Ali henüz 16 buçuk yaşındadır. Cennet vatanımız Türkiye Cumhuriyeti'nin herhangi bir ilinde, ilçesinde yaşamaktadır. Babası bir kamu kuruluşunda memur olarak çalışmaktadır. Annesi ise ev hanımıdır. Alinin kendisinden başka 2 kardeşi daha vardır. 11 yaşında olan Ege ve 6 yaşında olan Oya'dır. Bu çekirdek aile ile birlikte kredi 30 yıl borçlandıkları evlerinde her orta gelirli Türk ailesi gibi yaşamaktadır.

Ali lise 3. sınıftadır. Bir yıl sonra lise 4. geçecektir. Bulunduğu ilçe'nin Anadolu lisesinde okumaktadır. Ergen Ali ülkenin yaşamış olduğu gıda bolluğu nedeniyle erken gelişmiş, 40 yaşındaki amcaları gibi sakalları çıkmıştır ancak o hala çocuktur. Ali küçük kardeşleri ile aynı odayı paylaşmak zorundadır. Ancak bundan hiçte haz etmez. Ergen çağlarda olduğu için sisteme ve düzene hırçın bir yaklaşıma sahiptir. Kuşaklar arası çatışmayı yaşamaktadır. Babası henüz Sovyetler Birliği yıkılmadığı, tek kanal televizyonun olduğu, radyoların çok tutulduğu ve akşamları yatmadan önce bir saat kitap okuduğu yıllarda doğmuştur. Hatta Berlin duvarı bile yıkılmamıştır. Düşünün daha "www" "http" protokolleri yeni icat edilmiş. Bilgisayar ise bırakın okullarda illerin belli kurumlarında tek olduğu çok karanlık çağlarmış. Babası çocukken sokakta oynar eve çamur çökek içinde gelir, annesinden hergün dayak yermiş. Hatta komşularının camını plastik topla kırdığı için babası kulağını bir çekmiş günlerce kızarıklık gitmemiş. Yani Alinin babası hala çocukların güle oynaya sokaklarda oynadığı, her mahallede bir arsada top sahasının olduğu yıllarda çocukmuş. O nedenle ebeveynleri ile derin kuşak uçurumu varmış. Ali bu kuşak çatışmasını tek bilgisayarı başında geçirdiği. Yazdığı ancak satmayı düşünmediği uygulamalar ile bir gün android markette fırtınalar estireceği hayalini kurmaktadır.

Günlerden Cumadır. Alinin yaşadığı ilçe'nin semt pazarı günüdür. Sabahçı olduğu için öğlen evdedir. Okul servisi yaşadıkları güvenlikli sitenin kapısına Aliyi bırakmış. Ali kulağında kulaklık elinde akıllı telefon evin yolunu tutmuş. Eve geldiğinde kardeşler Ege ile Oya arasında yine çatışma vardır. Anne ise bıkmış ve usanmış durumdadır. Ali odasına girdiğinde bilgisayarının yine karıştırıldığını görür ve Ege bağırmaya başlar. Ali yatağına geçer ve laptop açar. O çok zengin edecek android uygulamayı geliştirmek için çalışmaya başlar. Bir yandan da kesik olduğu lisede ki kız olan Burcu'yu facebook kesmektedir. Diğer yandan da gürültülü bir seviyede Justin Biber falan dinler. Birden Alinin annesi gelir. Oğlum kalk pazara gideceğiz. Of anne yine mi pazara gideceğiz. Oğlum ben kiminle pazara gideyim. Bak akşam baban eve gelecek ona göre. Of anne tamam ya diyerek Ali hayal dünyasından kalkar. Giyinir, her ne kadar pazarda pazar arabasını çekme görevini üstleniyor olsa da, şık olmalıdır. Hemen aynanın karşısına geçer. Saçlarını son moda şekle sokar ve babasının yeni aldığı ayakkabıları giyer.

