digiklan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
39 bin yıl önce ölmüş bebek mamut bulundu bozulmamış şekilde sibiryada.
Çürüme çürükçül bakteriler tarafından yapılan bir işlemdir. Bu bakterilerin üreyemediği ortamlarda çürüme olmaz. Zehirli bir çamurun içine attığın insan bedenleri çürümez. Bugün aşırı antibiyotik kullanımının dokularda birikmesi, kurşunlu benzin kullanılan zamanlarda egsozlardan toprağa karışan ağır metaller ve şehirlerdeki zehirli kimyasal atıkların ve zirai ilaçların toprağa karışması yüzünden bir çok mezarlık çürümeyen cesetler ile kaynıyor. Otoban kenarına mezar yaparsınız. Sonra Özal'ın cesedi çürümedi diye dini hikayeler uydurursunuz. Konu tamamen aynı.

--R10.NET; Flood Engellendi -->-> Yeni yazılan mesaj 21:32:11 -->-> Daha önceki mesaj 21:24:37 --



Astronomi okudunda mı evrende herşeyin tıkır tıkır işlediği sonucunu çıkardın? Sen evrendeki karmaşayı göremiyorsan bu bilimin suçu değil. Evrende binlerce yıldız bir biri ile çarpışıyor. Karadelikler hem bir birini hem diğer yıldızları yutuyor. Bir birinin yolunu kesen galaksiler bir birleriyle çarpışıyor. Göktaşları gezegenlere çarpıyor. Dünya güneşin çevresinde dolanırken hep aynı yörüngede kalmıyor.

Sizin düzen dediğiniz şey insanların yaşam koşullarını sağlayan ekolojik koşulların 1 milyon yıldır dünyada bulunmasu. Bu koşullar her zaman yoktu ve her zaman olmayacak. 1 milyon yıl da kozmik zamanda saniye etmez. O kadar mükemmel bir sistem var ki biz bu kozmik sistemin işleyişini bozabiliyoruz, ozonu delebiliyoruz, karbonu arttırıp sera etkisi yaratabiliyoruz.

Siz bilimi sadece kendi inancınızı ispat için kullanıyorsunuz. Bilimsel bilgilerin de sadece dininizi ispatlayacak kısmını alıyorsunuz. Evrendeki düzenin yanında büyük bir rastlantısal kaos var. Siz bu kaosu açıklayamaz kaderdir der işin içinden çıkarsınız. Ama bilim bu kaosu açıklar. Din kim ne yiyecek ne kadar sevişecek ne kadar ibadet edecek konuları dışında hiç bir şey açıklamaz.

--R10.NET; Flood Engellendi -->-> Yeni yazılan mesaj 21:38:27 -->-> Daha önceki mesaj 21:32:11 --



teist tanrı inancının en büyük tutarsızlık ve tıkanma noktası burasıdır.
benim tanrı vardır derken tutarsızlığı aşacak bir yanıtım var ama klasik dinlerin elle tutulur bir yanıtı yok öyle inanacaksın demekten başka.
Pilot kalem gibi kıytırık bir alet bile kendi kendine oluşamazken insan nasıl kendi kendine oluşabilir diyenlere sormak lazım. Peki insan gibi kıytırık aciz bir yaratık bile yaratıcıya ihtiyaç duyarken Tanrı gibi sonsuz ilim ve güç sahibi olan varlık neden yaratıcıya ihtiyaç duymaz.
Herşeyin bir yaratıcısı varsa Tanrının neden bir yaratıcısı yok?
Çünkü bize öyle iman etmemiz gerektiği söyleniyor.
Ya görmezden gelir iman edersin, ya da klasik din tanımından dışarı çıkarsın.
Ben lise döneminde 5 vakit namaz kılmış ve geldiği dini iyi bilen bir adamım. Hıristiyanlık ve musevilik ile ilgili de çok okudum. Bir dönem kiliseye gidip misyonerlerle papazlarla direk görüştüm.
3 büyük dinin de bir çok açık noktası var ama bunları anlatıp kendi inancımın misyonerliğini yapacak değilim. Çünkü din kolaydır, faydalıdır, rahatlatır. Hazır olmayan insanların inançlarını yıkıp zor durumda bırakmak istemem.

