Geçenlerde yine bu kategoride ne kredi nede kredi kartı alamadığıma dair bir konu açmıştım.
Konunun özeti; bil bilgisayar almam gerekiyor fakat elidme ki tüm parayı birde bilgisayar yatırmak istemediğim için kredi çekmek yada kredi kartı almak istedim. Fakat hangi bankaya başvurduysam ne kredi verdi ne de kredi kartı. 5-6 bankaya başvuru yapmışımdır 1 ayda

Kredi puanım 0 olduğu için hiç bir banka vermeye yanaşmadı. Ben de bir sinirle bir sürü bankaya başvurdum. Kredi notunuz olmasa da çok başvuru olduğu için red alırsnaız vereceklerse de vermiyorlar.
Fakat benim dikkat ettiğim konu şu oldu. Eskiden 2 ayda bir en azından Garanti bankası arar size kredi kartı verelim diye diretirdi. O zamanlarda çalışmıyordum ama yine de ararlar, malulen emekli misiniz yada düzenli bir geliriniz varmı diye sorarlardı. İşe girdim ve sigortalı olarak çalıyorum. Fakat buna rağmen şimdi ne arayan var ne soran.
Çevremde ki bazı tanıdıklarımda aynı şekilde eskiden bankaların daha fazla arayıp kredi yada kredi kartı vermek istediğini, bu aralar telefonların kesildiğini söylüyor.
İnternette bazı bulduğum haberlerde de başta konut kredileri olmak üzere bankaların kredi vermek konusunda çekimser ve karamsar olduğunu, müşteriye zorluk çıkartarak kredi yada kredi kartı vermemek için türlü sebepler bulduğunu okuyorum. Hatta yüksek kredi faizlerine rağmen neredeyse he 3 konut kredisi başvurusundna 1'i reddediliyormuş.
Kredi kartı ve tüketici kredisi ile ayakta duran bu millet kredi muslukları kesilirse ne yapacak? Zaten çoğu tüketici kredisi banka kredisini ödemek için çekiliyor. Bir bankanın borcunu başka banka ödüyor. Onun da musluğu kesilirse tümden iflas bayrağını çekeceğiz gibi.
Bilmiyorum artık. Bu işin arkasında zeytin dalının etkisi mi var, yoksa çekilen krediler ödenmiyor onun etkisi mi bilemedim.
Not: Az önce şöyle bir yazı okudum sözcü de ve çok mantıklı geldi. Lütfen siyasi olarak bakmayalım konuya.
Alıntı
Ankara'da görev yapan bir AB diplomatı, geçen hafta yaşanan Deniz Yücel vakasını, doğrudan Almanya'nın ortaya çıkardığı ekonomik ambargo kartına bağladı.
Almanya, sessiz sedasız, Avrupa Yatırım Bankası'nın Türkiye'ye vereceği kredileri de, doğrudan yatırımları da, yatırım desteklerini de askıya aldırdı. Banka, bir yıldan fazladır -tam olarak 2016 yazından bu yana- Türkiye'ye ya da Türkiye'ye yönelik projelere tek bir Euro kredi vermiyor, yatırım desteği sağlamıyor. Avrupa Yatırım Bankası, özellikle Avrupalı yatırımcılar için bir barometre gibi; Eğer banka herhangi bir ülkenin ekonomisinden uzak durursa, başta Avrupalı, tüm Batılı yatırımcılar o ülkeden kaçıyor.
Bitmedi:
Almanya yine sessiz sedasız, Alman şirketlerinin Türkiye'de yapacakları yatırımlara sigorta limiti koydu. Limit, Türkiye'ye yatırım yapacak tüm Alman şirketleri için yıllık 1.5 milyar Euro olarak belirlendi. Bunun anlamı şu: Türkiye'ye yatırım yapmak isteyen Alman şirketler, bu sigortadan yararlanıyorlardı. Eğer yatırımları iyi gitmezse, zararları karşılanıyordu. Oysa limit konularak, Alman şirketlere Berlin hükümeti tarafından Biz Türkiye'de yapılacak yatırıma kefil değiliz mesajı verildi. Almanya'dan yatırım bıçak gibi kesildi.
