inanır mısınız seyahatim boyunca tek ama tek korna sesini memlekete dönüp Sabiha Gökçen Havalimanı’nın dış hatlar kapısının hemen önündeki yaya geçidine adımımı atınca duydum. O sırada yanımda iş arkadaşım Mesut vardı, birbirimize baktık. Böyle küçük bir detaya o kadar içten üzüleceğimizi tahmin etmezdim.
Tüm bunların konumuzla alakasına gelecek olursak; Almanların sürücülere eğitim veren kurumlarında olduğu gibi bizim kurumlarımızda da iyi kötü “Şu şu durumlarda öncelik yayanındır, yol vermek gerekir” diye öğretiliyor değil mi? O adamlar buna kulak asmayı tercih ederken bizim neden zerre iplemediğimiz sorusuna cevap bulabilirsek sorunu kökten çözdük demektir. Eğitimse en salt haliyle eğitim bu işte, fakat biz onu almıyoruz, elin oğlu alıyor biz reddediyoruz. Sürücü kurslarında “haybeden” anlatılan şeyleri ehliyeti cebimize koyuncaya kadar hafızada tutup hemen unutuyoruz, esas eğitimi ise “Çıkar burnunu, kes şu pezevengin önünü… Ohoo böyle enayi gibi beklersen kimse sana yol vermez aslanım” diye akıl veren kimselerden alıyoruz.
İşte biz en kaba haliyle bu şekilde eğitilen bir toplumuz.