık şehri fethedeli 500 sene olmuş, kimseye bir şey kanıtlamak zorunda değiliz.
Şimdi başka bir devirde yaşıyoruz. Ayasofya dünya kültür mirasının bir parçasıdır.
Camiye çevirip içine imam ve müezzin koyup para harcayacağımıza,
bırakın müze olarak kalsın memlekete turist ve döviz getirmeye devam etsin.