RUKYE NEDİR..
Istılahı olarak rukye, Kurân-ı Kerimdeki şifâ âyetleri ve Peygamber (s.a.v)in ashabına öğretmiş olduğu duâları, hastaya okuyup
üzerine üfleyerek tedavi etmek demektir. Allah Teâlâ buyuruyor ki: (Ey İnsanlar!) Rabbinize yalvara yalvara ve içten dua edin.
Ona korkarak ve umut taşıyarak dua edin. Şunu bilin ki Allah Teâlâ, kalbi gâfil ve mâlâyâni ile meşgul kimsenin duasını kabul etmez.
Dua belânın düşmanıdır. Onu sürüp çıkarır, henüz gelmemişse gelmesini önler, gelmiş ise elemini hafifletir.
Aynı zamanda dua, müminin silâhıdır!
RUKYE HANGİ HALLERDE CAİZDİR?
Belâ, musibet, hastalık gibi her çeşit kötü hallere karşı korunmak için Allaha iltica ve dua etmek caiz olan Rukyedir.
Enes (r.a)den rivayetle: Rasûlüllah (s.a.v) bize akrep, yılan gibi zehirli hayvanların sokmasıyla meydana gelen zehirlenme, kulak ağrısı
göz değmesine, temre ve siğile ve kesilmeyen kana karşı rukye yapmamıza ruhsat tanıdı.
HADİS-İ ŞERİF
Yine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in hastalanan bazı kimselere, İhlâs, Felak ve Nâs surelerinin tamamını okuyarak,
onları sağ eliyle meshettiği ve peşinden de şöyle söylediği rivâyet edilmektedir:
Ey insanların Rabbi olan Allahım, hastalığı gider. Buna şifa ver. Şifa veren yalnız Sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur.
Hastalık bırakmayan şifa ver Buhari
Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) son hastalığında Felak ve Nâs surelerini okuyup kendisine üflüyordu.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in hastalığı ağırlaştığı zaman onları ben okuyarak üzerine üflüyor ve onların bereketi
için elini meshediyordum Buhari, Müslim
İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: Göz değmesi haktır.
Eğer kaderi (delip) geçecek bir şey olsaydı, bu, göz değmesi olurdu. Yıkanmanız taleb edilirse yıkanıverin.
(Müslim, Selam 42, (2188); Tirmizi, Tıbb 19, (2063).)
Tirmizide Göz değmesi haktır ibaresi yoktur.
Sahiheyn ve Ebu Davudda Ebu Hüreyre radıyallahu anhtan: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâmın: Göz değmesi haktır
dediği rivayet edilmiştir.
Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: Gözü değene (ain) abdest alması emredilir, onun abdest suyu alınır, bununla göz değmesine
uğrayan (main) yıkanırdı. (Ebu Davud, Tıbb 15, (3880).)
Ubâde İbnus-Sâmit radıyallahu anh anlatıyor: Resülullah aleyhissalâtu vesselam, şiddetli bir hummaya yakalanmış iken
Cebrail aleyhisselâm gelmişti. Efendimizi tedavi için şu duayı okudu: Bismillahi erkîke min külli şeyin yüzike min hasedi hâsidin
ve min külli aynin. Allah u yeşfike. (Sana Allah adıyla okuyor, sana eza veren herşeyden, hasedcinin hasedinden ve herbir (kem) gözden
şifa diliyorum. Allah sana şifa versin.
Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: Resülullah aleyhissalatu vesselâm (hastalığım sırasında) bana geçmiş olsun ziyaretine gelmişti.
Bana: Seni, Cebrailin bana getirdiği dua ile tedavi etmeyeyim mi? buyurdular. Ben: Annem babam sana kurban olsun ey Allahın Resülü!
Evet! dedim. Okudular: Bismillahi erkîke vallahu yeş ike min külli dâin fike min şerrin-neffasâti fiI-ukadi ve min şerri hâsidin izâ hased
(Allahın adıyla sana okuyorum, sende olan her hastalığa karşı, düğümlere üfleyenlerin şerrine, hased ettikleri zaman hasedçilerin şerrine
karşı Allah şifa versin (veya şifayı verecek olan Allahtır). Bunu üç sefer okudu.
