Öncelikle sürekli oturmuyoruz. Terleme noktası ulaştığında kıvılcımlar kendini belli ediyor ve ayağa kalkıyoruz. Sonra şu koltuğu da bi değiştiremedik diyor ve ve pijama olarak kullandığımız eşofmanımızı vücûdla bir olan kısımlarını çekerek ayırıyoruz. Birkaç adım attıktan sonra bir yere uğramamız gerektiğini hatırlıyor utana sıkıla faturayı ödüyoruz.

Bu süreçte evrene pozitif sinyaller yollamayı da ihmal etmiyoruz. Sade kahvemizi elektrik faturasını kabarttığına inandığımız su ısıtıcısında ısıttığımız suyu bir bardakta karıştırıyoruz. Sonra sabah oluyor. İşler yetişmemiş. Uykun hiç olmadığı kadar. Sonra bir uğultu. Altın günü. Nereye gideceğini bilmeden kendini kapının önünde bulursun. Gözler kan çanağı.

Akşama kadar ziftineceğin bir yer bulursun. Kendi kendine o koltuğu değiştirmeliydim dersin.

Para mı? Boombook...