Kendini kandırmamak ile başlar. Ve cesarete gerek yoktur. İlk başta cesaret gerekli gibi görünür ancak kendin olduğun vakit zaten cesarete ihtiyacın kalmaz. Dürüst olabilmekte kendin olmanı sağlar, kendinden başka rollere bürünmeye mani olur. Bir şey kayıp ettirmez ve kazandırmaz. Dürüstlük kasada sakladığın mücevhere benzer, unuttuğun bir değerdir ve zaten senindir. Bir şeyde kazandırmaz aksine kendin olabilmeyi kayıp edersin bir nevi kendini takas etmiş olursun. Ne kadar bir para için yalan söylersiniz? 10 tl için yalan söylemeyen birisi daha fazlası için yalan söyleyebilir, söz konusu ufak rakam iken dürüst olduğumuzu iddia edebiliriz bu dahi dürüst olmadığımızın bir göstergesidir. Örneğin 10.000 tl söz konusu ise yalan söyleme potansiyelimiz artar dürüst olmak aklımızın ucundan bile geçmez. Yani 10.000 tl ye satmışızdır kendimizi. Kendimizi satarız çünkü kendimiz gibi davranmaktan vazgeçmişizdir.

Cesarette korku gibidir ikisi de kendimiz gibi olmamak için öne sürdüğümüz bahanelerdir. Tabii ki her zaman için kastetmiyorum. Bahane olarak ileri attığımızda. Olduğundan fazlasıymış gibi farklıymış gibi cesaretli göründüğümüz zamanlar yada olduğumuz kadarını kendimize yediremeyip korkmamız gibi. Korku yerini cesarete bırakabilir halbuki sahte bir duygudur. Yalan söyleyerek bizim olmayanı elde edebiliriz, bir şey kayıp edeceğimizi düşünürüz halbuki zaten bizim değildir. Ticaret yaparken de yalana başvurabiliriz, kayıp edeceğimizi düşünürüz yine, ama zaten bizde olan bir şey yoktur çünkü henüz ticaret gerçekleşmemiştir. Sahip olduklarımızı kayıp edebiliriz dersek aslında onlarda bizim değildir ve her an kayıp etme ihtimalimiz vardır.

Senin olduğunu iddia ettiğin bir şey söyle bende eninde sonunda senin olmayacağını ispat edeyim. Bu gerçeği herkes biliyor öyleyse neden uğrunda savaşıyoruz, çünkü yüzleşmekten korkuyoruz. Gerçekleri çarpıtıyoruz işte bu dürüst olmanın tersidir. Sahip olmak diye bir şey yoktur aslında bu nedenden dolayı asla bir şeye sahip olamayız. Sahip olma duygusu vardır ve bu bağlanmaktır. Sahip olduğumuz şeyler her ne ise hakikatta onların sahibi değil kölesiyizdir. Kölesi olduğumuz, bağlı olduğumuz, bağımlı olduğumuz şeyleri kayıp etme korkusu şaşılır bir şey olması gerekirken insanlar tam tersine bunu normal olarak görürler.

Bağlanmak isteriz çünkü bizi biz yapan şeyin bizi niteliğe kavuşturan şeyin bu olduğunu zannederiz. Bunu çok çeşitli şeylerle yaparız. Mal edinmek, para hırsı, aşırı cesaret, korku duymak, nefret etmek, aşağılamak, üzülmek, kendini zeki sanmak, üstün görmek, yetersiz olduğunu düşünmek vs. Evet bu çeşitlilik çok olduğundan illaki birinin tuzağına kendimizi kaptırırız. Neyi niçin yaptığımız hakkında bilgi sahibi olursak bunların çeşitliliği bizi durduramaz, çeşitlilik çok olsa bile her birinin aslından birbirinin benzeri olduğunu biliriz. Mal mülk ediniriz, bir şeylere sahip olmak isteriz ve ihtiyacımız olduğunu bahane ederiz ki bu bahane günümüzde en geçer görmüş olanıdır. Tuzak insanlığa kendisini normal olarak yutturmuştur. Bundan dolayı kurtulmak çok güçtür lakin sadece bilgi sahibi olmak üstünde düşünmek ve dürüst olmaya çalışmak yeterlidir.