Halide Bintu Enes Ümmü Benî Hazm es-Saidiyye radıyallahu anhânın anlatığına göre: Resülullah aleyhissalâtu vesselâma gelmiş,
(tedavide okuduğu) duayı Aleyhissalâtu vesselâma (kontrol ettirmek üzere) arzetmiştir. Aleyhissalâtu vesselâm (dua metninde mahzurlu
bir kelam görmediği için) o duayı tedavide okumasına ruhsat vermiştir.
Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Beni Amr İbni Hazma yılana karşı rukye yapma ruhsatı tanıdı.
Biz Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile birkilkte otururken bizden bir kimseyi akrep soktu. Bir adam: Ey Allahın Resûlü, buna rukye
yapayım mı? diye sordu. Sizden kim kardeşine faydalı olabilecekse hemen olsun buyurdular.
(Müslim, Selam 60-61, (2198, 2199).)
Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bize, zehire karşı, göz değmesine karşı, nemle kurduna karşı rukye
yapmamıza ruhsat tanıdı.
(Müslim, Selam 58, (2196); Ebu Davud, Tıbb 18, (3889); Tirmizi, Tıbb 15, (2057).)
İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, hummâya ve bütün ağrılara karşı şu duayı okumamızı öğretmişti:
Bismillahil-Kebiri eûzü billâhil-Azimi min külli ırkın naarın ve min şerri harrin nâr. Ulu Allahın adıyla, kanla kabaran her bir damardan ve ateş
harâretinin şerrinden büyük Allaha sığınırım.
(Tirmizi, Tıbb 26, (2076).)
Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir hastaya geldiği veya kendisine bir hasta getirildiği zaman şu duayı okurdu:
Ey insanların Rabbi, acıyı gider, şifa ver, sen Şafisin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Senden hiçbir hastalığı hariç tutmayan şifa istiyoruz.
(Tirmizi, Daavat 122, (3560). Rivayet Buharide Hz. Aişeden gelmiştir. Marda 20, Tıbb 39.)
Sabit İbnu Kays İbni Şemmâs radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, ben hasta iken yanıma gelip şu duayı okudu: Ey insanların
Rabbi! Sabit İbni Kays İbni Şemmastan acıyı kaldır. Sonra (Medinenin) Buthan (nam vadi)den toprak alarak bir kadehe koydu, üzerine su döküp nefes
etti, sonra (su ile karışan bu toprağı) üstüme serpti.
(Ebu Davud, Tıbb 18, (3885).)
Ebu Sâidil-Hudri radıyallahu anh anlatıyor. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm cinlerden ve insanın göz (değmes)inden (çeşitli dualar okuyarak) Allaha
sığınırdı. Muavvizeteyn (Nas ve Felak sureleri) nazil olunca bu iki sureyi esas aldı, diğerlerini terketti.
(Tirmizi, Tıbb 16, (2059); İbnu Mace, Tıbb 33, (3511).)
Yine Ebu Saidil-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: Cibril aleyhisselam Resûlullah aleyhissalâtu vesselâmın yanına geldi ve: Ey Muhammed, hasta mısın?
diye sordu. Evet! cevabını alınca, Cibril aleyhisselam şu duayı okudu: Bismillahi erkîke, min külli dâin yüzîke ve min şerri külli nefsin ev aynin hâdisin.
Allahu yeşfike, bismillahi erkîke. (Seni Allahın adıyla, sana eza veren bütün hastalıklara karşı, bütün kötü nefis ve hasedci gözlere karşı sana okuyorum.
Allah sana şifa versin, ben Allahın adıyla sana dua ediyorum).
(Müslim, Selam 40, (2186); Tirmizi, Cenaiz 4, (972).)
