metinciris adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
hadisleri kabul etmediğim iftirası yapan; aynı zamanda cinlerin kanser, akıl hastalığı ve sara gibi hastalıklar yaptığını yazıyor
cevap yazmaya değmez.
Hadisleri kabul etseniz aşağıdaki ifadeleri yazmaya cesaret edemezdiniz.


metinciris adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
hadi cinlerini üzerime bekliyorum. r10 özel pazartesine kadar bana gönder. emirlerini gönder. Cuma'ya sen yaptıklarını anlat, ben be bana olanlarını.

Kuran okuyorsun. Dediklerine delil ayetleri gösterirsen memnun olurum.
Sara ve diğer hastalıklarla ilgili Hadisler aşağıda zikredilmiştir.

Daha fazlası için;
RUKYE NEDİR..

Istılahı olarak rukye, Kur’ân-ı Kerim’deki şifâ âyetleri ve Peygamber (s.a.v)’in ashabına öğretmiş olduğu duâları, hastaya okuyup

üzerine üfleyerek tedavi etmek demektir. Allah Teâlâ buyuruyor ki: “(Ey İnsanlar!) Rabbinize yalvara yalvara ve içten dua edin.” “

O’na korkarak ve umut taşıyarak dua edin.” “Şunu bilin ki Allah Teâlâ, kalbi gâfil ve mâlâyâni ile meşgul kimsenin duasını kabul etmez.”

Dua belânın düşmanıdır. Onu sürüp çıkarır, henüz gelmemişse gelmesini önler, gelmiş ise elemini hafifletir.

Aynı zamanda dua, mü’minin silâhıdır!

RUKYE HANGİ HALLERDE CAİZDİR?

Belâ, musibet, hastalık gibi her çeşit kötü hallere karşı korunmak için Allah’a iltica ve dua etmek caiz olan Rukye’dir.

Enes (r.a)’den rivayetle: “Rasûlüllah (s.a.v) bize akrep, yılan gibi zehirli hayvanların sokmasıyla meydana gelen zehirlenme, kulak ağrısı

göz değmesine, temre ve siğile ve kesilmeyen kana karşı rukye yapmamıza ruhsat tanıdı.”

HADİS-İ ŞERİF

Yine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hastalanan bazı kimselere, İhlâs, Felak ve Nâs surelerinin tamamını okuyarak,

onları sağ eliyle meshettiği ve peşinden de şöyle söylediği rivâyet edilmektedir:

“Ey insanların Rabbi olan Allah’ım, hastalığı gider. Buna şifa ver. Şifa veren yalnız Sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur.

Hastalık bırakmayan şifa ver” Buhari

Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) son hastalığında Felak ve Nâs surelerini okuyup kendisine üflüyordu.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hastalığı ağırlaştığı zaman onları ben okuyarak üzerine üflüyor ve onların bereketi

için elini meshediyordum” Buhari, Müslim

İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Göz değmesi haktır.

Eğer kaderi (delip) geçecek bir şey olsaydı, bu, göz değmesi olurdu. Yıkanmanız taleb edilirse yıkanıverin.”
(Müslim, Selam 42, (2188); Tirmizi, Tıbb 19, (2063).)
Tirmizi’de “Göz değmesi haktır” ibaresi yoktur.

Sahiheyn ve Ebu Davud’da Ebu Hüreyre radıyallahu anh’tan: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın: “Göz değmesi haktır”

dediği rivayet edilmiştir.

Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Gözü değene (ain) abdest alması emredilir, onun abdest suyu alınır, bununla göz değmesine

uğrayan (main) yıkanırdı.” (Ebu Davud, Tıbb 15, (3880).)

Ubâde İbnu’s-Sâmit radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselam, şiddetli bir hummaya yakalanmış iken

Cebrail aleyhisselâm gelmişti. Efendimizi tedavi için şu duayı okudu: “Bismillahi erkîke min külli şey’in yüz’ike min hasedi hâsidin
ve min külli aynin. Allah u yeşfike. (Sana Allah adıyla okuyor, sana eza veren herşeyden, hasedcinin hasedinden ve herbir (kem) gözden
şifa diliyorum. Allah sana şifa versin.”

Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm (hastalığım sırasında) bana geçmiş olsun ziyaretine gelmişti.

Bana: “Seni, Cebrail’in bana getirdiği dua ile tedavi etmeyeyim mi?” buyurdular. Ben: “Annem babam sana kurban olsun ey Allah’ın Resülü!
Evet!” dedim. Okudular: “Bismillahi erkîke vallahu yeş ike min külli dâin fike min şerri’n-neffasâti fi’I-ukadi ve min şerri hâsidin izâ hased
(Allah’ın adıyla sana okuyorum, sende olan her hastalığa karşı, düğümlere üfleyenlerin şerrine, hased ettikleri zaman hasedçilerin şerrine
karşı Allah şifa versin (veya şifayı verecek olan Allah’tır).” Bunu üç sefer okudu.”

Halide Bintu Enes Ümmü Benî Hazm es-Saidiyye radıyallahu anhâ’nın anlatığına göre: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’a gelmiş,

(tedavide okuduğu) duayı Aleyhissalâtu vesselâm’a (kontrol ettirmek üzere) arzetmiştir. Aleyhissalâtu vesselâm (dua metninde mahzurlu
bir kelam görmediği için) o duayı tedavide okumasına ruhsat vermiştir.”

Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Beni Amr İbni Hazm’a yılana karşı rukye yapma ruhsatı tanıdı.

Biz Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile birkilkte otururken bizden bir kimseyi akrep soktu. Bir adam: “Ey Allah’ın Resûlü, buna rukye
yapayım mı?” diye sordu. “Sizden kim kardeşine faydalı olabilecekse hemen olsun” buyurdular.”
(Müslim, Selam 60-61, (2198, 2199).)

Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bize, zehire karşı, göz değmesine karşı, nemle kurduna karşı rukye

yapmamıza ruhsat tanıdı.”
(Müslim, Selam 58, (2196); Ebu Davud, Tıbb 18, (3889); Tirmizi, Tıbb 15, (2057).)

İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, hummâ’ya ve bütün ağrılara karşı şu duayı okumamızı öğretmişti:
“Bismillahi’l-Kebiri eûzü billâhi’l-Azimi min külli ırkın na’arın ve min şerri harri’n nâr.” “Ulu Allah’ın adıyla, kanla kabaran her bir damardan ve ateş
harâretinin şerrinden büyük Allah’a sığınırım.”
(Tirmizi, Tıbb 26, (2076).)

Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir hastaya geldiği veya kendisine bir hasta getirildiği zaman şu duayı okurdu:
“Ey insanların Rabbi, acıyı gider, şifa ver, sen Şafisin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Senden hiçbir hastalığı hariç tutmayan şifa istiyoruz.”
(Tirmizi, Da’avat 122, (3560). Rivayet Buhari’de Hz. Aişe’den gelmiştir. Marda 20, Tıbb 39.)

Sabit İbnu Kays İbni Şemmâs radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, ben hasta iken yanıma gelip şu duayı okudu: “Ey insanların
Rabbi! Sabit İbni Kays İbni Şemmas’tan acıyı kaldır.” Sonra (Medine’nin) Buthan (nam vadi)den toprak alarak bir kadehe koydu, üzerine su döküp nefes
etti, sonra (su ile karışan bu toprağı) üstüme serpti.”
(Ebu Davud, Tıbb 18, (3885).)

Ebu Sâ’idi’l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor. ”Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm cinlerden ve insanın göz (değmes)inden (çeşitli dualar okuyarak) Allah’a
sığınırdı. Muavvizeteyn (Nas ve Felak sureleri) nazil olunca bu iki sureyi esas aldı, diğerlerini terketti.”
(Tirmizi, Tıbb 16, (2059); İbnu Mace, Tıbb 33, (3511).)