Ben şunlara sahibim, ben fiziksel olarak güçlü birisiyim, ben zeki birisiyim, çok kitap okurum, hızlı koşarım, yeteneklerim vardır, dik bir duruşum var, güzelim, çirkinim.... Kendinizi neyle anlatıyorsanız o şekilde kandırıyor olursunuz. Eğer bir şeylere sahipseniz bunu sık sık dile getirirsiniz çünkü kendinizi kandırmak için unutmamanız tazelemeniz gerekir bunu. İnsanların içine çıkarsınız bir grup insanla birlikte olursunuz, bir toplantıda bir yemekte bir eğlencede. Hepiniz aynısınızdır birer insan... Bu durum sizin hoşunuza gitmez aynı olmayı kabul edemezsiniz ve yeteneklerinizden veya sahip olduklarınızdan söz edersiniz. Aynı olmak derken kendiniz olmayı reddedersiniz. Bu durum özünde sizin burnunuzun havada olduğunu göstermez bilgisizlikten kaynaklanır. İnsan yapısı böyledir ama böyle olduğu içinde normal karşılayacağımız böyle gelmiş böyle gider dememiz doğru olmaz.
İnsan biçimlere ait değildir ancak kendisini tanımlamak için biçimlere sokar ve bunu haddinden fazla yapar.

Bunu anlatmak ve sizin anlamanız kolay değil çünkü ne yazarsam yazayım kalıplara sokacaksınız. Suyun döküldüğü kabın şekline bürünmesi gibi. Tamam su bir şekle bürünmek zorunda bir seçeneği yoktur ama bizim bir seçeneğimiz var. En azından şunu başarmamız gerekiyor. Suyu bir kaba aktardığımda eğer düşünme yeteneği olsaydı belkide kendisini o şekilde sıkça isimlendirerek kendisini kandıracak ve ben bu biçimdeyim diyecekti. Ben buyum... Belkide ben şuan bu role büründüm ancak gerçeğim bu değil diyerek dürüst olabilecekti.

Bir insan düşünün kimisine göre güzel kimisine göre çirkin olabilir yada abartıldığı kadar güzel gelmeyebilir. Kendini beğenen birisi kim ne derse desin güzeldir, insanların söylemlerine aldırış etmez. Yüzleşmek istemez. Aynaya baktığında dürüst olmaz. Vurgulamak istediğim bu değil. Örnekte geçen kişi kendisini istediği gibi görebiliyor siz nasıl görürseniz görün ben buyum diyebiliyor. Yada başkalarına göre güzeldir ancak bir türlü kendisini beğenmez. Demek ki mutlak bir kesinlik yoktur. Aynalar olmasaydı ve birbirimizi güzel çirkin diye ayırt etmeseydik kendimizi dış görünüşümüz ile nitelendirmeye çalışmazdık.

Ben kimim, ben neyim? İşte bu soruyu farkında olmasak dahi devamlı kendimize yöneltiriz ve bir cevap ararız. Bu çok hızlı bir şekilde günlük hayatımızda gerçekleşir bunun için farkına varmayabiliriz. İstediğimiz kadar kim olduğumuzu bildiğimizi varsayalım yinede kendimizi aramaya devam ederiz. Bu arayış bilgiden yoksun olduğumuz için devamlı surette ben olan haricindeki her şeyle kendimi ifade etmem için beni kamçılar. Bir köleyiz ve kırbaçlanıyoruz siz buna kazanmak mı diyorsunuz?

"Ben" kesin olarak dilendirdiğim şeyler değilim çünkü kesinlik diye bir şey yoktur. Bir kitap düşünelim. Kitabı düşünürken içeriğini de düşündünüz mü yoksa sadece bir kitap mı düşündünüz. Kitabın sayfaları boştur çünkü kitap derken hangi kitap diye sormadım ne kitabı düşüneceğinizi de sormadım. İnsanda kitaba benzer, içeriği aslında boştur kendisi doldurur. Dolu olan içerik ise kitabın kendisi değildir sadece yazılanlardır. Kurşun kalemle doldurup tekrar silebilirim ve başka şeyler yazabilirim öyle değil mi.

BEN NEYİM? Ben neyim diye sormadığım da olan şeyim. Ben neyin derken ben benimdir. Ben her şeyim aynı zamanda ben hiçbir şeyim. Ben neyim diye sorarken BEN kendisini bir şeyle ifade etmeye çalışıyor olandır ama ifade ettiği şey değildir. O anda öyle görünmüştür sadece. Ben hızlı koşarım herkesten daha hızlı. Ben bunun için ödül alırım ve farkımı ortaya koyarım. Farkın beni ben yaptığına inanırım. Bundan dolayı hep farklı olmayı amaç ediniriz. Benim bunu yapabilmem sadece yapabiliyor olduğumu gösterir ama bu BEN değildir. Kaza geçirdim ve hızlı koşmayı bırakın koşamıyor hale geldiğimde BEN kayıp mı olacak, yok mu olacağım! BEN'i tanımladığım bir şey yok olacak. Ben ise bu durumdan rahatsız olacağım hatta bundan dolayı kendimi karamsarlığa sokarak intihar bile edebilirim. Çünkü kendimi hızlı koşan birisiyle bağdaştırıyordum. Bağdaştırdığım şey yok olunca kendimin de yok olduğunu sanmam doğal olmasa da doğal olduğunu sanırız.

