Bir arkadaşım geçenlerde hükümeti eleştiriyordu, konuşurken baktım öyle bir şey dedi ki ne cevap vereceğimi şaşırdım, kadınlara artık el kaldıramayacağız yasa geliyormuş dedi. Nedenini sordum örneğin karısı kocasını aldattığında adam ne yapacak dedi. Sanki hep kadınlar aldatıyormuş gibi... Kocalar istedikleri kadar aldatabilirler! Esas kendisi sudan bahaneler ile karısını dövüyordu buna karşın böyle konuşma gereği duyduğunu anladım. Bunların altında hep aynı sebep yatmakta: egomuz. Ego kendini farklı şekillerde gösteriyor ister bilgili olalım ister haklı olduğumuzu düşünelim ego bahanelerin arkasına sığınarak hep doğruyu söylediğinize doğruyu yaptığınıza inandırıyor sizi.
Dinimizi öğrenmeden önce de nefsimizin nasıl işlediğini anlamamız gerekiyor ancak böylece sorunların altından kalkabiliriz. Yapılan bir iş değişmeyebilir ancak sonuçları değişebilir. Örneğin ihtiyacı olan birisine para verirken bu durum değişmez ancak hem sevaba girebiliriz hem günah işleyebiliriz. Netice değişebiliyor. Parayı uzatırken Allah için mi verdik yoksa egomuzu tatmin etmek için mi, bunun gibi şeyler çok yerde başımıza fark etmediğimiz sürece gelebiliyor. İslam dini bunların çoğunu tek tek ele almakta aslında, ancak bunları tek tek öğrenmemize imkan yoktur zaten yaşadığımız çağda buna gereksinim duymuyoruz bildiklerimizin bize yeteceğini sanıyoruz burada bile egomuz devreye giriyor.
Bunları tek tek öğrenmek ezberlemek yerine onun yerine egomuzun davranış biçimi hakkında bilgilenmemiz lazım. Nefsini bilen rabbini bilir sözü de buna dayanmakta. Günümüzde ise tam aksi bir durum söz konusu, nefsimize göre dini şekillendirmeye çalışıyoruz. İşimize geldiğine günah işimize gelmediğinde öyle bir şey yok diyoruz. Dinlerde zaten genelde egomuza hitap edici bir yaklaşım sergiler. Örneğin oruç tutmak, oruç tutarız ancak neden tuttuğumuzu bilmeyiz araştırmayız. Fakirleri anlamak için diyerek uydurma bahaneler üretiriz ki oruç tutmadığımızda günah işlememiş olalım. Aydınlığa erişmemizi engelleyen şey düşünce kalıplarıdır yani ego. Ego hafızamızda bulunan kalıplaşmış zihinden ibarettir.
Din konusunda hiçbir bilgim yoksa dini kuralların hepsi bana saçma gelecektir. Din konusunda az çok bilgim varsa sadece bu bilgilere dayanarak yanlış çıkarımlarda bulunabilirim çünkü zihin muhakkak bir çıkarım yapmak ile koşullanır. 2+2= 4 Hafızamda eğer 2 rakamından başka bir bilgi yoksa 4 e sadece bir yoldan ulaşılacağını düşünürüm ve benim gibi düşünmeyenler bana göre kesinlikle haksızdırlar. 3+1 kesinlikle 4 e ulaştırmaz beni. Hafızamızda yer alan bilgilerle hareket ederiz bu aslında olağan ve doğal bir şeydir lakin kesin bir yargıya varmakta ısrarcı davranırız işte tamda bu noktada devrede olan şey egomuzdur. Amacımız ben haklıyım demektir, karşı tarafın haksız çıkması gereklidir bunun için.
Egonun tek bir gayesi vardır, hayatta kalmak. Senelerdir nefsim ile bir savaş içerisindeyim bir çıkış yolu bulamıyordum, ne edindiğim bilgiler nede araştırmalarım netice vermedi. Ancak elime geçen bir kitap egomu anlamamı sağladı. Ego ile savaş verilemez çünkü bunu karanlık ile yapılan bir mücadeleye benzetiyor yazar. Karanlığın farkına varmak direkt olarak aydınlanmaya yol açıyor ve ego kendiliğinden yok oluyor. Oruç tutmak karanlıkla savaşmak gibidir, bundan dolayı netice vermiyor çoğunlukla. İslam da buna da değinen alimler olmuş fakat dediğim gibi tek tek öğrenmemize bilmemize imkan yoktur bunun için afallıyoruz. Bu konularda bilgisi çok az olan insanlar için oruç tutmanın faydadan çok zarar getireceğine işaret ediliyor. Nefsi daha çok azdıracağı vurgusu yapılmakta. Nefsinize ilk başta bir müddet galip gelebilirsiniz, onu ezersiniz sesini kesersiniz ancak yendiğinizi sandığınız anda karşınıza daha güçlü olarak dikilir. Aslında onu beslemekten başka bir şey yapmıyoruz. Örnekleri bu şekilde verdim aklıma geldiği için ancak egonun olduğu yerde örnekler değişmiş görünse de netice hep aynı kalmakta.