Annesi oğluna bakar of küçük bey yine şekil olmuşsun. Hadi yola koyulalım. Ege Oyanın saçını çekmeyi bırak. Artık sizi evde bırakacağım. Kardeşine sahip çıkacak yaştasın. Kız kardeşini üzme olur mu. Ağabeyisin artık koca çocuk oldun. Sünnet bile oldun büyüyün artık ya diyerek yola çıkarlar. Ali, Annesi ve pazar arabaları ile halk pazarına yürürler. Alinin annesi ufak paralar ile şaheserler yaratan tipik bir Türk kadınıdır. Yıllarca ödeyecekleri ev borcunun bilincindedirler ve kalan parayla 5 boğaza bakmak zorundadır. O nedenle anne hesaplı ucuz olan ne varsa ondan çok almanın derdindedir. Ali ise halk pazarına gelen komşu kızları kesmektedir. Sonuçta Ali bir ergendir ve bu gayet normaldir. Annesinin yanında ancak pazar arabası ile uzaktadır. Annesi haraket edince pazar arabasını çaktırma bir halle taşımaktadır. Ali sıkılmaya başlar çünkü pazar çok zaman almaktadır ve onun internet gibi engin bir dünyada yazması gereken program, oynaması gereken oyun ve Burcu'nun yaptığı yeni paylaşımları like gerekmektedir. Ancak anne pazarın pahallığından dert yakınır. Her gün her şey pahallanmaktadır. Ali geçen ve uzayan pazar macerasında artık çığrından çıkacak bir sinir hali almış. Saçları esen sonbahar rüzgarı ile bozulmuştur. Üstelik karşı blokta bulunan Pelin ile kesişmişler Ali'nin durumu karşısında aşağılar bir tavır takınmıştır. Ali iyice sinir harbi yaşamaktadır. Anne artık yeter al şu domatesi pazarlık yapma satıcıyla. Oğlum domatesi o fiyata alırsam patates alamayacağım sen sus bakalım anneye laf yetiştirme. Bu ne ya her şey zamlanmış. Pazarcı ağabey atlar lafa abla kış geldi normal fiyat der.

Zor bela pazarlıklar alınır anne ve oğul o 30 yıl borçlandıkları belki babasının ödeyemeyip Alinin ödemeye devam edeceği evlerinin yoluna düşerler. Ali ağır olan araba, hareket etmekte zorlandığı dizleri yırtık kotu ile yokuş yolu çıkar. Anne a be oğul bizim zamanımızda pantolonu yırtık olanlara acıyarak bakardık. Yazık parasız pulsuz garip derdik. Yolda yatanlar yırtık yamalı giyerlerdi. Ne zaman yırtık pırtık elbiseler moda oldu anlamış değilim. Ali ise dizleri yırtık kotundan içeri giren soğuk rüzgarla üşür. Of anne yine beni sürdün bu pazara. Bak marullar yine sıkı bağlanmadı. Pazar arabamızın tekeri tekliyor. Cem ailesi karşı ki marketten domates alıyor. Oğlum onun babası zengin sen bakma onlara. Of anne of anne. Anne ne yapsın evladım. Hadi eve biran önce yetişelim. Baban işten gelecek Ege ile oya birbirlerini yemişlerdir.

Bir zamanlar bizlerde ergendik ve yaşananların aynısını yaşadık. Ancak doğalgaz evlerin olmadığı, sobalı evlerde büyüdük. Kışın yanan soba üzerinde annemizin pişirdiği turşu kavurmasını ve sıcacık çayın kokusunu asla unutmadık. Şimdilerde her şeyimiz var ancak o dönemler başkaydı be. Sokakta oynayıp yorgunluktan yatağa düşmeler. Hastanede uzayıp giden kuyruklar. İlaç almak için gece yarısına kadar bekleyişler. Hastaneden sıra almak için gece hastanede nöbet tutmalar. Bir odada anne baba ve kardeşler bir odada oturmalar. Oysa şimdi çocuk başka odada baba başka anne başka odada. Herkesi eğlendiren bir şeyler var. En güzeli de fabrika işçisi babamın maaşından arttırdıkları ile bana kitap alıp kitap okuması ve okumayı aşılaması idi. O yıllar çok eskide kaldı. Biraz çalışıyordum gündüz hamsi almaya giderken çocuk ve annesinin pazar arabası kavgasını gördüm ve kendi ergenliğim aklıma geldi.

Bu satırları yazarken bir anda gözlerim yaşla doldu. Meğer ne kadar şanslı bir kuşakmışız. Şimdi ki çocukları düşündükçe onlara acıyorum. Yıl 1988 Atakum Samsun yaşıyoruz yıllarca çamur içinde yollarda okula gitmek zorunda kalmıştım. O yıl yaşadığımız yola asfalt dökülmüştü. Düşünün asfalt gelmiş diye sevinmiş bilyalı yapıp kaymıştık. Vay be şimdilerde ise ne durumdayız ama huzurumuz yok. Kusuruma bakmayın genç arkadaşlar eski güzel günlerim geldi bir an aklıma.