Allah olaylara müdahale etmez. Bir kere bile müdahale ederse kader değişir. Yaratıcı, doğruları bildirmiştir. Ne kadar çok bu doğruları uygularsan o kadar başarı, kazanım elde edersin. ( Ben bu şekilde biliyorum, İslamiyet'in iddiası bu yönde sanırsam )
İslamiyet'e göre ben müslümanım demek müslümanlığın en temel gerekliği değildir, İslamiyet'e en uygun şekilde yaşayan, İslamiyet'in doğrularını uygulayanlar müslümandır. İslamiyet'te okumak ve hakkını vererek çalışmak tavsiye edilmiş hatta ibadet sayılmıştır. İslamiyet'in daha bir doğru, verimli tavsiyeler öğütlediğini iddia eden bir ideoloji olduğunun farkında değiliz. ( Doğrudur veya değildir gibi bir durum içerisine girip İslamiyet'i olumsuz ve olumlu bir şekilde yargılamıyorum dikkat ederseniz )
Biz Hristiyanız veya Ateistiz/Deistiz, Agnostik inanca sahibiz deselerde Almanya, Japonya gibi toplumlar bu doğruyu iyi benimsediklerinden refah içinde yaşamaktalar. Bize 1920'li yılların savaşlarının-buhranının kurturduktan sonra yeni bir fırsat kapısı açıldı ve 35-40 yıl boyunca ülke içerisinde ciddi kaos, uğramadan yaşabilme imkanı elde ettik. Fakat yaptığımız hatalardan o kadar ders almamıştık ki Rahmetli Menderes gibi ülkeye ciddi katkı sağlamış birini yaptığı hatalardan dolayı seçmemek yerine tekrar seçerek hem ona hem kendimize çok ciddi bir zarar verdik.
Tek hatamızda bu değildi, Osmanlının çökmesine sebep olan verimsiz yaşam tarzımız 1980'li yıllarda dini, milliyeti farketmeksizin batı ve doğu ülkeleri tarafından 1900'li yıllarda yaşandığı gibi "Türkiye ve diğer ortadoğu toplumlarının dünya ekonomisine, endüstrisine katkısı yok denecek kadar az o yüzden yaşamalarının bizim için bir önemi yok" düşüncesinin başlamasına neden oldu. Ülkemize acımasız terör saldırıları düzenleyen terör örgütlerinin diğer ülkeler tarafından kurdurulduğu ve bu terör örgütlerenin güçlenebilmesi için gerekli baskı, kaos, şiddet ortamının darbe öncesi, darbe yönetimi sırasında ve darbe sonrasında nasıl oluşturulduğunu da unutmayalım. Nasıl ki Abd,Ab ve Doğu ülkelerinin desteği olmasa Suriye, Ermenistan, Yunanistan'a, Irak'a gücümüz ile otorite, hakimiyet kurmak istiyorsak ( Ki yer yer ne yazık ki bizim hakimiyet kurma düşüncelerimiz doğrudur yer yer onların bize sitemleri doğrudur ) diğer dünya ülkeleri de birlikte bizim yapamadığımızı bize yapıyor.
Tabi şu da bir gerçek ki her ne kadar yanlışlarımız ile kendimize ve dünyaya zarar verip dünya çarklarına İngiltere, Abd, Ab, Rusya, Çin, Hindistan, Japonya kadar katkı sağlayamıyor olsakta Irak, Suriye, Filistin, Lübnan, Yugoslavya kadar kendisine ve çevresine düşük fayda hatta zarar sağlama durumuna bugüne kadar düşmediğimiz için bu ülkelerin yaşadıkları kalıcı - geri dönülmez acı olayları ne mutlu ki yaşamadık. Umarım önem seviyemiz bu ülkelerin ki kadar azalmaz ve bu ülkelerin toplumlarının yaşadıkları felaketleri yaşamayız.
Öncelikle İslam ile alakalı bilgileriniz eksik, İslama göre yaşamak tabii ki her açıdan hayati derecede önemlidir, belki yaşam şekli ile İslamdan çıkabilirsin bile ama herşeyden önce dil ve kalp ile ikrardır ki bu olmazsa istediğin kadar İslama göre yaşa, suyun üstünde yürümeye çalışırsın.
Biz 2. dünya savaşında maglüp olarak çıkan toplumlar kadar edepli, ahlaklı ve disiplinli olamadık maalesef.
Bu noktada Osmanlı dönemini külliyen yok saymak veya küçümsemekte yanlış bir yaklaşımdır çünkü günümüzün köklü ve devleti ayakta tutan hemen hemen Meclis ve Hükümet sistemleri haricindeki tüm yapıların temeli Osmanlıya dayanır.
Siz bir tarihsel yaklaşımın etrafında dönerek bugünü yorumluyorsunuz. Yaklaşımınız bence hatalı. Belki benim yaklaşımımda aynı şekilde hatalıdır fakat ben şu şekilde düşünüyorum.
15 Temmuz gecesine kadar gerçekten bir valilikle yönetilen bir devlettik. Kurtuluş savaşını falan kazanmadık, sadece kazandığımız zannettirildi. Ölmedik ama sakat bırakıldık. Adamlar bütün hayati damarlarimizin sahibiydi. Bize 100 yıldır türlü hatalar yaptırdılar ama artık bugün de belki çok yaralar alıyoruz, belki de söylediğiniz ülkelerde daha beter olucaz, hatta yok olucaz aldığımız bir risk var.
Yok olmaktan hiç korkumuz yok, önü sonu bir ölümdür. İşte İslam ahlakı bir de burada devreye girer, biz bütün zaman içinde küçük bir alanı yalanın içinde geçirdiğimizi biliriz.
Velhasılı burada yaptığımız bu işlerin goygoyu, kahvehane kültürünün yansımasıdır ve şu anda dahi biz burada konuşurken herşey üzerine değişim devam etmektedir.
Sonunda ölüm dahi olsa bazı değerlerimiz için savaşmaya her zaman değer, bu bir beka, varolma savaşıdır.
Unutmayın biz o toplumların yaşadıklarını 100 sene önce zaten yaşadık. Bizim topraklarımızda gezdi İngiliz, Fransız, İtalyan askerleri. Emin olun şu dakikadan toplumsal hafıza buna bir sefer daha izin vermeyecektir.