Belirli bir düzeye gelen insanlar zaten kendileri görüyorlar açık noktaları.
Sende olaylara kendi pencerenden bakıyorsun. Bazı noktalar var ve bunları anlamak için bu sebepleri bilmek gerekiyor. O açıdan sana ne yazsam anlamayacaksın.

Tanrı var ve biliyorum diyorsun. Hak verirsin ki tanrının varlığı mantıken bulunamaz. Mantık olarak deliller ile desteklersin çelişkileri kafandan yok edersin ancak zaten ateistlerin dediği gibi ispat edemezsin.

İnsandan daha gelişmiş bir bilgisayar yapılmış olsaydı bize Tanrının olduğunu söyleyemeyeceğini düşünüyorum. Ben söylüyorum benden daha gelişmiş bir şey nasıl söyleyemesin diyebilirsin zaten aradaki fark sayesinde bunu başarıyorsun.


Bu resimde ne görüyorsun. Bir yazı görüyorsun. Aslında olmayan bir şeyi görüyorsun. Çünkü siyah bir renk değildir, olmayandır. Sen onu daha önceden tanımladığın içinse orada bir şey yazdığını hemen anlıyorsun. Bir benzetme yapmak istedim, basit ancak üstünde durup düşünüldüğü zaman bir şeyler anlamak mümkün. Bu örnekte siyahlık zihne benzer, zihin tanrıyı bilemez ve anlayamaz. (buradaki zihni bilinçten ayrı ele alıyorum, düşünme yetisi diyebiliriz) Bu mümkün değildir. Hatta Tanrıyı bırak aynı zihin insanın kendisini bile tanımlayamaz, idrak edemez. Bu hesap makinesi ile Tanrıyı ispatlamaya benzer. Bu noktayı da anlamakta çok zorlanıyorsun, çünkü bu noktayı anlamanı zorlaştıran "şey" yine sen Tanrıyı biliyorum dediğinde ön planda olan "şey" ile aynıdır. Yani bilincin devrededir. Hesap makinesi 2+2 nin cevabının 4 olduğunu söyler ancak "evet" diyerek onaylayan ise sen olursun. Hesap makinesi yada bir bilgisayar "evet" diyemez. Burada da ne demek istediğimi iyi anlamalısın. 2+2 4 ediyor der, ama sebebini bilmez. Evet böyle olmalı diyemez, doğrusu bu diyemez.

Dünya güneşin etrafında döner ancak neden döndüğünü bilemez, sen ise neden döndüğünü bilirsin. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Bir kuş uçmak için kanat çırpması gerektiğini bilir ama neden dolayı kanat çırpması gerektiğini bilemez.

Resimde insan zihni siyah olanı temsil ediyor, ve normalde tanımlanması çok güç bir şey yazıyor. Onun tanımlanmasını sağlayan ise olmayan bir renk değil o boşluğu saran diğer şeydir. Gözünü kapattığında ne görüyorsun, bir karanlık. Oysaki karanlık yoktur olmayan şeydir, ne görebilirsin nede olmadığı için olmayışından bile konuşamazsın hatta olmadığını ileri süremezsin. Gözünü kapattığında herhangi bir renk yoktur bu da yok dememe eşittir demezsin, aslında beyin zihin bu şekilde çalışır. Ancak bu karanlığı bilincin idrak edebiliyor. Çünkü orada tanımlanabilir bir şey var. Bu şekilde ışıkta aslında boşlukta yada daha doğrusu hiçlikte hareket etmez. Hiçlik zaten hiçliktir, hiçlik olsaydı zaman ve mekanda olmazdı, bir mesafe olmazdı.

Aslında yazdıklarımı ayrı ayrı düşünmek daha kolay anlaman için iyi olur. Bunun bu şekilde olması (karanlık mevzusu) Tanrının bize gizlenmesinden dolayıdır. O bizden saklanmıyor ama bizleri kendisinden gizleyecek bir evren yarattı.

