SENİN ÖZLEMİNLE..

/ başımı yaslayacak bir omuz arıyor gözlerim

Belki sen olmasaydın da açacaktı bu çiçekler, doğacaktı güneş.. Ama bu kadar anlamlı olmayacaktı hiçbiri. En basiti şu an bunları yazmak yerine kendi ülkemde köle gibi çalıştırılacaktım belki; belki de hiç doğmayacaktım bile, var olmayacaktım. Şu an rahatça yaşadığımız topraklarda cirit atacaktı itilaf askerleri. Sana borçluyuz Atam; bu devleti, bu cumhuriyeti ve en önemlisi yaşadığımız bu hayatı sana ve o cesur yüreklere borçluyuz. Bu vatan “alın burada sorumsuzca yaşayın” diye önümüze serilmedi ki. Öyleyse neden böyle denmişçesine davranıyoruz? Çok değil, daha 100 yıl öncesinde; büyükannelerimiz, büyükbabalarımız bizim bu topraklarda, huzurla yaşayabilmemiz için kendi canlarını feda etmediler mi Atam? Düşmanın gözünün içine baka baka, öleceğini bile bile ve evinde onu bekleyen ailesini bırakmayı göze alarak koşmadı mı düşman üzerine? Biz o kahramanların torunlarıyız Atam. “ömrünün baharında, 15’inde yitip gidenlerin”, Kurtuluş Savaşı’na hayat verenlerin torunları..

/ haktan, hukuktan,
/ geçmişinden korkmayan bir dost belki..

Sana o kadar saygı duyuyorum ki.. Nasıl anlatsam. Bir baba bile evi ve içinde çocukları yanarken tek yapabildiği dışarıda gözü yaşlı bir şeyler yapılmasını beklemek iken; sen kendini, bir an bile tereddüt etmeden attın o eve. Canının yanacağını ve hatta ölebileceğini düşünmeden koşarak gittin. Hem de hiçbir çıkarın olmadan yaptın bunu. Ne gaza ne sevap uğruna.. Gerçekten sevmiştin belli ki: bu yurdu, bu insanları.. Hissetmiştin bu cennet toprakların ellere gidişini, yüreğinin en derinlerinde. Sevdiğini kaybetmeyi ilk defa küçük yaşlarında öğrenmiştin belki ama yine de korkmuştun bu toprakların avucumuzdan kayıp gitmesinden. Bu kez izin vermeyecektin, kaybetmeyecektin sevdiğini, canını, kanını! Karartmıştın gözlerini. Ve öyle ki arkana bile bakmadan girdin o cehennem ateşine. (…) Derken bir anda o ürkütücü bulutlar dağılıvermişti. Aydınlanmıştı etraf, seninle birlikte. Bir süre sonra: başın dik, arkanda peşin sıra binlerce asker, milyonlarca memleketim insanı. Neyi, nasıl yaptınız bilmiyorum ama siz bir mucizeyi gerçekleştirdiniz Atam. Tabii, asıl savaşın yeni başladığını bilerek. Cehalete karşı savaşmak, daha zordu. Öyle kolay değildi alışılmışı değiştirmek. Daha büyük bir savaş vermek gerekiyordu! Gerekiyordu ki bir daha aynı bataklığa saplanmamak, aynı oyunlara düşmemek, bir daha yenilmemek için!

/ ama bulamıyorum.

Düşünüyorum.. Cumhuriyet öncesinde yaşasaydım, ne yapardım? Bir erkek olarak istediğim hayat, “eşimin köle gibi bütün gün tarlada çalışıp benimse tek yapacağım evde hizmet edilmesini beklemek” olsaydı çok mutlu olabilirdim belki, işime gelirdi. Ama doğru olan, gerçek hayat bu mu ki? Koskoca evrende bir toz zerreciği bile değilken, toplumun bir kesimini zincirle toprağa bağlayıp diğerini yükseltmek, eşitsizliği dayatmak mıdır hayat? Hiç sanmıyorum! İyi ki diyorum; iyi ki bizlere bu özgür, demokrasinin olmazsa olmazı laik anlayışı; eleştirel düşünceyi kazandırmışsın ki gerçekten yaşayabiliyoruz sayende, nefes alabiliyoruz. Aksini düşünmek bile istemiyorum. Tebaa değil, birey olmanın erdemini yaşıyorum seninle. Biliyorum ki: “Sorgulanmamış bir hayat, yaşanmaya değer değildir.”

/ yine eskisi gibi yanımızda olabilsen keşke..

Anlamıyorum Atam; bir insan güneşle hayat bulup onu sevmediğini nasıl söyleyebilir, aklım almıyor. Ben güneşi ilk defa senin sıcaklığınla hissettim, özgürlüğü okyanus mavisi gözlerinde, korkmadan.. Peki ya ben neyden korkuyorum bu kadar? Hak ettiklerimizden mi yoksa, konuşamamaktan, hatta düşünememekten. Bir gün.. İşte o gün geldiğinde serzenişler, yakılan ağıtlar hiçbir şey ifade etmeyecek.Yoksa aldığım her nefes, neden sana ihanet edercesine yaksın ki canımı? İçinin sızladığını biliyorum. Nasıl sızlamazdı ki zaten.. Bizler senin geleceği emanet ettiğin gençler değil miyiz Atam? Hani memnun ve mesut olduğun, güvendiğin, iftihar ettiğin ve hatta vatanın bütün ümidi ve geleceğini bağladığın.

/ ben Türkiye’yim.
/ başımı yaslayacak bir omuz arıyor gözlerim.
/ ama nafile. her yer hasım her yer düşman.

Yine de hoşuma gidiyor bunları senden duymak. Körü körüne kanıyorum bu iltifatlarına. Ve biliyor musun, aslında seni çok fazla özlüyorum. Hiç duymadığım sesin her an yankılanıyor kulaklarımda, hiç bilmediğim kokun kaplamış her yeri ve ben hiç tutamadığım o eli, bırakmıyorum inatla.
Bırakmayacağım da..

Berkan Molla / diğer tüm yazılarım için: berkanmolla.com.tr (sitede reklam yoktur)