Diğer adıyla Recm.
Gerçekten Şeriatın geçerli olduğu, gerçekten hakkın yanında yer alan hakimlerin olduğu bir ülkede geçmektedir hikâye.
Not : Olayın daha iyi kavranması için yazdım. Hikâye yaşanmamıştır.
Bir kişi evli bir kadının bir adamla mesajlaşmalarını görür. Mesajda zaman ve mekan bellidir. Bu kişi, zina fiilini işleyecek mesajlaşan iki şahsı yakalamak ister. Fakat sadece kendi şahitliği yetmeyeceği için yanına 3 arkadaşını daha bulur. Bir zaman sonra zina fiilini işleyecek olan kişiler için zaman gelmiştir. Kadın önden, adam arkasından apartmana girerler. Dört arkadaş aradan yarım saat geçtikten sonra apartmana girerler, kapıyı açarlar ve baskını gerçekleştirirler. İki şahıs yorganın altında çırılçıplak vaziyettedir. Günümüzde herkesin bildiği gibi bu iki şahsın cezası taşlanarak öldürmek sanılır koşulsuz şartsız. Fakat işin aslı bu değildir.
Dört arkadaş hâkim karşısına çıkar. Ve durumu izah ederler. Hatta fotoğrafı bile gösterirler. Hakimin ise şöyle der:
"Bu iftiracılara 80 sopa çekin !"
Bu söylem karşısında şaşıran arkadaşlar hâkime dönerek:
"Biz onları o haldeyken yakaladık. Neden biz ceza çekiyoruz !?"
Hakim ise şöyle der: " Peki siz onları tam birleşme hâlinde gördünüz mü?"
4 arkadaş bu soruya cevap veremediler.
Böylece kimseye bir şey olmadı.
Bu hikayeden çıkarılacak ders şudur; İslam dini ağır bir şekilde ceza vermeye yanaşmaz. Eğer bir şeyin cezası olduysa gerçekten ceza hakedilmiştir. Ve katlanılacaktır. Osmanlı tarihini inceleyen bir Profesör, Koskoca Osmanlı zamanında sadece bir kez recm cezasıyla karşılaşıldığını belirtmiş ve şaşkınlığını dile getirmiştir. Çünkü Recm'in şartlarının (İtiraf,4 Şahid, Bebeğin Doğumu) yerine gelmesi epey zordur.
Bir gün Cüheyne kabilesinden bir kadın Rasûlul-lah(s.a.v.)'a gelerek:
"Ey Allah'ın Rasûlü! Ben zina ettim, beni temizle!" dedi. Rasûlullah (s.a.v.) onu geri çevirdi. Ertesi gün tekrar gelerek: "Ey Allah'ın Rasûlü, görüyorum ki, beni de Mâiz gibi geri çe*virmek istiyorsun. Allah'a yemin olsun ki, ben hamileyim." dedi. Peygamber (s.a.v.): "Öyle ise sen git, çocuğu doğurunca
gel." dedi. Kadın çocuğu doğurunca, bir beze sarılmış olarak çocukla beraber geldi: "İşte çocuk, doğurdum!" dedi. Rasûlul*lah: "Git sütten kesilinceye kadar emzir, sonra gel." buyurdu. Kadının velîsine de ona İyi davranmasını tembih etti. Çocuk sütten kesilince kadın çocukla birlikte tekrar geldi. Çocuğun elinde bir ekmek parçası vardı. "Ey Allah'ın Rasûlü! İşte çocuğu sütten kestim, yemek de yedi" dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz çocuğa bakacak kimse olmadığını İleri sürerek onu gönder*mek istedi. Ensar'dan birisi çocuğun bakımını üstlenince kadına gerekli ceza uygulandı. Uygulama esnasında kadına ağır sözler söyleyen Haîid b. Velid'in dikkatini çeken Peygamberimiz, onu "Allah'a yemin ederim ki, bu kadın öyle bir tevbe etti ki, şayet alışverişte sahtekârlık yapanlar, aynı tevbeyi etseler*di, onların bile affedilmelerine yeterdi" diyerek kınamıştır.[1]
Bu olayda da Peygamberimiz önce kadını geri çevirmiş, kadın işlediği suçu ileri sürerek cezalandırılması için ısrar e-dince, bu sefer çocuğu doğurup öyle gelmesini istemiş ve kadını geri göndermiştir. Bu tutumu ile öncelikle onu cezalandırmayı istemediğini belli etmiş ve onu geri göndererek doğumu yapma*sını istemiştir. Büyük ihtimal, doğum yapınca annelik içgüdüsü ile bu itiraftan vazgeçeceğini düşünmüştür.
Fakat doğumdan sonra da tutumundan vazgeçmeyen ka*dın, çocukla gelip gene cezalandırılmasını isteyince, bu sefer çocuğun anne sütüne olan ihtiyacını Öne sürerek, doğumla ortaya çıkan annelik içgüdüsünün emzirme esnasında ana-çocuk ilişki*leri ile gelişeceğini ve bu suretle itiraftan vazgeçeceğini düşün*müştür.
Daha ilginç olanı şudur ki, kadının durduğu evde ve çev*rede dışlanacağını, hakarete uğrayacağını, eziyet edileceğini de hesaba kattığı için, velisini uyarmış, ona iyi davranılmasınıı istemiştir.
Çocuk sütten kesilince kadın tekrar gelip cezalandırıl*masını isteyince, bu sefer de çocuğa bakacak kimsenin olma*dığını ileri sürerek cezayı ertelemek istemiştir.
Onun bu tavrındaki incelik ve amacı, belki de, fark ede*memiş olan bir Sahâbî'nin, çocuğa bakmayı üstlendiğini söyle*mesiyle artık sığınacak mazeret kalmamış ve cezanın tatbiki kaçınılmaz olmuştur. Peygamberimiz zina suçunu iki boyutlu bir olay olarak görmektedir. Eğer suç sadece şahsı ilgilendire*cek boyutlarda kalıp, aleniyet kazanmamışsa, bunun açığa çıkarılmasını istemediği ortadadır. Her iki olayda da bu tutu*mu sarihtir. Fakat olay bireysel sınırları aşıp, aleniyete dö*külmüş ve toplumu ilgilendiren boyuta ulaşmışsa, o zaman ge*rekli tedbiri almakta ve suçu cezalandırmaktadır. İkinci halde de, suçlu lehine de bazı sınırlar koymaktadır. Bu sınırlar aşılınca da müdahale ederek, işi tabiî haline döndürmektedir.
Sonuç olarak diyeceğim şudur ki şuan İslam'a dair kavramlar yanlış bir şekilde algılatılmakta. Ben bir nebze de olsa buna dikkat çekerek bir konuyu aydınlatmak istedim.
Konuya katılmıyorsanız okuyup geçebilirsiniz. Fakat tartışma çıkarmak isteyen kişilere cevap vermeyeceğim. Report edeceğim. Telefondan yazdım hepsini bazı yerler alıntıdır. Kusurum olduysa affola.
[1] Müslim, Hudûd 24.
Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Hudûd 24;
Nesâî, Cenâiz 64
http://m.haberturk.com/gundem/haber/...belgeli-oykusu