osmanhomek adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Ben sunucularının çoğunluğunu yurtdışında alan, hatta sunucularının üzerinden, paas ve saas gibi çözümler üretme derdinde olan birisiyim.

Bu 4 harfli şeylere kısaca, vps in katma değerli hali diyebiliriz.

VPS fiyatları 5-10 usd lerde gezerken, paas-saas gibi çözümlerdeki değerler, 40-50 usd gibi rakamlar. Yani enkötü hali ile 5 katı.

Buradaki ilanların updown/render gibi içeriklerle yayınlandığı başka bir mecra görmedim. Tabii bunlarda ihtiyaç, yadırgamıyorum. Ancak neden kafamızı neden daha kıymetli şeyler harcamıyoruz.

Birileri çıkıp, kubernetesli bunlar birader diye ilan açmıyor. Yada, Gel vatandaş gel, docker ımız son sürümdür demiyor? Neden kimse, OpenStack in kralı bizde cümlesini imzasına koymuyor?

Ben, ilk hostingimi 1999 dan usa den satın aldım. Hostingci değilim, lakin piyasayı çok yakından takip ediyorum.

Ne olur, bırakın artık şu cpaneli. Kimse mi duymadı http://www.zentyal.org u
http://mesosphere.com/ konuşalım artık. Yada, puppet yada ensıkısından terraform.

Elin gavuru vps ime kıta atlatırken, ip mi değiştirmiyor, bizde yan kabine geçiyoruz, neredeyse format atacaklar sunuculara. Bu nedir Allah aşkına!

Ben 40ıma merdiven dayasamda, memleketimde böyle kıymetli şeyleri göreceğime inanıyorum. Gençlerimize çok güveniyorum. IP bloğumu değiştirselerde güveniyorum
Sorularınızın cevabı çok basit bir denkleme dayanıyor = Maaliyet/Etkenlik. Buradaki portföy dosya alışverişi, ufak çaplı web hosting projeleri ve bunun gibi etkenlikler gerektiren çözümler istiyor ve bu çözümlerin de ucuz olmasını talep ediyor. Dolayısıyla servis sağlayıcıların bu etkenlikleri sağlayan çözümleri düşük fiyatlara sunabilmesi için tek dertleri maaliyet oluyor.

Sanmayın ki söz konusu durum sadece R10'a özel. Söz ettiğiniz platformlarda kurumsal satışlar yapabilmek ve proje geliştirebilmek için bu hizmetleri satabileceğiniz bir hedef portföy de olması gerekiyor. Biz dişimizi tırnağımıza takıp saatlerce oturup proje hazırlıyoruz akabinde yine bir patronun karşısına oturup; "Taleplerinizi karşılamak için size bu çözümü sunuyoruz." dediğimiz zaman "O çok pahalıymış. Bundan bundan vazgeçebiliriz, daha ucuz bir çözüm yok mu?" karşılığını alıyoruz. (Şu anki istatistiğimiz her 20 potansiyel kurumsal müşteriden 19'u bu karşılığı veriyor.)

Hazır yeri gelmişken bir kaç noktaya da değinmek gerekiyor tabi. Bilgi teknolojileri alanında Türkiye'de şu anda her şey çok yerel. Kurumların kendi lokasyonlarında bilgi işlem departmanları ve çöplüğe dönmüş sistem odaları mevcut. Ne zaman ki kurumlar; "Yahu bu iş bu şekilde olmayacak. Biz en iyisi bir verimerkezi hizmeti ya da verimerkezi çözümü sunan bir firma bulalım." demeye başlayacak işte o zaman servis sağlayıcılar projeler üretir hale gelebilecek.

Projeler de üretilmeye başlandığında sektör fark edilecek ve işte o zaman ak-kara sağlayıcılar da belli olacak. Böylelikle bu sektöre de doğru düzgün bir yönetmelik getirilmek zorunda kalınacak. Neden böyle söylüyorum? Çünkü şu anda var olan bir çok sağlayıcı ya da kendini sağlayıcı olarak tanımlayan kişi ya da sahte kurumlar, servis sağlayıcı hizmetlerine ihtiyacı olan her kişi ya da kurumu "yolunacak kaz" olarak görmekteler. Bu sebepten dolayı, işini hakkıyla yapan tüm servis sağlayıcılar, sektörden ağzı yanan her potansiyel portföy için önce psikolojik destek sunmak zorunda kalıyorlar, sonra esas hizmetlerini sunabilir hale geliyorlar.

@osmanhomek; lütfen beni yanlış anlamayın, sizi hedef göstermek için söylemiyorum ancak bu tip argümanların geçerli olabilmesi için öncelikle şunu anlamak gerekiyor; servis sağlayıcıların teknoloji ve proje üretebilmesi için finansal olarak desteklenmeleri, korkmadan ve daha da önemlisi saçma sapan bürokratik engellere takılmadan AR-GE yapabiliyor olmaları gerekmektedir. Çünkü nihai olarak servis sağlayıcılar da ticari hedefleri ve kaygıları olan kişi ve kurumlardan oluşmaktadırlar.

Sevgiyle.
Murat Aybars