Ebud-Derdâ radıyallahu anhın anlattığına göre, kendisine bir adam gelerek idrar tutukluğuna yakalandığını söyledi. O da adama:
Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâmdan şöyle söylediğini işittim dedi: Sizden kim hastalanırsa şu duayı okusun: Rabbunâllahullezi fis-semâî
tekaddese ismüke, emrüke fis-semâî vel-ardı kema rahmetike fis-semâî fecal rahmeteke fil-ardı. Vegfir lenâ hûbenâ ve hatâyânâ. Ente Rabbut-tayyıbîn.
Enzil rahmeten min rahmetike ve şifâen min şifâike ala hâzal veci fe yebreu. (Ey huzuru semavatı dolduran Rabbim! Senin ismin mukaddestir.
Senin emrin arz ve semadadır, tıpkı Rahmetin semada olduğu gibi. Arza da rahmetinden gönder ve bizim günahlarımızı ve hatalarımızı affet.
Sen (kötü söz ve fiillerden kaçınan) bütün iyi kimselerin Rabbisin. Bu ağrıya, Rahmetinden bir rahmet, şifandan bir şifa indir, iyileşsin.
(Ebud-Derda radıyallahu anh, adama) bu duayı okumasını emretti. O da okudu ve iyileşti.
(Ebu Davud, Tıbb 19, (3892).)
Osman İbnu Ebil-As radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâma müslüman olduğum günden beri bedenimde çekmekte olduğum
bir ağrımı söyledim. Bana: Elini, vücudunda ağrıyan yerin üzerine koy ve şu duayı oku! buyurdu. Dua şu idi: Üç kere: Bismillah tan sonra yedi kere,
Eûzü bi-izzetillahi ve kudretihi min şerri mâ ecidu ve uhâziru. Bedenimde çekmekte olduğum şu hastalığın şerrinden Allahın izzet ve kudretine sığınıyorum
diyecektim. Bunu birçok kereler yaptım. Allah Teâla hazretleri benden hastalığı giderdi. Bunu ehlime ve başkalarına söylemekten hiç geri kalmadım.
(Müslim, Selam 67-(2202); Muvatta, Ayn 9, (2, 942); Ebu Davud, Tıbb 19, (389); Tirmizi, Tıbb 29, (2081).
Hz. Ebu Said radıyallahu anh anlatıyor: Biz, (Resûlullah aleyhissalâtu vesselâmın çıkardığı askeri) bir seferdeydik. Bir yerde konakladık. Yanımıza bir
cariye gelip: Obamızın efendisi Selimi bir zehirli soktu. Onunla meşgul olacak erkekler de şu anda yoklar. sizde rukye yapan biri var mı? dedi. Bunun
üzerine bizden rukye hususunda mahâretini bilmediğimiz bir adam kalkıp onunla gitti ve adama okuyuverdi. Adam iyileşti. Kendisine otuz koyun verdiler.
Bize sütünden içirdi. Ona: Yahu sen rukye bilir miydin? dedik. Hayır, ben sadece Fatiha okuyarak rukye yaptım dedi. Biz kendisine
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâma sormadan (bu verdiklerine) dokunma! dedik. Medineye gelince, durumu ona söyledik. Aleyhissalatu vesselam
Fatihanın rukye olduğunu (tedavi maksadıyla okunacağını) sana kim söyledi? (verdikleri koyunları paylaşın, bana da bir hisse ayırın! buyurdular.
(Buhari, Tıbb 39, 323, İcare 16, Fedailul-Kuran 9; Müslim, selam 66, (2201); Ebu Davud, Tıbb 19, (3900); Tirmizi, Tıbb 20, (2064, 2065).
Osman İbnu EbiI-As radıyallahu anh anlatıyor: Resülullah aleyhissalâtu vesselâm beni, Taife vali tayin edince, namazda bana bir şey arız olmaya başladı.