Tanrı dediğimde zihninde resimdeki gibi basit ve çok az yer kaplayan bir tanımlama oluşur. Konuda yazı yazarken ise resimdeki gibi basit bir şekilde hızlıca bir tanımlama yaparız. Tanrının kendisini düşünürken ise onun büyüklüğünü kavramaya başlarız. Bir bilgisayar ile aramızdaki fark budur. Eğer bir bilgisayar gibi bilincimiz olmasaydı olaya bir resim olarak bakardık ve o şekilde basitliği ile ele alabilirdik. Düşünmeye başladığımızda ise daha doğrusu tefekkür ettiğimizde zihnimizi boşaltırız ve Tanrıyı tanımlamayız, tanımlamak yerini deneyimlemeye bırakır. Deneyimlemek yani hissetmek, yani bilmek. Kendimizi bilirken nasıl üstünde durup düşünmezsek deliller aramazsak, şüphe duymazsak Tanrıyı bildiğimizde de bu şekildedir. Bunun bu şekilde olmasının zihin ile mantık ile hiçbir alakası yoktur, bunun bu şekilde olması demek zaten kendimizin Tanrıdan farkımız olmadığının da kanıtıdır. Yani Tanrıdan gelen bir ruha sahibiz.

Bunları anlamak için kendini zorlamalı ve zihninin seni nasıl yanılttığını nasıl oyuna getirdiğini anlamalısın. Örneğin Tanrı ne kadar büyük sence? Böyle bir soru sorduğumda doğal olarak insan beyni ister istemez bir kıyaslama yapacaktır. Madde ile var olan şeyler ile Tanrıyı bir an bile olsa kıyaslar.

Oysaki Tanrının büyüklüğü üstünde konuşulamaz. Çünkü güç ve büyüklük kavramı zihnimizin bir yanılsamasıdır. Mesela, Tanrı hangi zamanda yaşıyor gibi bir soru sormaya benziyor. Ancak zihin yinede bir kıyaslama yapabiliyor.

Bu kıyaslamayı yapan zihnin yani beyindir. Tanrının olduğu bilgisini idrak eden şey zihnin yani beynin olamaz, bu mümkün olamaz. Gerekirse bu yazıyı 100 kere oku ama bu noktayı anla. Bu noktayı ya zihnin ile anla yada zihnin olmayan şeyi bolca deneyimleyerek zihnin haricinde de var olabildiğine tanık ol. Su çeşitli hallerde bulunabilir ancak aynı anda birden çok halde bulunamaz. Zihnin maddeci bir düşüncedir. Suyun katı donmuş haline benzer. Sadece katı düşünebilir, kesin kuralları vardır. Su bu haldeyken buhar gibi davranamaz. Buhar gibi davranamaz tanımlamasını insana uyarlarsak buharın ne olduğundan habersizdir. Sen zihin ile ruhunu yani Tanrıyı idrak edemezsin. Ettiğini söyleyen buna sebep olan şey zaten zihin haricindeki şeydir. Zihin haricindeki şey zaten resimdeki gibi olmayanı da ortaya çıkartır. Burada yine yoktan var etme kudreti yatıyor. Zihnin her ne kadar seni yanıltsa da yani gerçekleri anlamana engel olsa da aslında olmayan bir şeye hayat veren ruhun ona bir mevcudiyet kazandırıyor. Bu böyle olmasaydı bir bilgisayardan farksız olurduk. Bundan dolayı ne demek istediğimi çok iyi anlamazsan çelişkilerden kurtulamazsın. Zihnin ruhunun gölgesi gibidir. Oysaki gölgenin kendine has bir şekli olamaz. Gölge resimdeki yazıya benziyor, onun varlığı kendisinden değil kendisi harici şeydendir. Gölge kendisini yaratanın ne olduğunu bilemez, bu soruyu soracak gücü bile yoktur. Çünkü idrak edebilen bir varlığı yoktur. Sen bir Tanrı vardır derken bunu senin tanımlamış olduğun zihin ile yapamazsın. Sen ise bu tanımlamayı bildiğin zihin ile yaptığını sandığın için yanılgıya hataya düşüyorsun. Varlığın ile varlığını inkar ediyorsun. Yokluğun ile zaten bir şeyi inkar edemezsin, çünkü inkar etmek için var olan üstünden konuşabilirsin. Ateistlerde Tanrıyı inkar ederken bu noktayı bilmezler ve anlayamazlar. Sende maalesef bu hataya düşüyorsun ve ruhunu inkar ediyorsun. Ruhun olmasaydı şuan ki zihnin bildiğin zihin olmazdı bir bilgisayar gibi cansız olurdu.

