FHisamioglu adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Müslümanım ve Diyanet'in bütçesini eleştiriyorum. Asıl bu olaylara tanıklık edip Diyanet'in bütçesini eleştiriye kapalı gören sizin zihniyetiniz inancımızın öğretisini gözden geçirsin.
Diyanet denen kurum; ülkedeki başka inanışlara mensup bireyleri yok sayarak din kayırmakta, israf edip har vurup harman savurmakta üstüne tanınmayacak bir kurum olmuş ve haddini çoktan aşmıştır. Varlığıyla laikliği inkar etmekle kalmayıp kendini tanımladığı fetva makamlığıyla dini tekelleştirmiştir. Camileri siyasi propaganda alanına çevirmesi bir tarafta, her sene ayrılan 7 milyar TL'ye yakın paraya doymayıp her namaz çıkışında da dini duyguları sömürerek nereye gittiği belli olmayan bir bağış toplama çabasına düşmüştür.
İlk emri "Oku" olan dinin kurumu böylesi doyumsuz ve müsrifken "oku"manın gerçekleştirildiği kurumların bütçesinden tasarruf etmek Müslüman'a yakışmaz.
Bir webmaster olarak diyanet'in sitesinde 15-20 dakika harcayarak diyanet'in verdiği hizmetlerden, aktif olarak yürütmekte olduğu yardımlardan ve oluşumlardan haberdar olabilir aynı zamanda 5 dakikadan kısa sürecek bir düşünme aşamasıyla diyanete bağlı kaç milyon insan olduğunu ve bu insanların da asgari ücret ile dahi hesap edildiğinde toplamda kaç milyar lira sırf maaşlara gitmesi gerektiğini algılayabilirsiniz.
Ülkede günün 5 saatini oyun oynayarak, yahut devletin imkanlarını "yemeyen keriz" mottosuyla acımadan sömürerek yaşayan yüzbinlerce memur varken, diyanet içerisinde hizmet veren ve yaptığı işi sadece alacağı para için değil aynı zamanda manevi hizmet içgüdüsü ve içerisinde bulunduğu dinin yükümlülükleriyle ilerleten insanların açlıktan ölmesi beklenemez. Onlar da maaş almalı, yaptıkları hizmetlerin gerektirdiği masrafları da temin etme özgürlüklerini kullanmalılardır.
Bizzat zat'ımla Diyanet'in yaptığı Camii, kurs, yurt, burs bağışları vesaire tüm hizmetlerde verdiğim vergilerden pay alındığını biliyor ve hakkımı helal ediyorum. Zira cebimize giren parada yetimin, yoksulun, fakirin, dinin de payı olduğunu biliyor ve cimri olmayıp paramın bir kısmını onlarla paylaşmaktan gurur ve huzur duyuyorum. Eğer ki diyanet'e bulaşmadan kendi yeteneğim ve becerim doğrultusunda camii yapmak, kurs kurmak, ilim öğretmek, hizmetler sunmak, dini yaymak, burs vermek gibi tek başıma güç yetirebileceğim alanlar bulsam Diyanet'e herhangi bir şey yapılmasını gerekli bulmayabilirdim lakin bunlara güç yetiremezken yapana da mani olmaya gönlüm el vermez. Şu mübarek aylarda kestiğimiz krubanları dahi paylaşırken cebimizdeki 3-5 kuruşu bir camii'nin temeline döküyorsak bu bize kötü değil iyi olarak dönecektir.

