Hocam bu ülkede inançlı olanlar ile inançsızlar hiç bir zaman birbirine saygı duymamış, duymayacaktır. Ama hatanın büyük oranda dindar olduğunu öne süren insanlardan kaynaklandığına inanıyorum. Çok basit bir ifade ile bugün İslam adı altında yapılan pek çok şey, inançlı insanların hoşuna gitmediği zaman "gerçek islam bu değil" şeklinde savuşturulur. Yanlış olmasın ama 63 - 64 tane nüfusun yarısından fazlası müslüman olan ülke var. Ben merak ediyorum gerçek islam nerede? Bu sadece islamla da alakalı değil, tüm dinlerde aynı durum söz konusu. Hatta Katolik mezhebinde daha koyu düşüncelere sahip insanlarda var.
Sözün özü, sadece saygı çerçevesinde konuşacağımız bir ortam oluşursa o zaman bir adım ileri gideriz.
Hocam bu yazdığına ilişkin bir yorum yapmak istiyorum. Dindar arkadaşların sloganlarından sıkıldım. Bilimsel bir fikir alışverişi yapmak istiyorum. Hayatından pozitif bilim disiplinin ne olduğunu anlayamamış ama pozitif bilim disiplini ile üretilmiş bilgisayarlar, yazılım mimarileri üzerinden karnını doyuran insanlardan sıkıldım.
Dünya'da gerçek islam nerede? Aslında gerçek islam diye bir şey yok. Gerçek islama ulaşılma ihtimali de yok. Dünya'da kaç müslüman varsa o kadar farklı islam var.
Nedenini basitçe açıklayayım. Yukarıda ne okuduğumu soran arkadaşlar olmuş. İletişim okudum. Ve basit iletişim teorisini anlatayım size.
İletişim mesaj -> verici -> kanal-> alıcı -> mesaj sırası ile iletilir. Burada verici gelen mesajı kanalın taşıyabileceği türe çevirir, kanaldan geçen mesaj alıcı tarafından tekrar mesaj haline getirilir.
Bu süreçte mesaj her zaman kayba ya da bozulmaya uğrar. Hem de her zaman. Yani mükemmel ve kayıpsız iletişim bugün için mümkün değildir. Mesela televizyonda izlediğiniz bir canlı bir futbol maçında bile aslında mesaj kayba uğrar. Çünkü görüntüyü kodlayan kameranın bir renk uzayı ve çözünürlük sınırı vardır, görüntüyü ileten frekansın pal-secam-ntsc diye farklı görüntü kodlama sistemleri vardır, ve en son televizyonunuzun ekranının tüplü olması, led olması, lcd olması görünen rengin şiddetinin keskinliğinin değişmesine neden olur. Görüntü iletmek gibi çok nesnel bir alanda bile staddaki çimin rengi senin televizyonundaki renk ile aynı olmayacak benzer olacaktır. Oysa din gibi Tanrının insanlara belirli bir dilde yazdığı kitap üzerinden gönderilen mesajda kayıp çok daha fazla olacaktır.
Lisan yani dil bir iletişim kanalıdır. Sen bir şey düşünür ve hissedersin. Sonra onu kelimelere çevirir, transfer edersin, karşı taraf da duyduğu bu kelimeleri tekrar anlamlandırır ve mesaja çevirir. Oysa dil kaybı büyük bir iletişim kanalıdır.
Ben aşk dediğimde sen kendi deneyimlerin sonucu beyninde oluşan aşk kavramını algılarsın. Sen 14 yaşında bir ergensen aşk senin için platonik sevdiğin komşu kızıdır, 25 yaşına bir erkek için hayatını adayacağı bir kadın, 45 yaşındaki adam için şehvetin gözü karartması, Mevlana için ilahi aşktır. Ben aşık oldum dediğimde benim nasıl bir duygu hissettiğimi herkes farklı anlar. Kelime ne kadar aynı anlamı içeriyor gibi görünse de mesaj bir duygudur ve bu duygu herkeste farklı tanımlıdır. Demokrasi dediğimde ben, bunun nasıl bir demokrasi olduğu, ideal demokrasinin nasıl olması gerektiği her insanda farklı anlaşılır.
Bu aynen dinde de bu şekilde. Tanrı komşuna iyi davran dediğinde, bu biri için sahip olduğu herşeyi komşuları ile sevdikleri ile paylaşmak iken başkası için komşusunun gürültü yapmasına daha kibar şikayette bulunmanın ötesine geçmez. Biz size şah damarınızdan daha yakınız ayetini biri tehdit olarak algılar korkar, diğeri Tanrı benim içinde diye anlar.
Anlamı en çok kayan kelimeler yargısal kavramlardır. İyi, kötü, güzel, çirkin, doğru, yanlış vs.
Aslında tüm dinler bu anlam kayması geniş yargısal kavramlar üzerine kuruludur ama anlatmak istediğim bu değil.
Tanrı insanlar ile lisan aracılığı ile iletişim kuruyor. Koskoca evreni yaratan bir tanrı var. Ve bize o tek cilt bir kitap gönderiyor insanlar cilt cilt ansiklopediler yazarken. Uzman Tv videolar ile dünyayı anlatırken, Tanrı bize bir kitap gönderiyor.
Ve kitap üzerinden iletişim çok sorunludur. Herkes farklı özelliklere sahiptir ve farklı bir hayat yaşar. Bu yüzden herkesin ihtiyaçları, beklentileri, ve deneyimleri farklıdır. Oysa bilimsel olarak algıyı etkileyen iç faktörlerin en önemlileri beklentiler, ihtiyaçlar ve deneyimlerdir.
O nedenle bir kitabı okuyan herkes benzer bile olsa farklı yorum çıkarır. Beklentileri ihtiyaçlar deneyimler ne kadar değişirse aynı mesaj o kadar değişik olarak algılanır. Ve dinde mesaj bir kez iletilmez. Kitap olarak gelirken kayba uğrar, tefsire çevrilirken bozulmaya uğrar, başka dillere çevirilirken kaybe uğrar, size mesajı anlatan imam hoca din öğretmenine gıcık olmanız bile mesajı bozar, hatta youtubeda izlediğiniz yeni nesil dinci standupçılar bile mesajın yeniden kodlanmasıdır. Araya daha çok alıcı verici girdikçe mesajın kaybı ve bozulması da artar.
Yani bütün bu din kavgalarının sebebi dini mesajı tek tipleştirme savaşıdır. Çünkü tek tipleştirilen mesaj olmadan dinin üyelerini bir arada tutamazsınız. Tüm mezhepler, savaşlar mücadeleler, kendi tek tip mesajına daha çok insan katıp politik olarak kendi mesajının hüküm kurması meselesidir.
Sorsan herkesin kafasında bir islam var. Ve kendileri gibi olmayanların islama dahil olmadığını söylüyorlar. Aynı kitabı okuyan iranlılar bizi beğenmez, biz iran gerçek islam devleti değil deriz. Aynı kitabı okuyan Işid bize kafir der, biz Işide terörist deriz. Herkes aynı kitabı okuyor ve bunu en iyi ben anladım diyor. Oysa kimsenin en iyi anladığı falan yok. Herkes kendine göre yontuyor.