"Kur'ân'da bile" ifâdesi talihsiz br ifâde. Bu tâbir küçük delillerler için kullanılır. Kur'ân en büyük delildir. Bununla birlikte dinde hadis aynı şekilde delil kabul edilir. Efendimiz aleyhisselâtu vesselam bunu yapmış, hacılar da onu taklit ediyorlar ki bir müslüman için Allâh Te'âlâ'ya ulaşmakda O'nun Rasulunü (sallallahu aeyhi vesellem) taklit etmek önemli bir yer taşır. Kaldı ki şeytan taşlama haccın menasikindendir. Kur'ân'da Rabbimiz Te'âlâ bildirdiği "o hiç bir şeyi kendinden söylemedi, söyledikleri ona vahyedildi" mealindeki Necm suresi ayet-i kerimesi, Efendimiz aleyhisselatü vesselamın söyledikleri ve yaptıklarının dinde delil olduğuna dair delillerden sadece biridir. Bizler 5 vakit namazı onun bildirmesi ile biliyoruz, abdestimiz insani sebeplerle (sindirime bağlı diyelim) bozulduğunda (namazın şartı gitmiş oluyor), bunu o bildirdiği için öyle bozulduğunu biliyoruz.

Bazıları televizyonlara çıkıp 1.500 senedir Peygamber Efendimizden gelerek bozulmamış amelleri bugün "onlar orada yok, burada yok, o hurafe, bu bidat" diyerek bozmaya çalışıyorlar. Çünkü biliyorlar ki yeni bir şey çıkaran ve bazı şeyleri ortadan kaldıranlar cahil kimseler arasında popüler olur. Bunlar böyle yaparak Allâh Te'âlâ Rasulünün (sallallahü aleyhi vesellem) ve ashâbının (rıdvanallâhu te'âlâ aleyhim ecmain) yaptıklarını yalanlıyorlar, onlara da iftira etmiş oluyorlar. Bunu doğrudan yapamadıkları için böyle bazı detayları ilimsiz müslümanlar tarafından bilinmeyen şeyler üzerinden, dolaylı olarak yapıyor, aslında böyle bir yalanlamaya hizmet ediyorlar. Allâh Te'âlâ onlaı hidayet etsin.

Arkadaşlar bir şeyi atlamayalım:
Orada bir ibâdet yapılırken, takdiri ilahi zamanı geldi, gidenlerin hepsi (Allâh Te'âlâ daha iyisini bilir) herhangi bir güah üzre olandan iyi gittiler. Ehli sünnet itikadı bu yöndedir. Mevlâ Te'âlâ bu âlemi sebepler alemi olarak yarattı ve her şeyi, ölümü de sebeplere bağladı. Aslında eskiler derdi ki ölümün sebebi yok, çeşidi var. Yani sebep tektir de çeşit çoktur. Sebep o ki vade doldu, hak vâkî oldu (vukû buldu, ortaya çıktı, gerçekleşti). Dolayısıyla zaten öleceğiz, ama öyle, ama böyle. Hangi müslüman Allâh rızası için, Allâh'a dönük bir ibâdet esnasında ölmeyi istemez ki?

Giden canlar Rabbimin celle celaluhu takdiri ile gitti. Trafik kazasında ya da doğum esnasında giden bir can, ibadet halinde giden bir candan daha mı iyi gitmiş oluyor? Kalp krizinden gitmek daha mı iyi bir gidiş? Ölenler tamamlayamasalar da hacı olarak öldüler (Allâh Te'âlâ en dorusunu bilir). Belki de bütün günahlarını orada bırakmışlardı da hemen arkasından ölüm geldi... Bunu kim istemez?

Oralara gidenerin çoğu, o topraklarda ölmek için dua ediyor... Biz ise ölenlerin arkasından abuk sabuk tartışmalar yapıyoruz. Sebeplerle ilgili tartışmalar olsun, kabul, elbette o vinç düşmesin, elbette orada kapasite, yollar, bağlantılar daha fazla müsait olsun, bunlar tartışılsın tabii ama bu tartışmalar insanın ömrünü Allâh'ın (celle celaluhu) takdir ettiği gerçeğini unutturmasın. Tabii müslümanlar için diyorum. Müslüman olmayanlara da Allâh Te'âlâ bu bayramı bize müjdeleyen Efendimiz Sallallahü aleyhi vesellem hürmetine hidayet ve tam bir dönüş ile Allâh'a (er-Rahmâan er-Rahîm) dönüş nasip etsin.

Hayırlı bayramlar.