Yine Ebu Sa’idi’l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: “Cibril aleyhisselam Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yanına geldi ve: “Ey Muhammed, hasta mısın?
diye sordu. “Evet!” cevabını alınca, Cibril aleyhisselam şu duayı okudu: “Bismillahi erkîke, min külli dâin yü’zîke ve min şerri külli nefsin ev aynin hâdisin.
Allahu yeşfike, bismillahi erkîke. (Seni Allah’ın adıyla, sana eza veren bütün hastalıklara karşı, bütün kötü nefis ve hasedci gözlere karşı sana okuyorum.
Allah sana şifa versin, ben Allah’ın adıyla sana dua ediyorum).”
(Müslim, Selam 40, (2186); Tirmizi, Cenaiz 4, (972).)

Ebu’d-Derdâ radıyallahu anh’ın anlattığına göre, kendisine bir adam gelerek idrar tutukluğuna yakalandığını söyledi. O da adama:
“Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’dan şöyle söylediğini işittim” dedi: “Sizden kim hastalanırsa şu duayı okusun: “Rabbunâ’llahu’llezi fi’s-semâî
tekaddese ismüke, emrüke fi’s-semâî ve’l-ardı kema rahmetike fi’s-semâî fec’al rahmeteke fi’l-ardı. Vegfir lenâ hûbenâ ve hatâyânâ. Ente Rabbu’t-tayyıbîn.
Enzil rahmeten min rahmetike ve şifâen min şifâike ala hâza’l vec’i fe yebreu. (Ey huzuru semavatı dolduran Rabbim! Senin ismin mukaddestir.
Senin emrin arz ve semadadır, tıpkı Rahmetin semada olduğu gibi. Arza da rahmetinden gönder ve bizim günahlarımızı ve hatalarımızı affet.
Sen (kötü söz ve fiillerden kaçınan) bütün iyi kimselerin Rabbisin. Bu ağrıya, Rahmetinden bir rahmet, şifandan bir şifa indir, iyileşsin.
“(Ebu’d-Derda radıyallahu anh, adama) bu duayı okumasını emretti. O da okudu ve iyileşti.”
(Ebu Davud, Tıbb 19, (3892).)

Osman İbnu Ebi’l-As radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a müslüman olduğum günden beri bedenimde çekmekte olduğum
bir ağrımı söyledim. Bana: “Elini, vücudunda ağrıyan yerin üzerine koy ve şu duayı oku!” buyurdu. Dua şu idi: Üç kere: “Bismillah” tan sonra yedi kere,
“Eûzü bi-izzetillahi ve kudretihi min şerri mâ ecidu ve uhâziru.” ”Bedenimde çekmekte olduğum şu hastalığın şerrinden Allah’ın izzet ve kudretine sığınıyorum”
diyecektim. Bunu birçok kereler yaptım. Allah Teâla hazretleri benden hastalığı giderdi. Bunu ehlime ve başkalarına söylemekten hiç geri kalmadım.”
(Müslim, Selam 67-(2202); Muvatta, Ayn 9, (2, 942); Ebu Davud, Tıbb 19, (389); Tirmizi, Tıbb 29, (2081).

Hz. Ebu Sa’id radıyallahu anh anlatıyor: “Biz, (Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın çıkardığı askeri) bir seferdeydik. Bir yerde konakladık. Yanımıza bir
cariye gelip: “Obamızın efendisi Selim’i bir zehirli soktu. Onunla meşgul olacak erkekler de şu anda yoklar. sizde rukye yapan biri var mı?” dedi. Bunun
üzerine bizden rukye hususunda mahâretini bilmediğimiz bir adam kalkıp onunla gitti ve adama okuyuverdi. Adam iyileşti. Kendisine otuz koyun verdiler.
Bize sütünden içirdi. Ona: “Yahu sen rukye bilir miydin?” dedik. ”Hayır, ben sadece Fatiha okuyarak rukye yaptım” dedi. Biz kendisine
“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a sormadan (bu verdiklerine) dokunma!” dedik. Medine’ye gelince, durumu ona söyledik. Aleyhissalatu vesselam
“Fatiha’nın rukye olduğunu (tedavi maksadıyla okunacağını) sana kim söyledi? (verdikleri koyunları paylaşın, bana da bir hisse ayırın!” buyurdular.”
(Buhari, Tıbb 39, 323, İcare 16, Fedailu’l-Kur’an 9; Müslim, selam 66, (2201); Ebu Davud, Tıbb 19, (3900); Tirmizi, Tıbb 20, (2064, 2065).