Ego kelimesi 3 harften oluşur. Ne dediğimi bile anlamayacaksınız muhtemelen, egonuz devreye girecek ve sizi yönlendirecek hah işte şunu demek istiyor, hafızanızdaki bilgilere dayanarak bir çıkarımda bulunacaksınız. Ego dediğimde aklınıza şeklen bir şeyler gelir, edindiğiniz bilgilere bağlı olarak. Sana göre ego nedir bana göre ego nedir? Sana göre muhtemelen 2+2 = 4 tür şuanda ego mevzusunda. Ego en büyük düşmanımız olan şeytandır. Şeytanın yapabileceği bütün hileleri tek tek anlamaya çalışmak yerine hayatımızın her safhasında yaptığımız şeylerde onun görünür hale gelmesini sağlamalıyız. Düşmanınız görünmez ise hatta size dost olarak görünüyor ise onunla savaşamazsınız. Arkamdan mı saldıracak sağ taraftan mı gelecek aşağıdan mı gelecek, şuradan buradan mı gelecek diye savunmaya geçebilmemizin imkanı yoktur, yapacağım sadece tek bir şey var, onu görünür kılmak, ve şeytan ne zaman yanımıza ilişirse göründüğü için zarar vermesi de mümkün olamaz.
Egonun neticelerine bir göz atalım isterseniz;
Huzursuzluk, mutsuzluk, sıkıntı, sinir, öfke, kin, nefret. Bunlar genelde yaşadığımız sorunlar ve sorunların yol açtığı duygular. Bunlara ve bunun gibi şeylere koşullardan bağımsız olarak sebep olan şey egodur. Biz egonun bunlara direkt yol açtığını bilmeyiz onun yerine suçu hep koşullara sebeplere bağlarız, bu da egonun bir oyunudur çünkü egoyu tanımlarsanız onun sonu gelir ve buna engel olmak içinde türlü oyunları vardır. Egonun gücünü tanımlamak güçtür, her role bürünebilir çözümler üretir sürekli ama kendi lehine. Bir bilgisayar yazılı gibidir. Bilgisayarınız güçlü bir yapıya sahip olmakla birlikte sorunlara hızla çözüm bulabilirken bir çok sorunda yine kendisinden kaynaklanır, en güçlü çözümleri üretmekle birlikte çok basit ufak sorunların üstesinden de gelemez bazen. Bu da bizi aşırı sinirlendirir çoğu zaman. Çözüm nedir diye sorarız ısrarlı bir halde, muhakkak çözmemiz gerektir oysaki çözülmesi gereken bir şey yoktur düğmesine basıp kapatacağız bilgisayarı. Bilgisayarın kapanması egonun sonudur ancak bizim değildir. Bu sadece bir örnekti...
Ego bizleri kandırır, sürekli çözülecek şeyler olduğuna ikna eder. Çözülecek şeyler, yapılacak işler, gidilecek yerleri görüşülmesi gereken kişiler onlarca yüzlerce şey. Asıl mesele bunları yapmadığımız sürece rahatsızlık hissetmemizdir. Bilgisayarınız size sıkıntı verdiğinde donduğundan yavaşladığında ve bu gibi şeylerde usanıp canın cehenneme diyerek hiç fişini çektiğiniz olmadı mı? Asıl sorun bilgisayarın problem çıkartması yada problemler değil başka hiçbir alternatifimiz olmadığını sanmamız.
