abcgrup adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Bakış açın yanlış değil ama bir pencereden bakıyorsun maddeci düşünce biçimi ile. Ben zaten yazımda bunun üstünde durmadım. Bir insan çok fakirken yaşadıkları da aynen gerçektir ve katlanacağı hayatı çok iyi bilmektedir. Acılarının geçeceği umudu ile yaşamaz daha çok bu acıların kendisine güç verdiğini ve alacağı ödülü bilir. Birde şöyle bir şey var, devamlı zenginlere bakarak acısına yok yere acı katanlar. Bazende hiç yokken acıya kendimizi atarız göğsümüzü gererek. Acılar zaten bir ızdırap değil bir deneyimdir. Öyle olmasaydı kimse kimse için elini ateşe sokmazdı. Bile bile göre göre...

Hayat zaten çekilmez acı dediğin nedir ki? Göreceli bir kavram olduğu için anlamanı pek bekleyemem ama anlamaya çalışman sana bir şeyler katar. Bir kuşun kafeste kalması gibi yada bir insanın hapishanede kalması gibi insan ruhuda bu dünyada neye sahip olsa da geldiği yere göre çok çok karanlık bir yerdedir. Gökteki yıldızlar sadece insanda var olan gerçekleri anlatmak için yaratılmıştır. Elbette her insan bir yıldız olabilir zaten bundan dolayı acı çekiyoruz. Hani bir tabir vardır beni öldürmeyen acı güçlendirir. Bir elmas taşını düşün yüksek basınç ve sıcaklık ile birlikte oluşuyor. Acılarda insanı olgunlaştırır güzelleştirir ve şekillendirir.

Enerji olmasaydı madde de olmazdı. Enerjinin bu denli kendini hor görmesinin sebebi ne ola ki. Belkide bir kalıba bedene girerek kendini sınıyor. Ama maddede ki bu kaygı nedendir, neden madde ışıktan kaçar. Ha gülüm söylesene insan neden aslını inkar eder, o hafıza o beyin sende de var bende de. Kafese çok mu alıştın yoksa gerçekleri araştırmaktan mı korkuyorsun. Hafızan sana kısır bir döngü içerisinde olduğun gerçeğini gösteremiyor mu. Her gün uyandığında hafızan tazeleniyor mu, bunun için mi sen her gün yeni bir güne başladığını sanıyorsun. Güneş hep orada duruyor, dünya sırtını dönüyor ve sen güneş yok diye gidip uyuyorsun. Uyuyup tekrar kalkmaktan bir kez bile olsa şikayetçi oldun mu? Yoksa uyuduğunda ruhunun güzel bir yerlere yolculuk yaptığı için uyku saatini mi kolluyorsun. Akşama kadar çalıştıktan sonra gidip evimi yatayım diyorsun değil mi. Ödülünü biliyorsun yani bir nebzede olsa. Yok bence şimdi sen dersin ki yorulduğum için ve uyumak zorunluluğum olduğu için yatıyorum. Sence uyumak mı bir uyku halidir yoksa sen burada hafızana bakarak çözümleme yaptığın sırada mı uykudasın. Şimdi bu yazıyı okurken uykudasın. Çünkü ilgin ve enerjin tamamen maddeye odaklanmış durumda, bedenini kontrol ediyorsun bu sayede. Çok bilmek önemli değildir, farkında olmak önemli olandır.

Oku daha sonra beyninde ki bilgileri tara ve bir çözümleme yap sonrada yaz. Bunun aynısını bilgisayarlarda yapıyor. Aradaki farkı söyle bana bakalım. Aradaki fark bilincindir. Bilincinin olması da yetmiyor farkında olmalısın. Her ne kadar sen buraya bir şey yazarken bilincin devrede olsa da bilincinin ne yapıyor oluşunun nerede olduğunun farkında olmalısın. Örneğin bu yazıyı okurken biran önce okumayı bitirip cevap vermeye geçmelisin, içgüdün senin bilincini bu yönde baskılar. Cevap verince eline ne geçecek, yada bugüne kadar ne geçti bunları iyice bir durup düşün. Neden cevap vermeliyim?