Camii'lerde herhangi bir siyasi propaganda yapılmamakta, yapıldığı camiilerde de şikayet hakkınız her halükarda bulunmaktadır. Lakin şikayet etmediğiniz yada edemediğiniz camii'lere gitmeme özgürlüğünüz de vardır, o camiilerin cemaateri genelde belli görüş bütünlüklerinde oldukları için sıkıntı çekmezler. Lakin!! Buraya dikkat çekmek istiyorum, değil diyanet dünya din birliği oluşturup karşıma dikilseler yine de bu camii'deki hocanın vereceği hutbenin içeriğini birilerinin değiştirmesine imkan sunmaz! Zira yıllar önce peygamberimiz hz.Muhammed s.a.v'de hutbe verirken mekke ve medineye mensubiyet dönemlerinde hiçbir şekilde devletin yada halkın "ŞUNUN HAKKINDA KONUŞMA" demesi düşünlemezdi dahi. Din bir bütündür, mevcudiyetin temelidir ve evrendeki en küçük atomdan en büyük galaksiye kadar herşey hakkında söz sahibidir. Hiçbir devlet, yasa, kurum veya insan dinin söz sahibi olmasına engel olamaz, olmaya çalıştığında bu bariz özgürlük ihlalidir.

Camii çıkışlarında da bağış toplandığında bağış verenler verdikleri parayı 5 kuruş olarak dahi seçebilmekte, isterse hiç atmayabilmektedir. Cebindeki üç beş kuruşu sadaka niyetine veren bir insanın gözüne batmazken evinizdeki koltuktan size batması ayıptır. Lakin haklılık payınızın olduğu nokta, dünyanın her yerinde olduğu gibi diyanette de hıyanete ve ihanete mensup bireyler mutlaka vardır ve haram'ı helal'le bir etmişlerdir. Onların yediği haramlar göz ardı edilmemeli, gerek devletin gerek ilgili merciilerin kapısı çalınarak tespit edilen haramzadelerin en ağır cezayla cezalandırılması gerekmektedir. Zira peygamberimiz zamanında rütbesini ortaya koyarak da olsa 1 hurmaya dahi göz dikmemiştir. Gözden kaçan haramzadelerin hesabı Allah katında en dip azaplardır lakin insanaların "niyetleri" onların haramyiyicilikleri sebebiyle kötüleşmemekte, verlen 5 kuruş dahi olsa o kişiye sadaka olarak dönmektedir.

Din'i tekelleştirmesi konusuna diyecek bir lafım yok ancak kendi bünyesinde kurum, vakıf, dernek gibi kuruluşlarla dini anlatan diğer hocalara da kin, nefret ve öfke güden bu anti-deizm toplumunda tekelleşmekten ayırması gereken de yine bizleriz. Aksi halde Allah diyene gerici, maşallah diyene oktarcı diyen bir toplumda dinin tekellerden kurtulması pek de mümkün değildir.

Laiklik konusuna gelirsek, eğer laiklikten kastınız, diyanet'in hristiyanlığı ve yahudiliği yaymak için hizmet vermesiyse yada ateizmi duyurmak için benim verdiğim vergileri kullanmasıysa, buna tüm varlığımla karşı olduğum bilinmelidir. Diğer türlü laiklik devletin dini meselelere karışmamasıdır, çoğunluğun müslüman ve islamın kaide olduğu bir devlette "diyanet(din)" kurumunun Islamdan başka bir dini anlatması doğru olmayacağı gibi, Israilde Yahudiliğin, Rusyada Hristiyanlığın vs. umum tercihi olduğu gibi ülkemizde de bunun böyle olması gereklidir.

Tüm bunlar bir kenara bırakıldığında, diyanet yada herhangi bir din kurumu asla yasalarla kısıtlanmamalı, diyanet yada herhngi bir din kurumunun kural ve kaidelerini belirleyen tek yasa Kuran ve sünnet olmalıdır. Zira "din" adı altında hizmet veren bir kurum "dinden bağımsız" bir kurallar zincirine bağlı olduğunda ortaya hiç alakasız ne olduğu belirsiz şeyler çıkacaktır.

Son olarak, ilk yorumumda MEB'in bütçesinin azaltılmasının yanlış olduğunu söylediğimi fark etmediğiniz için, "OKUMAK"'a değinmenin, sizin için ne denli mühim olduğunu anlamak zor. Zira okusanız, anlardınız.

Sözlerimdeki doğrular dinimden, yanlışlar şeytandan ve nefsimdendir. En doğrusunu Allah bilir.