Osman İbnu Ebi’I-As radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm beni, Taif’e vali tayin edince, namazda bana bir şey arız olmaya başladı.
Öyle ki, kıldığımı bilemez hale geldim. Bu durumu kendimde görünce, hemen Resûlullah aleyhissalatu vesselam’a gittim. (Beni görünce: “Bu gelen İbnu Ebi’l-As
değil mi?” buyurdular. Ben: “Evet! Ey Allah’ın Resulü!” dedim. ”Niye geldin?” buyurdular. ”Ey Allah’ın Resûlü! Bana namazda bir hal arız oldu, ne kıldığımı bilmez,
anlamaz hale geldim” dedim. ”Anlattığın şey şeytandır, onu bana yaklaştır!” buyurdular. Bunun üzerine Resulullah’a yaklaştım. (Diz çöküp) ayaklarımın üstüne
oturdum. Aleyhissalâtu vesselam mübarek elleriyle göğsüme vurup ağzımın içine tükürdüler. Sonra: “Çık ey Allah’ın düşmanı!” dediler.
Bu muameleyi bana üç kere tekrar ettiler. Sonunda: “Haydi işinin başına git!” buyurdular.”Ravi der ki: “Osman kasem ederek dedi ki: “Ömrüme yemin olsun ki
ondan sonra şeytanın bana sokulduğunu hiç sanmam.”

Ebu Leyla el-Ensarî radıyallahu anh anlatıyor: “(Bir gün) ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yanında otururken, Efendimize bir bedevi geldi: “Hasta bir erkek
kardeşim var” dedi. Resülullah: “Kardeşinin hastalığı nedir?” diye sordu. ”Kardeşimde biraz delilik var!” dedi. ”Git onu bana getir!” buyurdular. Adam gitti
kardeşini getirdi. Resülullah önüne oturttu. Fatiha-ı şerife Bakara suresinin başından ilk dört ayeti, ortalarindan “Ve ila hüküm ilahün vahidün” Ayeti, Ayete’l-Kürsi,
sonundan ise üç ayeti; Al-i İmrandan bir ayeti ki bunun “şehidallahu ennahula ilahe illa hu” ayetinin olduğunu zannediyorum-A’raf suresinden bir ayeti;
“inne rabbikumüllezi halaga” ayeti; Mü’minün süresinden bir ayeti; “ve men yedea ma allahi ilahen ahare la ber hane lehu” ayeti; Cin süresinden bir ayeti,
“Ve ennehu tuala ceddü rabbina mattehaza sahiibeten veleden” ayeti, Saffât suresinin başından on ayeti, Haşir suresinin sonundan üç ayeti; Kulhüvallahu Ahad suresi,
Muavvizateyn surelerini okuyarak ona afsun yaptığını işittim. Bunun üzerine bedevi ayağa kalktı. Tamamen iyileşmişti.”

Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a taundan sual edilmişti. Şu cevabı verdi: “O, sizden öncekilere Allah’ın gönderdiği bir azabtı.
(Şimdi) Allah onu mü’minlere bir rahmet kıldı. Taun çıkan memlekette bulunan bir kul, kendisine Allah’ın takdir ettiği şeyin ulaşacağını bilip, sevap umuduyla sabredip
orada kalır ve dışarı çıkmazsa, mutlaka ona şehid sevabının bir misli verilir.”
(Buhari, Tıbb 31, Enbiya 50, Kader 15.)