Susmam için mi? Susmam sana ne kazandıracak. Sen daha bilgili olduğun için mi? Daha bilgili olduğunu kanıtlamaya gerek yoktur. Yoksa kendine mi bir şey kanıtlamak için çalışıyorsun bunu da bir düşün. Evet bence son dediğimi yapıyor olabilirsin. Sadece sana söylemiyorum çünkü bunları hepimiz yapıyoruz. Çünkü maddeden ibaret olan egomuz kendi varlığını devam ettirmek için aksi bir görüşe devamlı surette karşı çıkar. Kendi varlığını ise devamlı yine kendisine kanıtlamalıdır ki hiçbir sızıntıya izin veremez. İzin vermesi demek kafesin küçük kapısının açılmasına benzer. İnsan buna müsaade etmez, çünkü o kapı açıldığı zaman bilir ki kuş orada fazla durmaz çıkmaya çalışır. Müslümanım diyerek haddinden fazla maddeci bir tavır sergileyen insan ise yerdeki pisliklere tenezzül eden bir bülbüle benzer. Bülbül güzel diye ona bir tuzak kurarlar ve kafese kapatırlar. O kafesten de sittin sene çıkamaz ölmeden önce. Madde parçalanmaktan korkar çünkü kaybolup gideceğini sanır, enerji olarak özgür olmaktansa diğer maddelerin çekiminde bir sağa bir sola dalgalanmaya razı gösterir. Bu dalgalanma öyle çoğalır ki madde durup düşünür ben ne yapıyorum der kendi kendine, o anda özgürlüğü seçer. Ama bu noktaya gelmesi için illaki acı çekmesi lazımdır bu sayede özgürlüğün kıymetini daha iyi anlar. Yada iki karşıt madde birbirini bulup kavuşursa özgürlüğe kısa yoldan ulaşırlar. İki insanın aşık olması ve evlenmesi gibi. Aşık olan birisinde benlik olmaz, öyle ki kendisini unutur gider. Bu akla ters gelir, akıl bu işin sırrını çözemez. Kendisine zararı olduğunu bildiği halde akıl, can ile baş edemez.

Ne kadar acı çekeceğin beni bağlamaz, özgür olman da beni bağlamaz çünkü illaki her insan özgür olacak çünkü özümüz bu. Peki bağlamıyorsa ben neden yazıyorum. Ne demiş Mevlana önce oku bir şeyleri anladığın zaman yazmaya başlarsın, yazdıkların seni destekler. Sonra zaten gerçekleri görünce yazmaya gerek kalmaz. Yazan kalem mi yoksa kalemi tutan bir el var mı?

Akıl, canla anlayış elde etmiştir, canla aydınlanmıştır; artık can nasıl olurda aklın buyruğuna girer.

Can akla tesir eder de, o yüzden akıl, bir karara varır.

Padişah cana benzer, vezir akla. Bozuk akıl canı kötülüklere götürür.

Kendi havanı, kendi dileğini vezir yaparsan, tertemiz canı-ı namazdan da alı kor niyazdan da. Çünkü bu nevanın, bu hevesin, gözü açtır; içinde bulunduğu çağı görür ancak; akılsa din gününü düşünür.

Akıl ikidir:
Birincisi çalışarak kazanılan akıldır; onu mektepteki çocuk, nasıl bilgi bellerse o çeşit beller, öğrenir elde edersin.

Öbür akılsa Allah ihsanıdır; onun kaynağı can içindedir.

Tahsille elde edilen akıl, ırmaklara benzer, yataklarında akar da eve öyle varır, ulaşır.
Aktığı yol bağlandı mı akamaz. Sen kaynağı kendi içinde ara.

Akıl cesede: a cansız der, dönüp varacağın denizden bir koku aldın mı hiç?
Ailenizde ya da mahallenizde hiç bir ruh hastası var mı?
Hani deli dediğimiz türden. Ya da psikotik sorunları olan insanlar ile hiç yakın iletişim kurdunuz mu?
O can, o parlak ruh var ya?
Öyle kimyasal maddeler var ki mevlanayı psikopat bir katile dönüştürür.
Öyle kimyasallar var ki Hitler'i yahudi huzurevinde gönüllü hademe yapar.
Davranışı, kavrayışı bu kadar kimyaya, maddeye bağlı bir bedende materyalist düşünmemek de bana ilginç gelmiştir hep.
Siz bir dünya öğreniyorsunuz kendi inanç sisteminize uygun, sonra gerçek dünyayı bu dünyaya uydurmaya çalışıyorsunuz.
Oysa gerçek dünya öyle değil.
Seri Katil denilen adam ışığı bulamamış bir ruh değil, beynindeki kimyasalları yanlış çalışan bir hasta. Birinin böbreği hastalanır idrarı kanlanır, birinin beyni hastalanır davranışları bozulur.

Bir de evet her insan bir yıldızdır.
Evren ilk oluştuğunda ortaya çıkan ana eleman hidrojendir.
Daha sonraki kimyasal reaksiyonlar ile diğer elementler türemiştir.
Biz karbon temelli bir yaşam formuyuz. Vücudumuzdaki proteinlerdeki karbon, kemiklerimizdeki kalsiyum milyarlarca yıl önce bir yıldızın çekirdeğinde oluştu. Çürüyen bedenimize giren çıkan materyaller zaten milyarlarca yıldır var olan kimyasal maddeler.
Üstelik demir gibi ağır metaller de bir süpernova içinde oluştu.
Yani materyalisy olarak da aslında hepimizin hamurunda yıldız tozları var.