Şu işi yapamazsam kafam rahat etmeyecek, sevdiğim birisini bulamazsam hiç mutlu olamayacağım. Dikkat edin ego sizi hep gelecek ile oyalar veya geçmiş ile oyalar. Mutluluğun geçmişte ve gelecekte olduğu yanılgısına saplanıp kalırsınız. Zamanında şöyle yapsaydım hayatım şimdi çok farklı olacaktı ve mutlu olacaktım! Bu işi halledemezsem hayatım rayından çıkacak çok kötü bir hale gelecek! Mutluluğu aramakla mutluluktan uzaklaşıyoruz onu sürekli sebeplere bağlıyoruz. Ego bizi çok iyi yönlendiriyor. Şunu yapmalısın yoksa xxx, bunu halletmelisin yoksa xxx. Sürekli bir tehdit altındayız. Onun kölesi altındayız. Bu mecazi bir anlam değildir, anlayışınızın dahada ötesinde bir gerçekliği vardır. Sadece bir kez dahi gördüğüm şeyi görebilseydiniz ne demek istediğimi anlardınız. Ego yok olduğunda koşulsuz olarak unuttuğunuz şey mutluluk sizi bulacak ve hayattın her anından yine koşullara bağlı kalmaksızın mutlu kalabilmeyi içselleştirmiş olacaksınız.
Amacımız mutlu olmak değil bu kölelikten kurtulmaktır. Kölelikten kurtulduğumuzda zaten mutluluğun bizden ayrı olmadığını kavrarız. Bizden ayrı gayrı olmayan bir şeyi de dışarıda başka şeylerde aramanın bunlarla bağdaştırmanın ne denli saçma olduğunu idrak ederiz. Şu çelişkiyi anlamamız gerekiyor, hiçbir şey düşünmeden şu gerçeğe yoğunlaşın. X kişisi araba almak ister ve ancak arabaya sahip olduğunda mutlu olacağına inandırır kendisini bundan dolayı da arabayı alana kadar mutsuz kalmayı kendisine layık görecektir. Y kişisi playstation 4 almak ister ona ulaşana dek mutsuz kalmayı yeğler. Örnekler sonsuzdur sadece nesnelere veya şeylere bağlıdır. Burada birçok çelişki vardır. Mutluluk neden her kişide farklı şekillerde ulaşılabilir olsun ki. O zaman bu aranan mutluluk değildir, zihnimizin kalıplarının peşinde koşma içgüdüsü. Buna bazen hafızamızda daha çok yer edinen şeyler yol açar bazen özentilerin peşinde koşmamız neden olur. Bazende illa mutsuz olmaya bir bahanemiz olduğundan aklımıza birden bire düşer, a bu da neymiş bunu muhakkak elde etmeliyim yoksa mutlu olamam. Çelişkiye bakar mısınız.
Hadi diyelim araba almak istiyoruz peki neden ona ulaşana dek mutsuz kalmam icap etsin ki. Mutsuz olmamın ödülü mü olacak araba? Burada bile egomuz devreye girip savunmaya geçebilir. Hayır ben zaten mutluyum arabayı aldığımda ise daha mutlu olacağım. Daha... ne demek? Yani şuan az mutlusun. Bu şuna da benziyor birazcık; dünyada eziyet çekeyim mutsuz olayım ahirette karşılığını alacağım! Allah bize zulüm mü etmekte haşa yoksa biz kendimize mi eziyet ediyoruz. Hadi arabayı almak istedik, mutlu olacağız amenna ama burada bitmiyor ki egonun oyunu ve hiç bitmeyecek. Arabayı alırız bir süre sonra bıkarız, daha üst modelini almak zorunda hissederiz kendimizi. Yine mi mutsuzuz yoksa? Bak sen şu işe hani arabayı aldığımda artık mutlu olacaktım. Playstation 5 çıktı ben hala 4 kullanıyorum 3 kullanıyorum demeyecek miyiz? Köle bir şeyler karşılığında hep özgürlüğüne ulaşabileceğini sanmaktadır, ancak sahibi onu sürekli aldatır.
Mutluluk oysaki özgürlüğün çıktığı anda yaşanan bir duygudan başka bir şey değildir. Onu bu cümlede küçümsedim diyebilirim. Şöyle izah etmeye çalışayım, mutluluk hissi özgürlüğe anlık olarak ulaştığımız zamanlarda kendisini gösterir. Bu hissiyatta hem yanıltıcı olabilir hemde bizi özgürlükten uzaklaştırmak için koz olarak kullanılabilir. İşte bu yüzden insanlar sürekli mutlu olamazlar, çünkü özgürlüğe giden yol tek değildir. Mutlu olacağını düşünmek teşvik edici bir haldir ancak mutluluk aranmamalıdır, aranmadığı zaman ortaya çıkabilir. Bazı insanlar fakir doğarlar, acı çekerler, istediklerine ulaşamazlar, onların özgürlüğe ulaşmak için seçtikleri yolda budur. Pes ettikleri vakit aramayı kestikleri vakit özgürlüğe ulaşırlar ve bundan dolayı mutlu huzurlu olurlar. Bunların aslında hiçbirisi yanlış değildir çünkü er yada geç neyin ne olduğunu anlayacağız.
