YasinVarlik adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Evlenmeye zorlamak için değil. Ortada bir aldatma, kandırma maddi ve manevi olarak duygularla oynararak ve evlenme vaadiyle zarara uğratılma söz konusu.

üniversitede ilk hukuk dersimizdeki konu buydu. Sevgiliz dahi olsa böyle bir sömürülme durumu varsa tazminat davasını yapıştırabilirsiniz.
Emsal bir karar yok bu konuda. Ayrıca bende uzun bir boşanma davası süreci yaşadım ve birçok aile mahkemesi ve bunlarla ilgili birçok alacak mahkemesi izledim, sizin kadar bilgili değilimdir fakat herşey kanuna göre işlenmiyor ne yazık ki. Mahkemeye tam 4 şahit çıkarttığım halde eşit kusurlu olduğum halde tazminat ve nafaka ödeme için karar çıktı.

Şimdi bu arkadaş mahkeme açsın her türlü kadını haklı bulacak mahkeme. Doğal olarak da mahkeme masrafları arkadaşın üzerine kalacak.

altta alıntı yaptığım dava eşyaların istemiyle alakalı bir durum. Örneğin yüzük verdiniz bunu istiyorsunuz ve bunun istemi hakkında büyük ihtimalle evraklı birşey isteyecektir mahkeme. Diğer durumlarda da ya şahit yada evrak isteyecek. Sonuc: bana kalırsa koca bir bardak soğuk su.

Zararın neresinden dönülürse kârdır. O yüzden arkadaş kurtulmuş iyi dileklerimi iletiyorum kendisine. Benim gibi ilk evliliğini kötü yapmaktan kurtulmuş en azından.

Alıntı
" T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
E. 1998/10173
K. 1998/12105
T. 24.11.1998

Nişanlanma sözleşmesi, birbirleriyle evlenmek isteyen kadın ve erkeğin nişanlanma hususundaki iradelerini açıklamalarıyla meydana gelir. Taraflar iradelerini şekle bağlı veya üstü örtülü ( zımni ) olarak açıklayabilirler. ( BK. mad.1 ). Evlenme vaadi açık olmadığı takdirde hangi sözlerin ve davranışların buna delalet edeceği çevrede hakim olan telakkilere, tarafların kişisel durumlarına ve bağlı oldukları sosyal tabakaya göre belirlenir.

Bununla beraber nişanlanmadaki sınırsız serbesti "nişan" ile "flört" arasındaki farkı ortadan kaldırmamalıdır. Bu nedenle nişanlanmanın mevcut olup olmadığına karar verebilmek için "iki tarafın evlenme vaadini taşıyan iradelerinin karşılıklı ve birbirine uygun surette açıklanmış olunması" hususu araştırılmalıdır. Bu itibarla sadece ve yalnız beraber yaşama, metres hayatı sürme vs. nişanlı olmaya yetmez.

Nişanın varlığı bazen, o ülkede geçerli örf ve adetin aradığı hususların gerçekleşip gerçekleşmemiş olmasına göre değerlendirilir; fakat örf ve adete uygun olarak yapılmayan bir nişanlanma da geçerli sayılmalıdır.

Nişanlanma sözleşmesinin varlığını ileri süren taraf bunu ispat ile yükümlüdür. Prof. TUOR'un da belirttiği üzere: "Nişanlılık, nişanlıların ileride evlenmeyi isteme hususundaki rıza beyanlarının mücerret mutabakatı ile meydana gelir, Kanun buna nişanlanma akdi der. Binaenaleyh nişanlanma hiç bir şekle bağlı değildir. O basit rızai bir aktidir. Şüphesiz burada da vakıadan haklar çıkarmak isteyen taraf, onu ispata mecburdur. Ancak bu isbat, yazılı vesika, şahitler, yüzük teatisi vs. gibi herhangi bir tarz ve delil ile olabilir" ( Tuor, İsviçre Borçlar Kanununun Federal Mahkeme İçtihatlarına Göre Sistemli İzahı, çev. Amil Artus, Ank. 1956, sh. 123 ).

Tarafların hukuksal biçimde nişanlı olmamaları ve de evlilik dışı olarak bir araya gelmeleri ve bir süre karı - koca gibi yaşamalarını sağlamak için verilen şey, bir başka anlatımla evlilik dışı yaşamayı sağlamak amacı ile verilen şey geri istenilemez. İktisapta bulunan kimsenin de haksızlık veya ahlaksızlıkla hareket etmiş bulunmasının geri alma bakımından bir önemi yoktur. Zira burada "iki tarafta ahlaka aykırı hareket etmişse zilyet tercih olunur" kuralı caridir.