Hz. Üsame radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Bir yerde veba çıktığını duyarsanız oraya girmeyiniz, bulunduğunuz yerde veba
çıkmışsa oradan ayrılmayınız.”
(Buhari, Tıbb 30, Enbiya 50, Hiyel 13; Müslim, Selam 92 (2218); Muvatta, Cami 23, (2, 896); Tirmizi, Cenaiz 66, (1065).)

Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Bir adamı akrep sokmuştu. O gece acıdan uyuyamadı. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a: “Falancayı akrep soktu,
bu yüzden geceleyin hiç uyuyamadı” diye haber verilmişti. Şöyle buyurdular: “Keşke akşamleyin şu duayı okusaydı: Eûzu bikelimâtillahi’t-tâmmâti min şerri mâ halaka”
(Yarattığının şerrinden Allah’ın mükemmel kelimelerine sığınırım)” deseydi, akrebin sokması sabaha kadar ona zarar vermezdi.”

Amr İbnu Hazm radıyallahu anh anlatıyor: “Yılan sokmasına karşı okunan duayı Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a arzettim, onu okumama izin verdi.”


Ubâde İbnu’s-Sâmit radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselam, şiddetli bir hummaya yakalanmış iken

Cebrail aleyhisselâm gelmişti. Efendimizi tedavi için şu duayı okudu: “Bismillahi erkîke min külli şey’in yüz’ike min hasedi hâsidin
ve min külli aynin. Allah u yeşfike. (Sana Allah adıyla okuyor, sana eza veren herşeyden, hasedcinin hasedinden ve herbir (kem) gözden
şifa diliyorum. Allah sana şifa versin.”

Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm (hastalığım sırasında) bana geçmiş olsun ziyaretine gelmişti.

Bana: “Seni, Cebrail’in bana getirdiği dua ile tedavi etmeyeyim mi?” buyurdular. Ben: “Annem babam sana kurban olsun ey Allah’ın Resülü!
Evet!” dedim. Okudular: “Bismillahi erkîke vallahu yeş ike min külli dâin fike min şerri’n-neffasâti fi’I-ukadi ve min şerri hâsidin izâ hased
(Allah’ın adıyla sana okuyorum, sende olan her hastalığa karşı, düğümlere üfleyenlerin şerrine, hased ettikleri zaman hasedçilerin şerrine
karşı Allah şifa versin (veya şifayı verecek olan Allah’tır).” Bunu üç sefer okudu.”

Halide Bintu Enes Ümmü Benî Hazm es-Saidiyye radıyallahu anhâ’nın anlatığına göre: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’a gelmiş,

(tedavide okuduğu) duayı Aleyhissalâtu vesselâm’a (kontrol ettirmek üzere) arzetmiştir. Aleyhissalâtu vesselâm (dua metninde mahzurlu
bir kelam görmediği için) o duayı tedavide okumasına ruhsat vermiştir.”

Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Beni Amr İbni Hazm’a yılana karşı rukye yapma ruhsatı tanıdı.

Biz Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile birkilkte otururken bizden bir kimseyi akrep soktu. Bir adam: “Ey Allah’ın Resûlü, buna rukye
yapayım mı?” diye sordu. “Sizden kim kardeşine faydalı olabilecekse hemen olsun” buyurdular.”
(Müslim, Selam 60-61, (2198, 2199).)

Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bize, zehire karşı, göz değmesine karşı, nemle kurduna karşı rukye yapmamıza ruhsat tanıdı.”
(Müslim, Selam 58, (2196); Ebu Davud, Tıbb 18, (3889); Tirmizi, Tıbb 15, (2057).)

İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, hummâ’ya ve bütün ağrılara karşı şu duayı okumamızı öğretmişti:
“Bismillahi’l-Kebiri eûzü billâhi’l-Azimi min külli ırkın na’arın ve min şerri harri’n nâr.” “Ulu Allah’ın adıyla, kanla kabaran her bir damardan ve ateş
harâretinin şerrinden büyük Allah’a sığınırım.”
(Tirmizi, Tıbb 26, (2076).)