Hayatınıza biri girer, en değerli varlığınız olur çeker gider... Dünyanın bütün kadınları sizinle sevişse bile, onun tırnağının tırnağınıza değmesi kadar mutlu edemez. Biri gelir en değerli köşenize oturur... Milyarlarınız olsa, hiç bir şeye ihtiyacınız olmazsa bile, onun ısmarladığını bir bardak çay yoksa, fakirlikten ölmek üzere olan bir sokak köpeği kadar aciz hissedersiniz... Bilirim hocam ne demek bilirim...

Öyle yalnız öyle kimsesiz kalırsınız ki, etten örülmüş duvarlar içerisinde hapis yatarsınız. Hangi şehre gitseniz, sığmaz yalnızlığınızın kalabalığı...

Biri gelir, kalbinize cemre gibi düşer... Sevdikçe büyütürsünüz bir fidan gibi... Özledikçe kök salmaya, sevdikçe sarmaşık olup kalbi sarmaya başlar... Kalbiniz her attığında o sarmaşıklara değer ve siz dünyanın en mutlu insanı olursunuz... Her şeyin değeri kat bi kat artar... Sanki, gözlerinizdeki perdelerden bir kaçı kalkar kalbiniz attıkça, öyle delice seversiniz bazen...

Sonra dediğim gibi gider... Size yaşama sevinci veren o sarmaşıklar, yerini dikenli tellere bırakır. Kalbiniz her attıkça, her anınızı düşündükçe o dikenlere çarpar... Canınız yanar hocam... Kalbiniz attıkça canınız yanar...

Çaresi var mı bilmiyorum, ama aşk acısının tek bir çaresi var, oda hiç aşık olmamak...

Benimde canım yanıyor kalbim her attıkça... Dindirmek için farklı farklı bedenlere hendek kazıp, mutluluk definesi arıyorum ama her kazma darbesini kendi bedenime vuruyorum sanki... Eninde sonunda bulduğum tek şey, onun saldığı kökler...

Allah sabır versin cümlemize... Murat MENTEŞ boşuna dememiş : Aşk birine seni mahvetme yetkisi vermek ve bunu kullanmayacağına dair güvenmektir....

Bıraksan sayfalarca yazacak kadar acı mürekkebi var da elimde, yazdıkça ondan nefret ederim diye susuyorum. Sende sus be hocam. Şöyle böyle et yap diyenlere kulak asma. Seni senden baskası anlayamaz, sana yardan başkası çare olamaz.

Eyvallah...