Ateistler soruyor herkes Tanrı var diyor ama kimse araştırmıyor! Tanrının varlığını bilirsin, hissedersin ve bunu dile getirirsin. Kuş misali vermiştim, kuş uçması için kanat çırpması gerektiğini bilir ancak neden kanat çırpması gerektiğini bilmez. İnsanlarda Tanrının varlığını bilirler ancak neden bildiklerinin farkında değillerdir. Bu Tanrı yoktur dememize sebep olmaz ve olmamalı, aksine neden insanlığın çoğunluğu sorgulamadan inanıyor diye durup düşünmek gerekiyor. Sorgulamadan inanmak değil bildiğini sorgulamamak doğru bir yaklaşımdır. Ben kendi varlığımı sorgulamam çünkü buna ihtiyaç duymam. Ancak kendimi anlamak için bile aynaya ihtiyacım vardır. (Hiç aynaya bakmamış bir insan acaba kendi varlığını nasıl hisseder? )

Lakin kendi varlığımı sorgulamaya başlarsam bu varlığımı sorgulamak olmaz bundan dolayı işin ucu başka taraflara gider. Aslında ben yokum zihnim var olduğumu sanıyor çıkarımında bulunabilirim. Bu mümkün mü yahu! Olmayan bir şey var olduğunu da sanmaz. Bir bilgisayarın ben varım olabilirim demesi gibi saçma bir şeydir. Bu bilgisayar isterse insandan daha gelişmiş olsun. Zaten teknoloji eninde sonunda böyle gelişmiş bir bilgisayar yapacak ve buna şahit olacağız. Ben desem ki var olduğunu bana ispatla. Elim var ayağım var neticede ben varım. İdrak gücü zayıf olanlara bu şekilde anlatırsın. Halbuki ben varlığımı sana ispatlayamam sen beni deneyimleyerek bana ulaşırsın. Beni deneyimlemek içinde sevmen lazım. Sevmek atomik parçacıklarının kurduğu iletişime benzer, aralarında bir enerji akışı olur. Sevmeyerek yine deneyimlersin ancak sadece varlığın söz konusu olduğunu anlarsın. Sevmemek zıt kutup gibidir, birbirlerini iterler dolayısıyla aralarındaki mesafe çoğalır, mesafe çoğaldıkça aralarındaki iletişimde orantılı olarak azalır. Sevmek bundan dolayı güzel olandır. İçinde sevgi olmayan birisine Tanrıyı istediğiniz kadar ispatlayın boşa kürek çekersiniz. Benim gözümde Tanrıya inanan ve inanmayan yoktur, seven ve sevmeyen vardır. Kendisini inkar eden birisini hiç gördünüz mü, hastalığı olmadığı sürece bu mümkün olamaz. Ancak kendisini sevmeyen çok sayıda insan mevcuttur. İnsanın kendisinden ve Tanrıdan habersiz olması söz konusu olamaz, yok öyle bir olay bunu kafanıza sokun. Bakın biz ne diyoruz inancı yoktur doğru yolu bulmasına yardımcı olalım. Peki zaten bizleri yaratan yaratıcımız bizim iyiliğimizi neden istemesin? O bilmiyor mu delil isteyeceğimizi, ispat istenileceğini. Peki zaten bilimi fizik kurallarını yaratan bu güçten yoksun mu.
Allah'ın her şeye gücü yeter ancak kimse kimseyi zorla sevmez. Bu bir sınav ve sınavın parçası diyorsunuz, yapmayın Allah aşkına. Bir sınavdayız ancak bildiğimiz adlandırdığımız şekilde değil. Allah bizlerin iyiliğini isterken aynı anda neden bizleri başı boş uçurumun kenarında bıraksın ki. Ayağımızın tökezleyeceğini bilmiyor mu? İşte mesele bunlar değil, Allah bizlerin ona olan sevgimizi sınıyor.

Her zaman yazıyorum insan inanmadığı yok saydığı bir şeyle uğraşmaz. Bir çok ateist ise tam tersine bunu yapıyor. Şeytan ne üstüne yemin ediyor Kur'an'da? İnsanları yoldan saptıracağım diyor. Hani bana şeytanı göstersenize nerede. Sonrada diyorlar ki Allah kitabında hakaret ediyor. Bundan habersiz olan bir müslümanı kandırabilirler, kendilerini de kandırabilirler ama şüphe içine düşmüş birisi ile inkarcılığı adet ediniş birisi arasında dağlar kadar fark var.