Öyle ki, kıldığımı bilemez hale geldim. Bu durumu kendimde görünce, hemen Resûlullah aleyhissalatu vesselama gittim. (Beni görünce: Bu gelen İbnu Ebil-As
değil mi? buyurdular. Ben: Evet! Ey Allahın Resulü! dedim. Niye geldin? buyurdular. Ey Allahın Resûlü! Bana namazda bir hal arız oldu, ne kıldığımı bilmez,
anlamaz hale geldim dedim. Anlattığın şey şeytandır, onu bana yaklaştır! buyurdular. Bunun üzerine Resulullaha yaklaştım. (Diz çöküp) ayaklarımın üstüne
oturdum. Aleyhissalâtu vesselam mübarek elleriyle göğsüme vurup ağzımın içine tükürdüler. Sonra: Çık ey Allahın düşmanı! dediler.
Bu muameleyi bana üç kere tekrar ettiler. Sonunda: Haydi işinin başına git! buyurdular.Ravi der ki: Osman kasem ederek dedi ki: Ömrüme yemin olsun ki
ondan sonra şeytanın bana sokulduğunu hiç sanmam.
Ebu Leyla el-Ensarî radıyallahu anh anlatıyor: (Bir gün) ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâmın yanında otururken, Efendimize bir bedevi geldi: Hasta bir erkek
kardeşim var dedi. Resülullah: Kardeşinin hastalığı nedir? diye sordu. Kardeşimde biraz delilik var! dedi. Git onu bana getir! buyurdular. Adam gitti
kardeşini getirdi. Resülullah önüne oturttu. Fatiha-ı şerife Bakara suresinin başından ilk dört ayeti, ortalarindan Ve ila hüküm ilahün vahidün Ayeti, Ayetel-Kürsi,
sonundan ise üç ayeti; Al-i İmrandan bir ayeti ki bunun şehidallahu ennahula ilahe illa hu ayetinin olduğunu zannediyorum-Araf suresinden bir ayeti;
inne rabbikumüllezi halaga ayeti; Müminün süresinden bir ayeti; ve men yedea ma allahi ilahen ahare la ber hane lehu ayeti; Cin süresinden bir ayeti,
Ve ennehu tuala ceddü rabbina mattehaza sahiibeten veleden ayeti, Saffât suresinin başından on ayeti, Haşir suresinin sonundan üç ayeti; Kulhüvallahu Ahad suresi,
Muavvizateyn surelerini okuyarak ona afsun yaptığını işittim. Bunun üzerine bedevi ayağa kalktı. Tamamen iyileşmişti.
Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâma taundan sual edilmişti. Şu cevabı verdi: O, sizden öncekilere Allahın gönderdiği bir azabtı.
(Şimdi) Allah onu müminlere bir rahmet kıldı. Taun çıkan memlekette bulunan bir kul, kendisine Allahın takdir ettiği şeyin ulaşacağını bilip, sevap umuduyla sabredip
orada kalır ve dışarı çıkmazsa, mutlaka ona şehid sevabının bir misli verilir.
(Buhari, Tıbb 31, Enbiya 50, Kader 15.)
Hz. Üsame radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: Bir yerde veba çıktığını duyarsanız oraya girmeyiniz, bulunduğunuz yerde veba
çıkmışsa oradan ayrılmayınız.
(Buhari, Tıbb 30, Enbiya 50, Hiyel 13; Müslim, Selam 92 (2218); Muvatta, Cami 23, (2, 896); Tirmizi, Cenaiz 66, (1065).)
Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: Bir adamı akrep sokmuştu. O gece acıdan uyuyamadı. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâma: Falancayı akrep soktu,
bu yüzden geceleyin hiç uyuyamadı diye haber verilmişti. Şöyle buyurdular: Keşke akşamleyin şu duayı okusaydı: Eûzu bikelimâtillahit-tâmmâti min şerri mâ halaka
(Yarattığının şerrinden Allahın mükemmel kelimelerine sığınırım) deseydi, akrebin sokması sabaha kadar ona zarar vermezdi.
Amr İbnu Hazm radıyallahu anh anlatıyor: Yılan sokmasına karşı okunan duayı Resûlullah aleyhissalâtu vesselâma arzettim, onu okumama izin verdi.