İster sürekli bir şeylerin peşinde koştuktan sonra pes edelim ister acı çekelim, ister huzursuz olalım. Hepsi öğretici şeylerdir. Öğretici olmayan bir şey yok diyebilirim. Peki o halde neyini konuşuyoruz dersek asıl mevzu bunun çabuk mu yoksa geç mi olacağı bize bağlıdır. Uyanış ne kadar kısa süreli olursa kendimize zulüm etmemizde o derece kısa olacaktır. Birisi özgürlük mü demişti? Gerçekten özgürlüğü arıyor musunuz? Özgürlük ile kastettiğim şeyin anlamı hiçbir şeye bağlı kalmamaktır. Ben ama şuna bağlı kalayım onu istiyorum bununla beraber özgürlüğü mü sürdüreceğim!! PALAVRA. Önce özgürlüğe kavuş dizginleri ele al sonra istediğin şeyi alabilirsin, zaten neyi istediğimizi o zaman bileceğiz anlayacağız.
Karşılaştığımız sorunlar aşılması gereken engeller midir yoksa bizi hayattan bezdirmek için karşımıza çıkan sorunlar mıdır. Sorunları "soruna" dönüştüren egomuzdur. Kabaca bir örnek vereceğim ama genel itibariyle bu böyledir farkı yoktur. Bir yere gideceğimizi varsayalım yani bir hedefimiz var ulaşılacak. Yola koyulduk direkt olarak dosdoğru gideceğiz, 500 metre gittik ve karşımıza bir engel çıktı bir bina var önümüzde. Etrafını dolaşırız yolumuzu değiştiririz değil mi. Sonra tekrar yolumuza devam ederiz. Allah belasını versin bu binayı buraya dikenin! Yada orada durup ağlayabiliriz, ne yapacağımızı düşünürüz öyle büyütürüz ki gözümüzde sorunumuz bir bina kadar çoğalır. Oysaki sorun yoktur aşılması gereken öğrenmemiz gereken şeyler vardır. Gittiğimiz yol sadece öğrenmemiz gereken şeyin kendisidir. Evet örnek şaşırtıcı düzeyde olsa da gerçekten yaptıklarımız aynen bunun gibidir. Size öyle gelmese bile öyledir. Egonuz hayır öyle değil diyerek savunmaya geçebilir. Şuan aşmamız gereken sadece tek bir engel vardır, gerçekten özgür olmayı istiyor muyuz yoksa köle olarak kalmaya devam mı etmek istiyoruz.
Durup bunu bir düşünün, kendinize sorun. Tabii özgürlüğün neler getireceğini bilmediğimiz için yine kaldığımız yerden devam etmemiz olasıdır. Kapat şu konuyu sıktı artık, sonra bakarım tam olarak okumadım özet geçseydi olmaz mıydı boş boş konuşmuş dallama. Göz gezdirmem gereken çok önemli konular var vakit geçirmeyeyim daha fazla burada! Egonuz sizi her şekilde teslim alıyor, özgürlüğe meraklı olmadan önce nasıl köle olarak kullanıldığınızı bilmeniz gerekiyordu o yüzden bunları yazma gereksinimi duydum. Her ne yaşarsanız yaşayın altından kalkamayacak olsanız da, çok ama çok kötü vahim görünse dahi adına sorun diyorsanız unutmayın ego devrededir ve siz bir kölesiniz.
Sorunların küçük büyük olması, araba örneğindeki gibi fark etmez, zihniniz yaşadığınız şeyi sorun olarak etiketlediyse asıl sorun o zaman başlar. Bununda binlerce neticesi vardır, bakın ne olursa olsun diyorum. Evlenemedim, arabayı alamadım, sokakta yaşıyorum, açlıktan öleceğim, mutsuzum, hastayım, üniversiteye gidemedim, bir iş bulamadım, ödememi yapamadım, fiziksel acı çekmekte dahil hiçbirisi birbirinden bağımsız değildir. Öğrenilmesi gereken bir şey vardır ve direnmek karşı koymak sorunu yok etmeyeceği gibi büyütür. Çözüm ile sorun farklı bir mevzudur. Çözülmesi gereken ne olursa olsun onu sorun yapan beynimizdir. Sorunun sorun yapılmaması gerekiyor, çözülmesi gereken şey olarak görülebilir. İlla çözmemiz gerekiyor mu? bunu da her zaman yoklamak gerekir. Birisine borcum vardır çözülmesi gereken bir şeydir. Ancak sorun haline getirmek borcumuzu kapatmakta bize yarar sağlamaz. Ego ise bunu bu şekilde yaptırır size. Yararı olmayacağı gibi zararı da vardır. Öyle bir sorun yaparsınız ki belkide ödeyebileceğiniz yerde canınıza tak eder boş ver ödemeyeyim dersiniz. Çıkış yolu her zaman vardır ama çıkış yok burası çıkmaz sokak demenize sebep olur ego.