Dahası da var;
Almanya, Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası'nın en büyük hissedarlarından. Türkiye'ye buradan verilecek proje kredileri konusunda da olumsuz tavır koymaya başladı.
Böylece, Türkiye'ye karşı adı konulmamış bir ekonomik ambargonun ilk sinyalleri verilmeye başlandı.
Yani Başbakan Binali Yıldırım'ın Berlin'e gitmesi de, hakkında bir yıl iddianame yazılmadan tutukluluk yaşayan gazeteci Deniz Yücel'in, filmleri aratmayan bir operasyonla salıverilmesi, ülkeden adeta kaçırılması da işte bu gelişmelerle doğrudan bağlantılı.
Ancak yine aynı Avrupalı diplomata göre, Deniz Yücel tek değil; Almanya'nın siyasi tutuklu olarak gördüğü 12 kişi vardı, bu süreçte bunların, Yücel dahil, 8'i salıverildi. Hâlâ hapiste, Berlin hükümetinin doğrudan siyasi tutuklustatüsünde gördüğü 4 kişi var. Ve bunların tümü FETÖ bağlantılı suçlardan tutuklanmış durumda.
Almanya, ancak bunların tümü salıverildikten sonra AB'deki para musluklarını yeniden Türkiye'ye açmayı düşünecek.
ABD'DEN İRAN YAPTIRIMI KARTI
ABD'nin elinde ise daha görünür bir kart var; Reza Zarrab kartı.
Zarrab'ın itirafçılığı ve Halkbank eski Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla'nın jüri tarafından suçlu bulunması, ABD Hazine Bakanlığı'nın elini iyice güçlendirdi. Şimdi İran ambargosunu delen Türk bankalarına yazılacak ceza hesaplanıyor. Cezayı Amerikan Hazine Bakanlığı keseceğinden, ceza miktarı Ankara ile Washington arasındaki pazarlıkların gidişatıyla doğrudan ilgili.
Bu çerçevede, akla şu soru geliyor;
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, sarayda ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ile gerçekleştirdiği, Mevlüt Çavuşoğlu'nun da tercümanlık yaptığı o üç buçuk saatlik görüşmede bu konu da görüşülmüş olabilir mi?
Bitmedi;
ABD'nin elinde birkaç ambargo kartı daha var. Ve Amerikan basınında bu kartların ucu Ankara'ya gösterilmeye başlandı bile;
Mesela, Washington'un da siyasi mahpus olarak gördüğü Amerikan vatandaşlarını tutuklatan Türk yetkililere yönelik vize yasağı ambargosu yavaş yavaş gündeme sürülüyor. Amerikan basınında, vize yasağı uygulanacak 30 kadar Türk yetkiliden oluşan bir listeden bahsedilmeye başlandı. Türk polis ve yargı mensuplarından oluştuğu söylenen bu listeye, her an Türk siyasilerin de eklenebileceği yorumları yapılıyor.
Bir başka ambargo konusu ise yine İran'la ilgili;
New York Güney Bölge Federal Savcılığı, Reza Zarrab hakkında yazdığı iddianameye teröre destek unsurunu da koymuştu. İddianamede, Zarrab'ın kurduğu şebeke ile İran'ın Suriye ve Irak'taki terör faaliyetlerine mali destek sağladığını iddia etmişti.
Savcılık, teröre destek iddialarını -Davanın Hakimi Richard Berman'ın kararıyla- sadece bir banka bürokratı olduğu için Hakan Atilla'ya karşı kullanamadı. Ancak Atilla'ya karşı kullanılmayan bu iddialar, kabul edilmiş o iddianamede yerli yerinde duruyor. Adeta yöneltilecekleri kişiyibekliyor.
Tüm bunları gözönüne alınca, FETÖ iddiasıyla halen Türkiye'de tutuklu bulunan Amerikan vatandaşı Rahip Brunson'un durumunu da yakından izlemekte fayda var.
Deniz Yücel vakasının ardından, bir Rahip Brunson vakası daha yaşanması pekâlâ mümkün