4 yıl eğitimini almış ve epeyce araştırma yapmış biri olarak:
Osmanlıca; Büyük kısmı Türkçe, bir bölümü Arapça, bir bölümü de Farsça kelimelerden derlenmiş muazzam bir dildir. Osmanlıca'yı günümüz Türkçe'sinden farklı kılan; kelime zenginliği, Müzekker ve Müennes farklılığından doğan anlatım zenginliğidir. Bu denli bir zenginliğin sonucu olarak yazılan kitap sayıları ve yetişmiş kaliteli yazar sayıları çok fazladır. Çünkü dildeki zenginlik anlatım gücünü çok ileri safhalara taşımıştır. Örnek verecek olursak:
'Aşikar' kelimesinin karşılığını günümüz Türkçe'de tam olarak veremiyoruz. Versek dahi yine Arapça ve Farsça kelimelerle karşılıyoruz: 'Bariz, beyan...'

Burada mühim olan; oradan buradan şu kelimeleri almış, milli değilmiş, neden Göktürkçe kelimeler yokmuş...vs meselesi değil. Mühim olan ben bir dili konuşuyorsam gün içerisinde kısır döngü misali 50-100 kelime değil, 500-600 kelime çeşidiyle konuşmam gerekir. Daha doğrusu o dilin beni bu sayı çeşidiyle konuşturması gerekir ki manada derinlik ve anlatımda mana olsun.

Günümüzde maalesef ki Osmanlıca'ya küfreden, dili yobaz gören cahiller çok fazla. Osmanlıca demek sadece mezar taşlarını okuyabilme yeteneği kazanma demek değildir. Osmanlıca demek yüzyıllardır harmanlanmış bir kültürün, en büyük eserlerin verildiği devirlere ait bir dildir. Osmanlıca'yı sadece 'Türkçe okuyuş, Arapça Yazılış' diye nitelemek de yanlıştır.

Bizler millet olarak her yeni devirde eskiye düşman yetiştirilmek istendik ve millet olarak da bu oyunu hemen benimsedik. Biz millet ve dil olarak ne 300'de, ne 751'de, ne 1071'de ne, 1299'da, ne de 1923'te doğduk. Bizim tarihimiz ve dilimiz bir bütündür. Kağıda yazılan ilk harften başlar son harfe kadar devam eder.