Bazı insanlarda tuhaf tikler vardır görünce gülmenize sebep olur. Aynı şeyi tekrar tekrar yaparlar, yada etkiye tepki gösteren davranışları sergilerler. Gülünçtür gerçekten aynı bizim gülünç bir halde olduğumuz gibi. Davranışlarımız bize doğal gelir hiç farkında olmayız ama işin hakikatinde tiki olan birisinden farksızdır bu davranış şekli. Sinirlendiğimiz zaman sinirimizi çıkaracak birisini ararız örneğin. Düşünürken kafamızı kaşıyabiliriz, veya elimizi belli bir yere götürürüz. Her gün aynı zaman diliminde belli bir şeyi yapmak zorunda hissederiz. Kendimi sıkıntılı hissettiğimde oyun oynarız veya film izleriz. Hava sıcaksa buz gibi bir kola alıp içerim. Örnekleri çok çok farklılaştırmak mümkün ama hepsinin altında yatan neden aynıdır ve hepside gülünçtür. Bir şey yaptığımızı zannederiz ama bunlar sadece düşünce kalıplarıdır. Koşa koşa namaza gideriz, muhakkak aradan çıkartılması gereken bir şeydir çoğu zaman. Kahvede oyun oynarken saatin geldiğini düşünürüm, arkadaşlara ben gidip geleyim hemencecik derim. Zamanla aradan çıkartılması gereken bir engele dönüşür zihnimde. Muhakkak namaza gidilmesi gereklidir ve muhakkak geri dönüp kaldığı yerden oyun oynamaya devam etmelidir. Oyun oynuyorsak oynanan oyun kesinlikle yarıda kesilmez, kesilmesinin dile getirilmesi dahi beklenemez. Oyun neticeye varmalıdır, kimin yenip kimin yenildiği evrensel bir önem arz etmektedir. Çünkü ego bu oyunu kayıp ederse yok olacaktır ona göre, kayıp ettiğinde de zaten bu yüzden hazmedemez. Yok olacağını tükendiğini zanneder. Sonra oyun kazanılır ben şöyle akıllıyım böyle yaptım yapmasaydım da kazanamazdık diyerek kendisini tasdikler ödüllendirir, egoya ego katmaktır bu ödüllendirme. Karşı tarafın cezası da kesilir ücreti karşı taraf öder, param yok derse katli vaciptir. Bu kesilen cezada egoyu beslemektedir.
Görüldüğü gibi örnekler sayısızdır nede olsa hayatımızın her alanında ego bizi kontrolü altında tutmakta. Sizin de aklınıza gelen şeyler muhakkak olacaktır. Olmalı da çünkü düşmanınızı ancak siz gözlemleyerek anlayabilirsiniz benim yazdıklarım bir hikayeden ibaret kalacaktır egonuz için. Farkına varmak ve sürekli bir farkındalık özgürlük için atılan en önemli adımdır ve bunun geri dönüşü yoktur. Farkındalığınız sürekli artarak çoğalır. Bir süre daha kendinizi kandırmaya devam etseniz de kıvılcım büyüyerek sizi özgürlüğe götürür. Film izlerken onun bir film olduğunu unutmamanız kadar basit bir iştir. Ancak kendinizi göz göre göre kaptırmaya devam ederseniz korku filminin içinde kurban rolüne bürünmekten kaçamazsınız. Hiç şansım yoktur, hayatta hiç aradığımız bulamadım, istediğim şeyleri alamıyorum, hayat bana şans vermiyor, bu kız bana bakmaz, Allah bana bunları layık görmüyor iyiliğimi istemiyor, ben bunlara layık mıyım, şimdi durduk yerde bu başıma neden geldi ki, hep beni bulur böyle şeyler...gibi gibi gibi...
Hep bir kurban rolüne girersiniz ve hayatı kendiniz ve başkaları için yaşanmaz hale getirirsiniz halbuki tek bir sorumlu vardır egonuz.