AHIRA ÇEVRİLEN CAMİLER

O camileri İsmet İnönü değil Yunan ordusu ahıra çevirmişti. Tekrar tamir ettirip camiye çeviren – ibaedete açan ise yeni Türkiye Cumhuriyeti idi.


Altta o cami hakkında detaylı bilgileri aktaracağım sizlere.

(Milleti 20 - 30 yıl boyunca, camilerimizi ahıra çevirdiler yalanıyla uyutmaya kalkışmışlardı. Şimdi de, 80 kişilik deri eldiven ordusuyla başörtülü kadınlara tecavüz ettiler yalanıyla uyutmaya kalkıştılar. Ama tutmadı. Ah bu bizdeki yalancı medya, ah . . . )


1. Dünya Savaşı’nda Yunan işgali sırasında düşman ordusu tarafından ahıra çevrilen camiler; Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra yapılan tamir ve onarımlarla tekrar ibadete açılmıştı. Ancak, Yunanlılar tarafından ahıra çevrilen camileri sanki cumhuriyet döneminde ahıra çevrilmiş olarak lanse edenlerin amacı nedir acaba? (Olayın belgesi diye yutturdukları gazete arşivinin bile içeriğini okumamışlar anlaşılan. Sadece başlığına bakıp hüküm vermişler. O gazetenin yayınladığı haberin tamamını da altta açıklayacağım)


Halbuki, Diyanet İşleri’nin arşivlerinde bile o caminin tarihi ile ilgili ayrıntılı bilgiler, belge ve ayrıntılarıyla yazılıdır. . .



Diyanet İşleri neden elindeki belgeleri ortaya sunup bu tarihi iftirayı düzeltmedi hala, anlayabilmiş değilim.
(Acaba koltuklarını kaybetme korkusu mu?)


Merak edip öğrenmek isteyenler için anlatayım:
– O cami, Seferihisar’ın Hereke (Düzce) köyündeki tarihi Kasım Çelebi Camii’dir.
Hala ibadete açıktır. (Hani ahır olmuştu?!)

Düzce, Osmanlı döneminde nüfusunun %65 civarının Rumlardan oluştuğu bir köydür. İşgal sırasında köyde neredeyse hiç Türk kalmamıştır. Kurtuluş Savaşı sırasındaki Yunan İşgali sırasında köy yakılıp yıkılmıştır. Müslüman halk köyden göç etmek zorunda kalmıştır. 9 Eylül 1922’deki İzmir’imizin kurtuluşundan sonra, Müslüman halkımız da köylerine geri dönebilmiştir.

Yunan orduları, Anadolu’daki birçok cami gibi, o camiyi de tahrip ederek kullanılamaz hale getirmiştir.


Bu meselenin iftirasını Türkiye Cumhuriyeti'ne atarak “İşte belgesi” diye yutturulmaya çalışılan 20 Nisan 1936 tarihli, Cumhuriyet gazetesinin “Bu ne insafsızlık, Seferihisar’da tarihi cami ahır yapılmış” başlıklı küpüründe işte o Yunan insafsızlığından bahsedilmiştir.


İşte Cumhuriyet Gazetesinin Küpürünü Elinde Sallandırıp, Başlığını Gösteren Ancak İçeriğini Gizleyen Yalancılara İnat, O Haberin İçeriği!


“Seferihisar’ın Hereke Köyü’nde bir cami tahrip edilmiş ve ahır haline getirilmiştir. Müze müdürü tahkikat yapmıştır. Verdiği malumata göre, kütüphane ve medresesi vardır. Kütüphanesinde eser kalmamıştır. Evrenoğulları’ndan Kasım tarafından inşa edilmiştir. Üstündeki Arapça yazıya göre 641 yıllık olduğu anlaşılmıştır. Osmanlı – Türk stilindedir. Tahribata rağmen, geriye kalan kısmı muhafaza edilirse, kıymettir.”

* * *
Ülkemizin geçmişine böyle bir kara lekeyi sürmeye çalışan insafsızlar, zahmet edip, elerlinde sallandırıp belge diye gösterdikleri haberi okusa, neyin ne olduğunu anlayacaktır.Belki de gerçekten okudu ama, bile bile lades yaptı. Sahtekarların en önemli koşullarından biridir.

“Siyasette yalan söylemek bizim için haram değil mübahtır, hatta bazen sevaptır” diyorlar ya.

* * *
Yani?..
Camiyi ahır haline getiren, Yunan vandallığıdır.
Caminin insafsızca ahır haline getirildiğini tespit eden ve bu bilgiyi gazeteye veren de bizzat İzmir Müze Müdürü’dür. O müdür, arkeolojik sayım yaparken bu gerçeğin farkına varmıştır.

O cami, bizzat tek partili dönemin iktidar hükümeti tarafından ahır olmaktan kurtarılıp tekrar ibadete açılmıştır.


Kendisine yalan söylemeyi haram değil mübah kılan, hatta yeri geldiğinde bizim için yalan söylemek sevap bile olacaktır diyen, iftiracılara itibar etmeyiniz.
Okuyunuz, araştırınız.


İlk inen Kuran Ayeti nedir?
Oku!. . .

* * *
Okuyun öyleyse siz de.
Çünkü mürekkebin akmadığı yerde kan akıyor. . .

* * *

O CAMİNİN BULUNDUĞU KÖYÜN YAŞLILARI NE DİYOR


Köyün yaşlılarından 78 yaşındaki Şakir Çay, o tarihlerde bazen çok soğuk geçen kış günlerinde hayvanları yağmur ve çamurdan korunması amacıyla medreseye bağlandığını, köyde doğru düzgün ahır da olmadığını söyledi.


“O DÖNEM İNSANLAR YOKSULLUKTAN BİTLERİNİ BİLE TEMZLEYEMEZDİ”

Köylülerden 87 yaşındaki Yaşar Süner de camilerinin hiçbir dönem kapanmadığını anlatırken, “1950’li yıllardan önce aramızda para toplayıp camiye imam getirirdik. Daha sonra Diyanet’e bağlandı. O dönemlerde insanlar yoksulluktan bitini bile temizleyemezdi. Para- pulları olmadığı için hayvanların korunması amaçlı kullanılmayan medreseye bağlanırlardı. Ama medresenin hayvanların konulduğu o kısmının kapıları bile caminin tarafına açılmazdı. Zamanla o kısım da ayakta kalamayıp yıkıldı” dedi

Köyün muhtarlığını yapan Halil Sever, o cami ile ilgili yapılan spekülasyonlardan sonra camiyi incelemeye gelen gazetecilere şu açıklamayı yapmıştı:

” Köyde yaşayan büyüklerimden öğrendiğime göre, camiye hayvan bağlanmamış, ahır olarak da kullanılmamıştır. O dönemin şartlarına göre, şu an bile ayakta durmakta güçlük çeken hemen yanındaki medreseye soğuk kış günlerinde zaman zaman hayvan bağlanmıştır.

Bunun yanında o dönemlerde, ürünlere zarar veren hayvanlar, bekçi tarafından alıkonulup buraya bağlanırmış. Sahibi de cezasını ödeyince hayvanını teslim alırmış. Camide ibadet sürekli devam etmiş ve aksamamıştır.”

Sever, “Daha önce köyümüzde bu tip bir tartışma hiçbir zaman olmadı. Herhalde yanlış bilgilendirmeler oldu. Ortada yanlış anlama var. Ayırt etmek lazım” dedi.


Yani işin özü: Kabataş'ta türbanlı bacılara tecavüz ettiler iftirası nasıl yalansa, camiyi ahır çevirdiler iftirası da büyük bir alçaklıktır.