İnsan sadece yıldızlara bakarken değil her zaman geçmişe bakar. İnsan gözü ve beynin algılama düzeyinin bir zaman süreci vardır. Işık gözünüze ulaştığı anda yine aynı ışık hızı ile düşünceye dönmez. Gözdeki optik sinirlerden sinyale dönüştürülür, bu sinyaller sinir sistemi ile beyne iletilir, beyinde alınan sinyaller görüntü oluşturur, ve algı ile bu görüntü yorumlanır.

Yani her zaman ortalama saniyenin 25'te biri kadar geçmişe bakarız.

Ayrıca bugüne kadar izlediğiniz zaman yolculuğu filmlerindeki tek problem uzaya çıkılması mı?

Zaman manipülasyonu için gereken sınırsız enerji. Zaman büyük patlama ile başlar. Durağan evrende zaman yoktur. Varlık veya yokluk konuşulabilir. Ama hareket başladığı andan itibaren zaman işler. Zamanın göreceliği de kendi hayatınızda da görebileceğiniz bir konudur. Daha hızlı düşünüp hareket ederseniz 24 saat içinde daha çok iş yapabilirsiniz. Yani siz daha hızlı hareket ettiğinizde 24 saat yavaş hareket ettiğinizden daha uzun bir süre gibi gelir. Bundan 500 sene önce insanlar dünyanın çevresini dolanmak için aylarca zaman harcıyorlardı. Ben bugün 1 haftada dünyanın 7 kıtasında yürüyüş yapabilirim. Yani 500 sene öncesine göre zaman daha yavaşlamış durumda. Bakın zaman diyorum, biz hızlandık, biz daha hızlı daha çok şey yaşıyoruz. Ve aynı insan ömrü süresinde daha fazla mekan, daha fazla hareket sığıyor. Zaten görelilik de bunu söyler, zaman mekan ve hareket bir birinden ayrı değildir, bir birine etki eder.

Bu mantığı kozmik ölçeğe uyguladığında görürsün ki ne kadar hızlı hareket edersen senden yavaş hareket edenlere göre zaman yavaşlar. Bu teoriyi kanıtlayan çok hassas ölçümler yapıldı.

Buradaki zaman yolculuğu fikri ışık hızını aşarak mümkün gibi görünse de aslında bir kısır döngü ile sınırlanıyor. Madde ve enerji bir birine çevrilebilen formlar. Işık hızına çıkması için bir kütlenin büyük bir enerjiye ihtiyacı var. Ama siz bir maddeye ne kadar büyük bir güç verirseniz verin, verdiğiniz enerjinin bir kısmı kütleye dönüşecek ve maddeyi yavaşlatacaktır. Siz yavaşlayan maddeyi hızlandırmak için daha fazla güç verdiğinizde verilen güç yine kütleyi arttıracaktır. Bu bir maddeyi ışık hızına çıkarmak için sınırsız enerjiye ihtiyaç olduğu gerçeğini doğuruyor ve bizim sınırsız bir enerji kaynağımız yok Olsa Tanrı olurduj zaten.

Yani pratikte ışık hızına kütleli olarak çıkılamıyor. Kütleden feragat etmemiz gerekiyor. Yani atom altı parçaları bile büyük hızlandırıcı mıknatıslarda ışık hızına getiremiyoruz yaklaştırabilsek de. Çünkü atom altı bile olsa parçacığın bir kütlesi var. Işık hızına ulaşabilmesi için kütleyi enerji haline çevirmeliyiz. O zaman da zaten gerçekten ışık hızı oluyor, çünkü kütleyi enerjiye çevirdiğinizde bir dalga boyu bir enerji boyutu olarak hareket ediyor. Bu da kütlenin yok olmasına yani aslında gönderdiğimiz maddeyi yok ettiğimiz anlamına gelir. Eğer maddeden enerji, enerjiden madde üretme teknolojisi üretemezsek. Bu teknolojiyi ürettiğimizde de yine Tanrı oluruz. Enerjiden kütle yaratmak demek, istediğin canlı cansız maddeyi üretebilme anlamına gelir.