Sonsuz olan hiçbir şey yoktur, sonu olan hiçbir şey de yoktur.
Dünyanın bir sonu var mı? Düşünerek bir yere varamazsın her sorduğun soru ve aldığın bir cevap tekrar soru sormana sebep olur. Aslında sorduğun ilk soru vardır o da sadece bir sorudur, gerçekte olan ve bu soruyu sormakla hata etmişsindir çünkü bilineni ikiye bölersin ve bölünenleri tekrar tekrar çoğaltırsın. Evreni bırak önce dünyaya bak, dünyada keşfedilen canlılar henüz bilinmeyenlerin 100 de 10 u kadar bir şey. Yer yüzü ise yerin altından çok daha az bir alana sahiptir çünkü 2 boyutlu, yerin altında kim bilir neler vardır ama sen olamayacağını olmadığını düşünebilirsin. Aynı şekilde uzayda da kim bilir neler vardır ama biz olmadığını düşünürüz daha çok çünkü hiç görmedik. Neden görmedik neden filmlerdeki gibi istila etmiyorlar dünyayı? Peki cinleri neden göremiyoruz? Belkide yoklar? Ama işte Allah işini biliyor sana öyle bir hayat sunmuş ki sen korunduğunun farkında değilsin ve şükür etmek yerine bu ayrımı bize sunulan bu sadeliği göremiyor ve bazen de küstahlık yapıyorsun.

Evrendeki değişimin bir sonu var mı? Değişimin bir sonu yoktur. Hayal gücünün bir sonu var mı? Gördüğün rüyalarda nasıl ki bir mekandan bahsedemiyorsan işte evrende farklı değildir o yüzden önce neyi anlamaya çalıştığını bilmelisin. Aksi halde anlaman mümkün olamaz ancak teoriler üretip durursun ve hiç sonu gelmez. Zaman ve mekan beyninde oluşturduğun yanılsamadan ibarettir. Neden insanlar sence bir şeyleri anlamaya idrak etmeye, çözmeye çalışır sürekli? Çözünce ne olacak, bütün soruların cevabını verince bu sefer neyi soracaksın? Bulduğun cevaplara adapte oluyorsun, aslında amacın yığınla bir sorun karmaşası yaratmak değil kendini evrende olduğu gibi bir değişime gelişime sürüklemektir.

Evrenin büyüklüğünü idrak etme aşamasında henüz pek bir bilgin olmasa bile ağzın açık kalıyor, ama Einstein evreni yemiş yutmuş. Peki aranızda ki fark neden kaynaklanıyor? Onun daha bilgili olması mı yoksa sorduğu soruların cevaplarını bulması mı? Belkide kabullenmesi olabilir. Neyi kabulleniyor? Bilincinde ki değişimi gelişimi daha hızlı bir şekilde hazmediyor. Bir bombanın başka bir bombadan daha hızlı olarak patlaması genişlemesi gibi. En başa dönelim bing bang... Hayalinde o muazzam patlamayı yeniden canlandır. Bir noktadan bir hiçlikten doğan değişimi hayalimizde beynimizde ve her hücremizde yaşayalım. Bakalım sen mi daha hızlısın yoksa evren mi! Düşün birisi güya somut bir olay, diğeri olan yani hayalin ise soyut bir kavram. Peki seni tutan seni sınırlandıran şey nedir? Belkide bunu başarabilirsen birden bire atom bombası gibi patlayacak ve evrene karışacaksın ve bütünleşeceksin. Sonrasında ise gözlemleme yapabileceksin. Senin yönettiğin bir hayali değil var olan başka bir hayali direkt olarak hissedeceksin. Aslında bunu denemeyecek ve denesen de başarılı olamayacaksın çünkü kabullenme yeteneğin yoktur senin kabul ettiğin tek şey başkalarının sana söyledikleridir. Bundan dolayı zaten bu soruları birilerine sorup duruyorsun. Kitaplar okuyorsun araştırmalar yapıyorsun. Aslında sende haklısın çünkü uyum sağlamak zorundayız. Çünkü bizler birey olarak çıkmadık bu yarışa bundan dolayı da hep birlikte hareket ediyoruz sürü halinde. Çünkü yolda düşenler yavaşlayanlar oluyor ve eğer onları geride bırakırsak bitiş çizgisini çok az sayıda insan görecektir. Evet bu noktada bilim bundan ötürü vardır, işleyişi aksak ve yavaş olsa da hepimiz için bir referans çizgisidir.

Unutma ki cevapları bulsan da, doğru olduklarını 100 de 100 bilsen de muhakkak hayalinde canlandırır ve hazmedene kadar bunu tekrarlarsın. Yani benzetme yapacak olursam; bu bilgileri bir bilgisayar harddiskine depolamak kayıt etmekle yetinmezsin. Çünkü değişim ve gelişim beyninde olmaz bilincinde olur ve beyninde bunun için şartlanmıştır, içgüdüsel olarak buna yeltenirsin. Kabullenmek ise bilgiye karşı gelmemek ve daha çoğunu alabilmektir bu sayede bilginin saflığı bozulmamış olur kendinden bir şeyler katmazsın sadece gözlemlediğin saf bilgiye doğru bilgiye ulaşmış olursun.