Bu konularda aslında hem bilimsel hem de teolojik olarak ciddi tartışmalara (kavga ve sataşma değil, konuşma muhabbet diyebiliriz ) girebilirim.
Ancak arkadaş felsefik olarak konudan bahsetmeyelim demiş.
Bilimsel olarak ortaya atılan kuramların bir çoğu öngörüdür. Teorik fizikçiler bir takım öngörülerde bulunurlar daha sonra klasik fizik bunları ispatlamaya çalışır.
Zaman özel ve genel görelilik teorilerine göre farklı anlatılmıştır. Daha doğrusu uzay-zaman ilişkileri farklı ele alınmıştır.
Temelde paralel evren dayanağı büyük patlama sonrasında ortaya çıktığı iddia edilmiştir. Ancak büyük patlama da dahil olmak üzere bir çok teori deneylenemez durumdadır.
Bilim aslında bilim felsefesi veya bilimsel felsefe ve deneylenerek yanlışlanan veya doğrunulan kısım olarak ikiye ayrılır.
Temelde her ne kadar bilimsel denilse de teorik fizikçilerin öngörülerinin büyük çoğunluğu deneylenemez durumdadır.
Örneğin Quantom fiziğine göre duvara yaslanan bir kütle, duvar tarafından emilebilir. Ve nihayetinde başka bir yerden dışarıya atılabilir. bu işlemin olasılığı 100 Milyon yıldan başlar ve artar. Bir insanın bu durumu kabaca 100 yıl yaşadığını var sayarsak 1 milyon kat ömrünü arttırması gerekir ki deneyi gözlemyebilsin. Ayrıca en az bu kadar yıl boyunca bir nesnenin duvara yaslanmış şekilde olması gerekir.
Aynen böyle büyük patlama da teoridir. Evrenin balon gibi her yöne ( merkezden dışarıya doğru ) genleştiği var sayılarak zamanı geriye doğru işletilmesi ile ortaya atılmış bir teoridir.
Yani kabaca 14 Milyar yıl ( 13 veya 14 küsür diye açıklamalar var ortalama yazdım ) önce olmuş bir olay öngörülmektedir. Bunun açıklaması basit manada doğrulama yöntemidir. Matematikte yapılan işlemler tersine işletilerek doğrulama yapılır. Teorik fizikçiler de aynı mantık ile hareket etmektedirler.
Zaman kavramının oluşabilmesi için kütle ve uzay ilişkisi gereklidir. Uzay veya kütle olmaz ise otomatikmen zaman da olmaz. Ve Einstein ın teorilerinde bahsettiği olay, kütle ışık hızına ne kadar yaklaşır ise zaman diğer kütlelere göre farklı işler.
Yani teorileri hiç birinde zamanda yolculuk kavramı ele alınmamıştır. Atomik saatlerde yapılan deneylerde saatlerin birbirirlerinden daha az veya daha çok süre geçtiğini bildirmektedir.
Zamanda yolculuk meselesini hiç bir bilim adamı ( ışınlanma olayı dahil, ışınlanma için atomlara parçalayıp daha sonra birleştirilmesi gerekiyor bu konuya girmeyeceğim ) müspet olarak mümkün olabileceğini söyleyemez.
Zamanda yolculuk konusu insanlığın ilgisini çekse de mümkün değildir. Solucan Delikleri teorisine göre ( a4 kağıdını iyice kıvırmadan 3 e katlayın ) bir noktadan eğriler üzerinde başka bir eğriye gidilebileceği öngörülmektedir. Ancak öngörülerin hiç birinde zamanda ileriye veya geriye gidilebileceğine garanti edilmez ve üstelik zamanda yolculuk ile alakalı istenilen tarihe gidilmesi mümkün değildir.
Burada felsefecilerin ortaya attığı başka bir paradoks oluşur. Diyelim zamanda bir şekilde yolculuk oldu. Geriye gittik, dedemizi biz doğmadan öldürdük. O zaman biz dünyaya gelemezdik. Dünyaya gelemeyeceğimiz için zamanda seyahat edemezdik.
Yine felsefeciler zamanda ileriye gidildiğinde bir insanın ölümünden sonraki bir tarihe gittiğinde o kişinin ölüp ölmeyeceğinin garantisinin verilemeyeceği söylenir.
Çünkü zaman kavramı uzay ve kütle kavramı ile var olduğu için, sizin sahip olduğunuz kütle muhtemelen ya yok veya işlevsiz halde olacağı için zaman kavramı ( seyahat eden için ) ileriye veya geriye doğru açıklanamaz.
Zaman kavramı eğlencelidir.
filmlerde sadece kafanızı karıştıracak ve felsefeciler ile bazı teorik fizikçilerin ortaya attığı fikirleri kullanarak insanları heyecanlandırılar.
Örneğin higgs bozonu gibi. Higgs büyük patlama esnasında ortaya çıktığı söylenen ve fizikçilerin ortaya koyduğu bazı kuramların tutarlılıklardaki önemli bir parçayı oluşturmaktadır.
Yani basit olarak açıklamak için bir teneke düşünün. Patlayıcı madde dolu ve birden patlıyor. Fizikçiler diyor ki bu patlamanın gerçekleşmesi için bir madde lazım.
Higgs de buna benzer bir madde. Analojiyik bir açıklama ile anlatılan bir madde. Peter Higgs bir kitap yazar ve bu parçacık ile ilgili "God Dammn" gibi bir ifade kullanır. Yani Tanrının belası bir parçacık. Yazdığı kitabı basacak olan yayın evi bu ifadeyi "Tanrı Parçacığı" olarak değiştirir ve bu olay birden dünyanın gündemine oturur.
Adı tanrı parçacığı olunca sanki bulununca yaşamın sırrı çözülecek diye düşünen ilgili ilgisiz herkesin gündemine girdi. Bakınız Popüler Bilim.
Zamanda yolculukta aynı böyle bir şey. Prim yapan ve insanların merakını cezbederek bir takım odakların nemalandığı bir olay sadece.
Eğer istek olursa teolojik ilişkileri ve biraz daha felsefik boyutuna da girerim müsait olunca...