Kaza geçiren ben bu yoksunluk hissiyatı ile her gün uyuduğumda günün neredeyse yarısında rüyamda hızlı koşabilirim hatta uçabilirim. Bir günün yarısı bunu yapabilirim. Öyleyse gerçek olan nedir? Kaza geçirmiş ve koşamıyor oluşum mu yoksa her istediğimi yapabiliyor oluşum mu. Rüyalar uzun sürmez derseniz hayal edebilirim, hayali gerçekten ayıran nedir ki. Hayaller gerçek değildir diye kesin bir tespitimiz vardır, nereden biliyorsun günde kaç saat hayal kurup bu hayali yaşıyorsun. Pardon kaç dakika diyecektim. Mutlak bir gerçek yoktur. Eğer böyle olmasaydı rüya görürken bir rüya gördüğünüzün farkına vararak bu gerçek değil demeniz gerekirdi. Bir rüya görüyorum demeniz beklenirdi. Peki gerçek olarak adlandırdığınız dünyanın bir rüya olmadığını nereden biliyorsunuz, bilmemize imkan var mı. Gerçek olarak kesin bir kanı varmış gibi inandığınız sürece imkan yoktur. Ancak sorgulamaya başlarsanız bulabilirsiniz. Ama bunu yapmazsınız. Rüyada iken kimse acaba rüya mı görüyorum bile diye sormaz, o anda orada yaşadığı için bu gerçekliği koşulsuz olarak kabul eder. Ne demek istiyorsun daha açık konuş, dünya bir rüyadan ibaret ve uyanınca gerçeğe mi döneceğiz? Söylemiştim daha önce mutlak bir gerçeklik yoktur, içinde bulunduğun dünya her neyse yaşadığını sandığın bir gerçeklik vardır. Yaşananları unutun ve yaşayana bakın. Yaşayan deneyimleyen olmasaydı yaşanan da olmazdı.

Yaşayanın farkındalığı işte bu BEN'im. İster rüyada olun ister komada olun ister dünyada olun ama uyanık olun. Farkında olun ve bu farkındalık bilincinin siz olduğunuzun farkında olun. Eğer böyle yaparsanız kendinizi alıştırırsanız hayatı çekilmez olarak görmezsiniz. Yalan söylemek, bir şeyler elde etmeye çalışmak, bir şeyleri kayıp etmekten korkmak, başaramamaktan çekinmek, sıkılmak, usanmak, mutsuz olmak bunların hiç birisi sizi bağlamaz. Seçenekleriniz olduğunu hatırlarsınız. Unutmayın seçeneğiniz şuan da yoktur sadece ayak uydurmaya çalışıyorsunuz ve bunu seçenek olarak isimlendiriyorsunuz. Kim zengin olmak istemez? Kim 500 milyar ister? İstersiniz değil mi, hani bir seçiminiz vardı. Kendiniz olmayı sadece kendiniz olmayı istemez misiniz. Kendiniz için en iyisinin zengin olmak olduğunu sanıyorsunuz çünkü seçim yapma şansınız bulunmuyor. Sadece zengin olmayı hayal ederiz, param olsun da gerisine bakarız.

Belkide bu para bizi ölüme sürükleyecektir bunu bilme şansımız var mı. Zengin olmak istemek gibi fakir olarak kalmak istemekte seçim değildir, zengin olamayacağını varsayarak fakir kalmayı tercih ediyorum demekte bir seçim olamaz. Kendin olabildiğinde kendin için en iyi olanı bilirsin ve bunun peşinden gitmek gerçek bir seçimdir. Diyelim ki ben bir şeylerden korkuyorum örneğin evlenmekten bunun içinde kendimce bahanelerim vardır. İnsanlarda evliliğin güzel yanlarından bahsederek benim evlenmem gerektiğini söylüyorlar. Ben ise bir seçim yaptığımı iddia ederim ve evliliğin getireceği güzel şeylerden de yoksun kalacağımı ileri sürerek bak işte ödün veriyorum kendimden yani bu bir seçimdir diyorum. Halbuki bunun arkasında korkularım vardır ödün vermek mevzubahis değildir. Kendim olabildiğim de, kendime dürüst olduğumda korkmaktan vazgeçtiğimde korkular beni sınırlamaz ve o zaman gerçekten seçim yapma şansım olur.